Etiket arşivi: SİYASİ DOSYA

SİYASİ DOSYA /// AHMET TAŞGETİREN : SİYASETİN ÖTESİNDE BİR İNSANİ SORUNU TARTIŞIRKEN


Geçen hafta deyim yerindeyse bir çocuğumuz daha oldu: Kız-erkek öğrenci karma evlerini tartıştık hafta boyu.

Başbakan olmaz dedi, birileri de bal gibi olur, dedi. Tartışma belli ki sürecek.

Herkes biliyor ki, Başbakan’ın tavrının toplumsal boyutta önemli bir karşılığı var. Toplum bazı odaklar tarafından sürdürülen “yaşam tarzına baskı” temasını, onların beklediği ölçüde satın almıyor. Aksine o çevreler her gün biraz daha marjinal bir çizginin savunucusu haline geliyor.

Şöyle bir sözü toplumun önüne koyduğunuzda, mesela bir gazetenin manşetine çıktığınızda yüzde kaç alıcısı bulunur?

“-Kız kızla da sevişir, erkek erkekle de, kim ne karışır?” (Bu yazıldı Türkiye medyasında)

“Avrupa normları”nda kimse karışamaz, doğru.

Belki Türkiye’de de yasal anlamda kimse karışamaz.

Ama bizim toplumumuzda “ultra modern” diye nitelenebilecek kesimlerde bile bu çizgi, sapkınlık çeşitleri içinde değerlendirilir.

Evet, bizim toplumumuzla Avrupa standartları arasında ciddi fark vardır.

Muhtemel ki Avrupa’da da, bizim “muhafazakâr değerlerimiz”le uyum içinde bir toplum kesimi vardır ama orada dava önemli ölçüde kaybedilmiştir.

Onun için ailenin tükendiği, evlilik dışı ilişkilerin yaygın olduğu, onun için yaşlanmanın en yakıcı toplum gerçeği haline geldiği, onun için eşcinselliğin tırmandığı, iki erkeğin evlenmesinin bakanlıklar seviyesinde bir olay niteliğine büründüğü, buna rağmen, cinsel doyumsuzluğun yol açtığı eş – metres – sekretere cinsel taciz vs ilişkilerinin, cumhurbaşkanlıkları seviyesinde yaşandığı (örnek vereyim mi?), kürtajın çok küçük yaşlarda devreye girdiği, annelerin erkek arkadaşı ile sokağa çıkan kızına doğum kontrol hapı ya da prezervatif verdiği, evlilik dışı doğan çocuk sayısının tavan yaptığı, terk edilen ya da hastane bahçesindeki çöp konteynırına atılan bebekleri kurtarmak için hastane bahçelerine bebek kutularının konduğu bir dünya vardır.

Evet, bütün sosyal imkanlar sağlanmıştır; kadınlar için sığınma evleri, terk edilen çocuklar için sosyal yardım kuruluşları vs… Hollanda gibi ülkelerde uyuşturucu satışı bile serbest hale getirilmiştir, uyuşturucu kullanımı önlenemediği için… Ama “aile boyutu”nda insan soyunun devamını olumsuz anlamda etkileyecek bir tıkanma da vardır ve Batı dünyası, bunu ortadan kaldıracak bir tılsımlı formül bulmakta zorlanıyor.

Sorun şudur:

Türkiye öyle mi olsun, yoksa aile konusunda henüz sahip olduğu, ama sarsıntı geçirme istikametinde belirtilerin çoktan ortaya çıktığı yapıyı korumak için özen mi göstersin?

Hatta belki Batı dünyasının önüne, “Aile konusunda her şey, sizde olduğu gibi olmak zorunda değil, başka bir alternatif var” gibi bir iddia ile mi çıkılsın?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışmaları var.

Mesela kadının hem anne olabilmesini hem de çalışma hayatı içinde bulunabilmesini sağlayacak formüller üretmeye çalışıyor.

Çünkü çalışma hayatı içine giren kadın, çocuk dünyaya getirme, ona bakıp büyütme imkanından önemli ölçüde mahrum kalıyor ve bu da “çocuk ve kadın” denkleminde önemli kopukluklara yol açıyor.

Evlenip çocuk sahibi olmama, evlenmeme, evlilik dışı birliktelik, evlilik dışı ilişkiden hamile kalma, çocuk aldırma vs… Sonrasında yalnız yaşlanma, onun getirdiği ruhsal problemler…

“Batı dünyasında sonuçları artık akut ölçüde yaşanan bu sürecin Türkiye’de de yaşanmasının önüne geçilebilir mi?”ye kafa yoruyor Aile Bakanlığı…

Bu çalışmalar bile, azgın bir modern çevre tarafından “kadının çalışma hayatından çıkarılması ve kafes arkasına kapatılması” diye algılanabiliyor.

Ben insanoğlunun aileye yeniden döneceğine, yeniden anne-çocuk ilişkisindeki yüksek değeri arayacağına, cinsel savruluşların insanlık planında ödettiği bedelin farkına varacağına ve bu konudaki “din duyarlılığı”nı gündeme alacağına inanıyorum.

Olay sayın başbakanın içinde yer aldığı siyasal tartışmaların çok ötesinde bir insani sorun olarak gündemde yer almalıdır.

Belki sayın başbakandan beklenen de bu tür konuları, insani sorun boyutuyla gündeme getirmesi ve siyaseten karşı çıkışlardan korumaya dikkat etmesidir.

SİYASİ DOSYA : Tek parti dönemini tarihçilere bırakalım


CHP Grup Başkan Vekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce.

CHP grubu adına yaptığı konuşmada “Başörtülüler de bizim bacımız” sözleri ile alkış alan CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, İstiklal Mahkemeleri başta olmak üzere Tek Parti Dönemi’nin de tarihçilere havale edilmesini istiyor.

Herkeste bir heyecan. Acaba CHP değişiyor mu? Meclis’te başörtüsü yasağının arkasında durmayarak sorunun çözümüne katkıda bulunan ana muhalefet partisi, statükodan yana tavrını terk mi ediyor? Temel insan hakları ve özgürlüklerin savunucusu bir parti hüviyetine mi bürünüyor? Aklımda bu sorular, Meclis’in yolunu tuttum. Tarihî oturumda CHP grubu adına konuşan ve “Başörtülüler de bizim bacımız” sözleri ile alkış alan CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce ile buluştum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmadan evvel kullandığı odada görüştük. Yolsuzluk dosyaları taşınmış. Duvarda asılı Uğur Mumcu fotoğrafı dikkat çekiyor. İnce, yurtdışından yeni dönmüş, biraz rahatsızdı. Yine de sorularımı cevaplarken Meclis’teki performansını aratmadı.

AK Parti’ye sert eleştirilerini sürdürdü. Aleviler dışında inanç gruplarının hiçbirinin mağdur olmadığını söyledi. İnce, Yalova milletvekili, fizik öğretmenliğinden geliyor. Dershane işletmiş. 28 Şubat sürecinde başörtülü bir öğrencisi hakkında bilgi isteyen bir Batı Çalışma Grubu (BÇG) subayını terslediğini söylüyor. Cumaları kaçırmıyor, kendi ifadesi ile ‘54 hafta camiye gidiyor’. Hac görevini de ifa etmiş. Ailesinde başörtülüler var. Ona göre, din vicdan işi, ibadetler Allah’la kul arasında kalmalı. Muharrem İnce’nin laiklik ve rejimin geleceği ile ilgili kaygısı yok, topluma çok güveniyor. Başörtüsü yasağının üniversitelerden sonra Meclis’te de sona ermesinde rol oynayan CHP’nin inanç özgürlüğüne yaklaşımı İnce’nin cevapları arasında bulunuyor. Değiştiler mi yoksa mecbur mu kaldılar? Yorum sizin…

-CHP daha önce kamuda, üniversitelerde ve Meclis’te başörtüsüne karşıydı. Ancak şimdi bir tavır değişikliği oldu. Bunun sebebi nedir?

Başörtüsü konusunda bir istismar vardı. Bir mağduriyet edebiyatı… Başbakan “Bu Allah’ın emridir” diyor. Allah’ın emri bir tane mi? Tartışmalara bakın? Başörtüsü, içki; tartışmalar bunlar üzerinden gidiyor.

-Bu siyasi bir hamle mi o zaman?

Biz kadınların ya da erkeklerin kıyafetleri üzerinden tartışmayı modası geçmiş bir tartışma olarak görüyoruz. İstediklerini giysinler, hiçbir itirazımız yok. İkide bir çıkıyor “Benim başörtülü bacım” diyor. Başörtüsüzler senin bacın değil mi? Bu doğru bir yöntem değil. Bu toplumu böler. Başörtülü de başörtüsüz de benim bacım.

-Bu sözleriniz çok alkış aldı.

Alkış almasını da anlayamıyorum. Çakma bacımdan söz etmiyorum. Gerçek bacımdan söz ediyorum, öz ana baba kardeşimden. Siyasi söylemde bulunmuyorum. Bunu söyleyen bazı AKP’lilerin bacılarının başı açık.

-Şafak Pavey, “Sekülerizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var” dedi. Sizce laiklik ve rejim endişesi var mı?

Benim hiçbir kaygım yok. AKP’nin şeriat getireceğine inanmıyorum. Parayı bu kadar seven insanın şeriatı getirmesi mümkün değil. Kol kalmaz bunlarda. Maddi çıkarları uhrevi çıkarlarının o kadar önünde ki bunların. Devrimciler böyle değil. Biz de biraz bozulduk. Biz de biraz nasibimizi aldık. Ama bu kadar değil.

-CHP’de laiklik endişesi taşıyanlar yok mu? Tavır değişikliğiniz ne tür tepkilere sebep oldu?

Küçük bir kesim var. Tabanın yüzde 95’i, ezici bir çoğunluğu bunu doğru buldu. Marjinal bir kesim tutumumuzu beğenmedi. Ezici çoğunluk, ‘Yeter artık; işsizliği, yolsuzluğu, töre cinayetlerini, Türkiye’nin dış politikasını konuşun’ dedi. Böyle bir olumlu karşılık aldı. Ben de korkuyordum çok tepki gelir diye, gelmedi, şaşırdım.

-Meclis’te tavır için toplandığınızda yasak devam etmeli diyenler oldu mu?

Bir iki kişi dışında, 23 milletvekilinden 21’i; ‘Yeter, bu mağduriyet edebiyatından kurtulalım’ dediler.

-Kasım Gülek, Hikmet Çetin, Bülent Ecevit gibi bazı CHP’liler dindarlarla, kanaat önderleriyle yakın ilişki içindeydiler. Kılıçdaroğlu da sıcak mesajlar veriyor. Bunu nasıl okumak lazım?

Gerçek dindarların CHP’ye tam yakışacağına inanıyorum. Dinden geçinenler değil.

-Başörtülü milletvekilleri ile görüştünüz mü?

Hayır, arkadaşlar şöhret oldu. Başının dışı değil içi önemli benim için. Bir kere o kürsüye çıkmamışlar. İşsiz kadınları, töre cinayetlerini bir kere anlatmamışlar. Ben onların performansı ile ilgileniyorum.

-Türkiye’de tekke, zaviye ve cemevleri kapatıldı, din dersleri yasaklandı, ezan Türkçe okundu. Bu konularda bir tartışma yaşanıyor mu CHP’de? Bu uygulamalarla yüzleşme var mı?

Bakın tartışalım, hiç korkmayalım bunlardan. Aşırı bir laiklik hassasiyeti olmuş mudur? Olabilir. Ama şöyle düşünün; bir fetvalar dönemi yaşanmış. “Kuva-i Milliye’ye katılanlar gâvurdur, şehit olmaz” gibi fetvalardan tedirgin olmuştur Cumhuriyet. Aşırı duyarlı olmalarını anlamamız lazım. Neden öyle bakmıyoruz?

-“Tek parti döneminde hatalar oldu” diyor musunuz?

Olmuştur. Kimin yok ki! Ne demokrasi standartları ne hukuk standartları bu kadar yüksekti. Bana “İstiklal Mahkemeleri adil mi?” diye soruyorlar. Yahu, İstiklal Mahkemeleri adil olabilir mi? Ülke işgal edilmiş, kurtuluş savaşı yapacaksın, bir isyan, bir başkaldırı var. Burada adalet olur mu? “Ermeni meselesi tarihçilerin işi” diyoruz da tek parti dönemini neden tarihçilere bırakmıyoruz? Tartışalım bunu.

-CHP’yi devrim kanunlarına ve Cumhuriyet’e sahip çıkmadığı için eleştirenlerin partide ağırlıkları ne kadar?

Bakın laiklikten vazgeçtiğimiz anda ne demokrasi kalır ne cumhuriyet. Bu laikliği bir kere doğru anlamamız lazım.

-Demokrasi ve laiklikten Türkiye vazgeçer mi? Tehlike görüyor musunuz?

Böyle bir gedik açmak isteyenler var. Bana göre bunun kökleri, mayası çok sağlam. Ben Cumhuriyet’in yetiştirdiği kadrolara güveniyorum. Anadolu insanının güzelliğine güveniyorum. Anadolu insanının İslam konusunda bir sorunu yok. Başörtüsü sorununu da çözmüştür.

-Meclis konuşmanızda, “Kız kardeşim başörtülü” dediniz. Kardeşiniz neden başını örttü?

Ben geleneksel bir köylü ailesinin çocuğuyum. Baba tarafından üniversiteyi bitiren ilk kişi benim. Dört kardeşiz, ilkokulu bitiren kız çocukları başını kapatıyordu. Babam bizi tarlada çalıştırdı, hayvan otlattık, kız kardeşimi de korurdu. Onu tarlada çalıştırtmazdı. Okula da göndermedi.

-Aile başörtüsüne nasıl bakıyor?

Hiçbir sorunumuz yok. Başı açık olan var, kapalı olan var. Örneğin bir halamın dört kızı var, dördünün de başı kapalıdır. İki teyzem vardı, biri rahmetli oldu, biri açıktı biri kapalıdır.

-Meclis’teki konuşmanızdan sonra ne tür tepkiler aldınız?

Hiçbir tepki almadım. Sadece kardeşimin peşine gazeteciler düştü, onu engelledim. Kardeşimi rahat bırakın dedim.

-Aile fotoğrafı yayımladınız?

Daha önce yayımlamıştım. Orada ailenin yanında daha serbest bağlamış, normalde dışarı çıkarken daha katı kapalı bağlıyor. Anlayamadığım şu; biz sanki farklıyız. O kadar dinî görev var ki yaptığım, bunları hiç paylaşmam. Annem ve ben bilirim, yaptığımız bazı şeyler var. Neden anlatayım bunları? Allah’la aramda. Benim de var ihramlı fotoğrafım, asla paylaşmam. Siyaseti bitirirsem paylaşırım. Bunları kullanmak olur.

-Siz dine bakış açınızı doğru bir şekilde anlatmamış olabilir misiniz? İnönü’ye de, “Halkın dinî hassasiyetlerini dikkate alın, biraz Allah’tan, Peygamber’den bahsedin” diyorlar? Belki de biraz dine bakışınızı halka anlatmanız gerekiyor?

İnönü’nün evinde Kur’an okutulduğunu biliyorum. Bunları kullanmıyor bu insanlar. Bunlar gazetecilerle aramızda olacak işler değil, Allah’la aramızda olacak işler. Bazılarını anlatsam şaşırırsınız, yok canım dersiniz. Kendini Müslüman olarak tanımlayanlara bakalım biraz da, hırsızlık, yolsuzluk bunlarda. Ben 49 yaşındayım, bilerek kul hakkı yemediğimde iddialıyım.

-Toplumda ‘endişeli modernler’ veya ‘laikler’ gibi ‘endişeli dinini yaşamaya çalışan Müslümanlar’ var. Başörtüsü yasağının kalkmasında oynadığınız rolden sonra bu endişeleri gidermek için başka adımlarınız olacak mı?

CHP iktidar olsa; yüzde 3, yüzde 5 neyse inançlı bir kesim korksa bundan, bunlar ‘Eyvah bizim dinimize imanımıza karışacaklar’ diye, önce CHP olarak şöyle düşünürüm; ‘Bunların korkularını yenmem lazım. Ama hükümet öyle yapmıyor. Endişeli modernler var, bunları tam tersine kamplaştırıyor Başbakan. Türkiye’nin yüzde 30’u sol, yüzde 70’i sağ. Başbakan bundan nemalanıyor. Yüzde 30’u kamplaştırmaktan kâr ediyor.

-Böyle bir endişe olduğunu kabul ediyor musunuz?

Varsa böyle bir şey, gereksiz. Ama modernlerin endişesinin haklı olduğunu düşünüyorum.

-Dindarlar 28 Şubat başta olmak üzere olağanüstü dönemlerde çok mağdur edilmediler mi?

28 Şubat’ta haksızlıklar oldu mu? Oldu. Hiç itirazım yok. Ama bugün yapılanların yanında devede kulak kalır onlar. Bugünkü baskı, zulüm 28 Şubat’la kıyaslanamaz. Ne oldu 28 Şubat’ta? Ben dershane müdürüydüm. Bir subay geldi, öğrenci listesini istedi. ‘Senin dershanende başı kapalı bir kız varmış’ dedi. ‘Var, ama o mezun bir çocuk. Onun başına saçına karışamam, başı kapalı da girebilir. Sonra neden subaylar bu işe bakıyor ki, millî eğitimin müfettişleri var, onlar karışmalı’ dedim. O yıllarda dershaneler arasında ayrım yaptılar.

-Nasıl?

Atatürkçü, laiklik yanlısı bir dershane olarak biliniyorduk. Bizim dershaneden kazanan çocuklar harp okullarına gidiyordu ama rakiplerimden kazananları almıyorlardı. Bunu o gün gelen subaya söyledim; ‘Dershaneleri fişleyemezsiniz’ dedim. Yapılan iş bu kadar şeylerden ibaretti. Bugün yapılanlara bakalım. Mağduriyetler bitti. 28 Şubat mağdurlarının hepsi holding patronu oldu. Ya genel müdür oldu ya müsteşar. Silivri mağduriyeti ne olacak?

-Silivri’deki mağduriyetleri siz fevkalade bir şekilde gündeme getiriyorsunuz. Ancak, toplumun diğer kesimlerinin mağduriyetlerini aynı şekilde gündeme getirmiyorsunuz? Bir dershane müdürü olarak yaşadıklarınızı anlattınız; ancak CHP’de siyaset yapmaya başladıktan sonra neden bu konulara yeterince sahip çıkmadınız?

12 Eylül’de 650 bin kişi gözaltına alınıp işkenceden geçirildi. Solculara yapıldı. Silivri’de sahte CD’lerle bir ordu dağıtıldı. 28 Şubat’ta kim içeri girdi? Bunların hepsi oyundur. Kendini dindar olarak tanımlayanlara söylüyorum. Ben de dindarım, dindarlık kimsenin tekelinde değil. Bir kere kendilerini dindar olarak tanımlamaktan vazgeçsinler. İki, ‘mağdurum’ ne mağduru? Karısının başı açık bir tane genel müdür var mı? Ballı maaşların olduğu yerlerde kaç tane CHP’linin çocuğu var? Bu ne mağduriyeti?

-Siz anlattınız işte. Dershaneler fişlendi. Namaz kılanlar işten atıldı, terfi edemediler?

Mağduriyetleri giderildi.

-Alevilerin talepleri var. Onlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Alevilerle ilgili mağduriyet var. Onlara haksızlık yapılıyor. Ben senede 54 kere camiye uğrayan bir vatandaşım. Benim ve Alevi’nin verdiği vergiden imamın maaşı ödeniyor, Alevi’ye bir şey verilmiyor. Ben kul hakkı yenildiğini düşünüyorum.

-Aleviler dışında sorun yok diyorsunuz?

Aleviler dışında yok. Ayrıca Türk, Kürt, Alevi, Sünni kimin ne mağduriyeti varsa gidermeliyiz. Özgürlükler, evrensel hukuk anlamında bir sorun varsa diyorum. İlla aynı dünya görüşünden olmamız gerekmez.

SİYASİ DOSYA : BDP’li Selahattin Demirtaş’tan Türkiye’yi bölen E rmeni haritasının önünde poz !


demirtas1

Evet geçen hafta Washington’da bulunan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve BDP’nin Dış İlişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Gür, kapalı kapılar ardında Ermeni lobisinin aşırı uçlarından Taşnak Örgütü ile bir araya gelip görüştüler. Demirtaş ve Gür, görüşmenin içeriğine ilişkin üç maymunu oynamayı tercih ederken Ermeni tarafı, “Türkiye’de Kürt ve Ermeni halklarının işbirliği görüşüldü” açıklamasını yaptı. Bu arada Demirtaş ve Gür, Taşnak (ARF) yetkilileriyle Türkiye’nin doğusunun Ermeni toprağı olarak gösteren haritanın önünde poz verdiler. İşte o pozlar ve detaylar:

Görüşme ABD’deki Ermeni lobisinin çatı örgütü niteliğindeki ANCA’nın (Ermeni Ulusal Komitesi’nin) Washington’daki ofisinde gerçekleşti. Görüşmeye BDP’den Demirtaş ve Gür, Taşnak’tan ise Hagop Der Khatchadourian ile Garo Armenian katıldı. ANCA’dan Ani Haroian ile Aram Hamparian da görüşmede yer aldılar.

Bu görüşmeden bir gün önce de yine Washington’da toplanan “Yeni Ortadoğu’da Kürtlerin Rolü” konulu bir konferansta Türkiye (Demirtaş ve Gür tarafından temsil edildi), İran, Irak ve Suriye’den katılımcıların yanı sıra Taşnak yöneticisi Hagop Der Khatchadourian da hazır bulunmuştu.

Söz konusu görüşmeler, sözde Ermeni soykırımının 2015′teki yüzüncü yılının ABD’de etkin olarak anılmasına ilişkin Ermeni lobisinin faaliyetlerinin en üst noktaya çıktığı bir döneme denk düştü.

Taşnak Örgütü, ABD’de soykırımın tanınmasının zor olduğundan hareketle faaliyetlerini Türkiye’den tazminat ve toprak talepleri üzerine inşa ediyor. Ermeni terör örgütü ASALA da, bir Taşnak organizasyonu olarak ortaya çıkmış ve birçok diplomatımızı öldürmüştü. Daha sonra ASALA ile PKK arasında Türkiye’ye yönelik işbirliği olduğu da ortaya çıkmıştı.

Lafa burada yekün keselim. İşte Demirtaş’ın başrolde olduğu o utanç fotoğrafları (Özellikle ikinci fotoğrafta ayakta duran Selahattin Demirtaş’ın arkasındaki haritaya dikkat. Koyu renkle belirlenen Türkiye’nin doğusu Batı Ermenistan olarak gösteriliyor. Fotoğrafları büyütmek için üzerlerine TIKLAYIN)):

hdk2

hdk1

Son fotoğrafta soldan sağa: Garo Armenian, Mehmet Yüksel (BDP Washington Temsilcisi) , Hagop Der Khatchadourian, Selahattin Demirtaş, Nazmi Gür, Ani Haroian, Aram Hamparian

Ermeni lobisi ile BDP’nin bu buluşması ”TC”, “Türk” ve “Atatürk” adlarının Türkiye’de geri plana atılmaya çalışıldığı bir döneme rastlaması açısından da ayrıca manidar.

Fakaaat, olmayacak, yapamayacaklar…

T.C’yi de Türk’ü de Atatürk’ü de bu milletin kalbinden söküp atamayacaklar.

Sökerim diyene de bizden hodri meydan…

SİYASİ DOSYA /// Nevzat ZEYREK : Türk Sosyalizmi


" Türk sosyalizmi ne Marks’ın sosyalizmine ben­zemeli, ne de batı sosyalizminin bir kopyası olmalı. Memleket şartlarının yarattığı ve siyasi rejime en uygun olan bir sosyal­izm…"
Uğur Mumcu

Bu topraklar da gerçek anlamda Sol Hareket, Cumhuriyetin ilk yıllarında, Osmanlı’dan alınan mirasla; Sanayinin gelişmediği, Türk Proletaryasın’ın var olmadığı, Ulusal Kurtuluş savaşı sonrası ortaya çıkmıştır. Bu sebeple güçlü bir Anti-Emperyalist ve Akılcı Milliyetçilik anlayışı egemendir.

Bugün Türkiyemiz de Soros tarafından Fonlanan Sahte Sol, Pkk Kuyrukçuluğu yapan Maskeli Sol ve Vatansız Sol,Türkiye’ye özgü bu birikimi ne kadar İnkar etselerde, Gerçek Türk Solu ve gerçek Akılcı Türk Milliyetçiliği iç içe girmiş ve ayrılmaz bir bütünü oluşturmuştur.

Türkiyemiz de ne kadar Sorosçu-Pkk Kuyrukçusu-Vatansız Sol bir anlayış varsa, aynı düzey de Amerikancı ve Arapçı, Türk Ulusun dan ırak bir Milliyetçilik anlayışıda vardır.

Mustafa Suphi – Ethem Nejat, Doğan Avcıoğlu geleneği ve Uğur Mumcu hocamızın belirttiği Türk Sosyalizmi, ütopyatik bir kavram değil gerçekte Amerikan-Batı Kapitalizmine ve Sovyet Komünizmine karşı Üçüncü bir Yol olarak Türkiyemizin önündedir.

Sosyalizm asıl anlamda ekonomi-iktisadi ve mülkiyetle ilgili bir ideolojidir. Kalıpçı Marksçı ve proletar diktatörçülerin anlayığ kavradığı ve savunmakta ısrar ettiği gibi tek bir sosyalist anlayışı yoktur. Türk Sosyalizmi yani kendi ülkesinin ve ulusunun şartlarına göre oluşan sosyalizm de bir alternatiftir.

Bugün sığ Milliyetçiler bu görüşlere kızıl komünistlik ve Milletsizlik, enternasyonalistlik gibi suçlamalar da bulunabilirler. Bu suçlamaya yapacak olanlar, Sultan Galiyev okusunlar ve Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Sovyet Rusya ile yaptığı dostluk antlaşmalarına göz atsınlar.

İşin aslı bir Milliyetçi asla Kapitalist olamaz, olmamalı ! Kendini Milliyetçi olarak tanımlayan bir kişi Anti-Kapitalist olma zorunluluğu vardır. Milletin çıkarlarını, Yerli ve Yabancı Sömürge Sermayeyinin çıkarlarının üstünede tutmalıdır.

Zira Milliyetçilik ; Kafatasçılık, Saf Kancılık ve belli bir zümrenin değil, toplumu oluşturanlar bireylerin yani Milletin tamamının refahını düşünen bir akımdır. Böyle bir Milliyetçilik sosyalleşir, toplumcu olur. Azınlık zengin burjuvanın değil, toplumun yani Milletin çıkarları gündeme gelir.

Türkiye ye özgü sosyalizm, Devlet Sosyalizmi olacaktır, Sovyet benzeri bir şekilde olmayacaktır.Türkiye de proleter bir diktatörlük değil, Devlet eliyle demokratik sosyalist reformlar olacaktır. Bunları özetlersek şunlar olacaktır ;

– Yarım kalan Kemalist Devrim tamamlanacak.( Kemalizm belli kalıpçılığın bekçiliği değil, devamlı devrimciliktir.)

– Nato, Ab, İmf ve Dünya bankası ile olan antlaşmalar tek taraflı olarak feshedilecektir.

– Abd, İsrail, Barzani, Talabani ve Tüm emperyalist güçler ile yapılan gizli askeri ve ekonomik antlaşmalar tek taraflı olarak feshedilecektir.

– Sağlık tamamen ücretsiz olacaktır. Özel hastaneler kamulaştırılacak.

– Eğitim anaokulun’da, Üniversiteye kadar Ücretsiz olacaktır. Eğitim tamamen Milli, Nitelikli ve Bilimsel olacaktır.

– Çocuk işçiliği yasaklanacak, 8 saati aşmayacak bir çalışma dilimi olacak.

– Depremde yıkılması muhtemel ve tarihi değer içermeyen bütün konutlar yıkılacaktır. gecekondular yıkılacaktır. yerlerine merkezi planlama ile toplu konutlar sağlanacaktır. merkezi çamaşırhaneleri, bilgisayar sistemleri sağlanacaktır. okuma salonları, spor tesisleri yaygınlaştırılacaktır.

– Ülke de Raylı sistem geliştirilecek kademeli olarak düşük ücretten, Bedava ulaşıma kadar geçiş yapılacak.

– Madenler Milli Olacak, Tarım ve Kooperatifçilik Devlet eliyle geliştirilecek, Denizcilik Bakanlığı kurulacak. Ağır Sanayi kurulması şarttır ve hamleleri yapılacak.Ülkenin bütün kazanımları kullanılacaktır.

– Türkleri, kürtleri, lazları, çerkezleri ve diğer etnik ve Dini inançları aşağılamak veya daha kısacası Irkçılık yapmak en önemli suç olacaktır. Aynı zamanda bu Ülkenin bölünmesini istemek en ağır suç olacaktır.

– Tarikatlar, kumarhaneler kapatılacaktır. Büyük satranç merkezleri ve Kütüphaneler kurulacaktır.

Benim düşlediğim Ulusal ve Tam Bağımsız Türkiye bu, Tartışabilinir ve geliştirebilir. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün reformistliği ve sürekli Devrimciliğini ilke kabul ediyorum. Ümmet toplumundan, Millet yaratan Büyük Devrimci Atatürk’ün aziz hatırası önünde de saygıyla eğiliyorum.

Nevzat Zeyrek.

SİYASİ DOSYA : 1962 YILINDA DENİZ GEZMİŞ


SİYASİ DOSYA : CHP’li vekilden başörtüsüne iptal başvurusu


CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, demokratikleşme paketiyle getirilen kamuda başörtüsü serbestisi ile ilgili yönetmeliğin iptali için Danıştay’a başvurdu.

CHP İstanbul Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Mahmut Tanal, "Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik"in iptali için Danıştay’a başvurdu.

Tanal, dava dilekçesinde, Bakanlar Kurulu Kararında Değişiklik Yapılmasına Dair Kararın yürürlüğe konulmasına ilişkin kararla, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında çalışan kadın personelin başı örtülü olarak görev yapabilmelerine izin verildiğini hatırlattı.

İtiraz nedenlerini de sıraladığı dava dilekçesinde söz konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğmasına neden olacağını savunan Tanal, "Kararın açıkça hukuka aykırı olması nedeniyle öncelikle yürütmesinin durdurulmasına ve yapılan yargılama sonucunda değişikliğin iptaline, yargılama giderleri ve ileride doğabilecek vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim" ifadesine yer verdi.

‘BAŞVURU KİŞİSEL’

Parti Genel merkezinde düzenlenen CHP TBMM Grubu’ndan ayrılışı sırasında Tanal, başvurusunun kişisel olduğunu ve parti adına yapmadığını söyledi.

‘ÖĞRENCİ ANDI YENİDEN OKUTULSUN’

Bu arada CHP, öğrenci andının Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer alması ve yeniden okutulması için teklif verdi. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ve 32 milletvekilinin Meclis Başkanlığı’na sunduğu kanun teklifine göre her gün dersler başlamadan önce öğretmenler gözetiminde öğrenci andı okunacak. Yabancı uyruklu öğrenciler muaf tutulacak. Teklifin gerekçe bölümünde, "Bu tür toplumsal uzlaşı gerektiren kararlarda parlamentonun onayının olması demokratik sistemimiz için yararlı olacaktır" ifadesi var.

SİYASİ DOSYA : Dekolte bahanesiyle hükümet dövülüyor, ATV kurban ediliyor


Ülke TV Sıradışı programı yapımcısı Turgay Güler, Aktuel.com.tr’ye konuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Ülke TV Sıradışı programı yapımcısı Turgay Güler, Aktuel.com.tr’ye konuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Demokratikleşme paketinde yer alan başörtüsü maddesi ve dekolte krizinin aynı zamanlara denk gelmesinin bir tesadüf olup olmadığı ile ilgili ise Güler, şöyle konuştu:

"Başörtüsünün karşılığı dekolte kıyafet değildir. Siz başörtüsü serbest o halde dekolteye neden karışılıyor gibi bir bakış açısı geliştirerek bu anlamda bir algı oluşturma çabası içerisinde bulunursanız toplumu kandırmış olursunuz. Gelişmiş batılı ülkelerde dahi bu tür kıyafetler alkışlanıp kabul görmez. BBC örneği ortada. Burada kanal yönetimi isteseydi sözüm ona kısa bulunan etek boyunu iki karış aşağı indirip dekolteyi de ortadan kaldırarak bu hanımefendinin programa devam etmesini sağlayabilirdi. Demek ki asıl sorun bu kişinin performansıymış. Tüm mesele, siyasi bir partinin hanımefendinin dekoltesi üzerinden hükümeti dövme çabasıdır. Bu sırada da ATV kurban edilmiştir.

Mesele, Kansu’nun dekoltesi ile ilgili Hüseyin Çelik’in sözleri ile başörtüsü yasağının kaldırıldığı bir döneme denk gelmesi ve bu durum üzerinden bir algı oluşturulmaya çabalanması… Bunu da ana muhalefet ve sermaye çevreleri yapıyor. Yani baronlar böyle istiyor ve bu istediğini Doğan grubuna yaptırıyor."

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: