Etiket arşivi: BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// YUSUF KARACA : Diyarbakır BOP yıldızı olmuş !


Başbakan, “Ben özellikle Diyarbakır’a çok farklı bakıyorum. Yani Diyarbakır, istiyorum ki şu anda yani Amerika’nın da hani düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya Genişletilmiş Orta Doğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez ola bilir” demişti.

Evet, Diyarbakır yıldız olmuş!

BOP yıldızı…

Davut Yıldızı…

Davutoğlu Ahmet Dışişleri Bakanı sıfatı ile gelmişti Diyarbakır’a…

Ziyaret trafiği sıklaştı şu günler. Gelen gelene…

Hindistan Savunma Ataşesi Colonel Anil K. Pundir, Avustralya Büyükelçisi James R. Burns, Kanada Büyükelçiliği Savunma Ataşesi Albay Chirstopher Kilford ve Güney Afrika Büyükelçiliği Savunma Ataşesi Albay Shawn Wright Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne gelen yabancılardan sadece bir kaçı…

Şimdi de Barzani Diyarbakır’a geliyor. Şehrin giriş ve çıkışları buna göre ayarlandı. Türklüğü hatırlatan her türlü levha yerinden söküldü.

Merak ediyorum; Diyarbakır, T.C. devletinin elinden çıktı da, bundan haberimiz mi yok? Sayın Başbakan Barzani ile görüşecek başka bir şehir bulamadı da,

Diyarbakır’ı mı seçti?

Ankara Başbakan’ı sıkıyor diyelim!

Ankara’da görüşmek istemedi, İzmir’de görüşsün. Bayburt veya Gümüşhane’de görüşsün, neden Diyarbakır’da görüşüyor? Diyarbakır’da görüşmeyi Barzani mi istedi?

Diyarbakır olmasa gelmem mi dedi?

Hem Başbakan, Barzani ile ne görüşecek?

İktidarın “çözüm süreci” dediği şeyin, bir tarafı Barzani değil mi zaten? Bu bir devir teslim mi yoksa?

Barzani, PKK’ya üs ve destek veren bir isim değil mi?

Barzani, “Türkiye’ye Kürdistan’ı mezar yaparım” diyen adam değil mi?

Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ailesinin, Barzani aşiretinden olduğu iddiaları doğru mu?

Sayın Başbakanımızın Barzani ile olan yakınlığı, bu sözü edilen akrabalıkla bir ilgisi var mı?

Yoksa bütün bu soruların cevaplarının Diyarbakır’ın “BOP’un Yıldızı” olmakla mı bir alakası var?

Bence bütün soruların cevabı “BOP’tan Yıldız” hikâyesinde…

BOP’un; İslam dünyası için kan ve gözyaşı olduğunu, on bir yıldır yaşıyoruz. BOP’un; işgal, isyan ve terör olduğunu…

İki milyon Müslüman için ölüm, yüz binlerce Müslüman kadın için tecavüz olduğunu, bizden başka bilmeyen var mı?

Diyarbakır BOP’un yıldızı, Erdoğan da BOP Eşbaşkanı olduğu için mi bu ziyaret Diyarbakır’da gerçekleşiyor?

BOP Suriye’de batağa saplanırken, bizim ülkemizde nasıl uygulanmaya devam ediyor?

ABD için, birinci öncelik İsrail’in güvenliği meselesidir. “Büyük İsrail” için, üç ülkenin acilen parçalanması gerekiyor. Bu ülkeler; Türkiye, Irak ve Suriye…

Bu ülkelerin parçalanması BOP’un olmazsa olmazıdır. Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyleri fiilen Kürtlerin elinde, yani parçalandı. Türkiye’de parçalanma süreci devam ediyor. Barzani’nin gelmesi, bu süreci hızlandıracaktır. AKP kongresinde gurur duyulan Barzani, Türk şehrine mi yoksa BOP şehrine mi geldi, yakında bunu anlayacağız. Bu arada Barzani gelmişken “Öcalan’ı göreceğim” derse ne olacak?

Barzani mi İmralı’ya gider, İmralı mı Diyarbakır’a getirilir?

Bir şey bildiğimden değil, tamamen merakımdan sordum!

Ama Diyarbakır BOP’un yıldızı olmuş bu belli…

Eşbaşkan sözünde durdu.

Reklamlar

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// BAYRAM COŞKUN : Hz. Hüseyin’in yolu ve Davutoğlu !


"Allah bizlere de İmam Hüseyin yolunda yürümeyi nasip etsin."

Sizce bu sözler kime ait?

Hemen ifade edelim, bu sözler Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na ait.

Enteresan değil mi?

Suriye’de çağdaş Yezit olarak nitelendirilen muhaliflerle kol kola giren Davutoğlu “Kerbela’da Hz. Hüseyin’in yolunda yürümeyi Allah bize de nasip etsin” diyor
Büyük Ortadoğu Projesi BOP’a eş başkanlık yapanlara, bölgede oluk oluk Müslüman kanı akmasına neden olan ABD’nin Dışişleri Bakanı ile “çak” yapanlara Hz.

Hüseyin’in yolunda yürümek nasip olmaz!

Zira Hüseyin’in yolu Ali’nin yolu, Ali’nin yolu Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) yolu, onun yolu da yüce Allah’ın (c.c.) yoludur.

Dolayısıyla da Allah’ın yoluyla BOP yolunun kesişmesi mümkün değildir!

***

Sayın Davutoğlu girişte aktardığımız sözleri Irak’a yaptığı ziyaret sırasında söyledi.

Necef’te Hz. Ali’nin, Kerbela’da da Hz. Hüseyin’in kabr-i şeriflerini ziyaret eden Davutoğlu “Kerbela’ya hizmet ve katkı için elimizden geleni yapacağız” dedi.
Hizmet ve katkı!..

Enteresan, hem de AKP hükümetinden.

Neden böyle söylüyorum?

Çünkü malumunuz Irak ABD işgali altında.

Hani şu dost, müttefik ve stratejik ortak (!) ABD var ya işte o ABD.

***

Şimdi tarihi 2004 yılına alalım.

İşgalin başları.

Irak’ın Şii bölgelerini kontrol altına almak isteyen ABD askerleri hedef ayırmadan vuruyor.

Başkanları Bush’un başlattığı haçlı seferi kapsamında Irak’a gelen Coniler tanklar ve helikopterler ile girdikleri Necef şehrindeki Hz. Ali’nin türbesinin altın kubbesini vuruyor, kubbeyi delik deşik ediyor.

Aynı işgalciler Kerbela’da ise Hz. Hüseyin’in türbesi çevresindeki yapıların çatılarına mevzilenerek Müslümanları katlediyor, saldırılar sırasında türbe de zarar görüyor.

Bunlar ABD saldırılarından yalnızca iki örnek. Daha neler var neler.

Mesela daha önce de Bağdat’ta İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini vurmuşlardı.

***

Peki, tüm bunlar olurken bizim AKP hükümeti ne yapıyordu dersiniz?

Hemen aktaralım.

Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Biz Irak’ta ABD ile omuz omuza mücadele veriyoruz” derken Başbakan Erdoğan, “Kahraman bay ve bayan ABD

askerlerinin ülkelerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum” diyordu.

Türkiye’nin işgale verdiği lojistik desteğe değinmeye zaten gerek yok.

Erdoğan’ın “dua ediyorum” dediği ABD askerlerinin Irak’ta neler yaptığını da biliyorsunuz.

Katledilen yaklaşık 2 milyon Müslüman, işkenceler, tecavüzler, yıkılan camiler, türbeler…

***

Şimdi Irak’ta yaşanan tablo bugün ne yazık ki Suriye’de yaşanıyor.

Üstelik de daha alçakça. Amerikan askerlerinin en azından ne oldukları belli.

Peki, Suriye’de tekbir getirerek insan boğazlayan, cami vuran yamyamlara ne demeli!

İşte tam bir Yezit mantığı.

Yezit de, Alemlerin Efendisinin torununu güya Müslümanlık adına katletmişlerdi.

Hem o Yezitler hem de bu Yezitler aslında birer haçlı askeri!..

***

Ne hazindir ki bu muhaliflere en büyük destek Türkiye üzerinden yapılıyor. Ülkemiz en önemli geçiş güzergâhı oldu.

Bu desteğin içinde silah, eleman, para ve diğer lojistik destekler… Ne ararsanız var!

Ne demek istediğimi anlamanız için son günlerde yerli ve yabancı basında çıkan haberlere bir göz atmanız dahi yeterli.

Başbakan Erdoğan’a göre bu adamlar kutlu bir mücadele veriyor.

Geçtiğimiz hafta da açıkça itiraf etti ve “Özgür Suriye Ordusu’na destek veriyoruz” dedi.

Aynı Erdoğan kısa bir süre yaptığı konuşmada ise, “Hz. Hüseyin’in yüzüne nasıl bakacağız?” demişti.

Evet… Sahiden Hz. Hüseyin’in yüzüne nasıl bakacaksınız?

Tabi onunla aynı mekânda bulunabilirseniz.

Hz. Hüseyin’in yeri belli, mekânı belli.

Peki ya sizin ki?

Son sözümüz de Davutoğlu’na olsun.

Ey Davutoğlu, inşaallah sözleriniz gerçek olur da Allah size de Hz. Hüseyin’in yolunda yürümeyi nasip eder.

Zira bu gidiş gidiş değil, yolun sonunda uçurum var.

Saygılar…

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// MEHMET EMİN KOÇ : Erdoğan yazık ki yine çuvalladı !


Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tan Allah razı olsun, öyle bir Ehl-i Beyt çığırı açtı, öyle bir Ehl-i Beyt Külliyat’ı kaleme aldı ki, Yezidlerin safından ayrılmayanlar bile “Artık ben de Aleviyim, ben de Hüseyin’in safındayım” demeye başladılar. Soyunu seyitliğe çıkarma telaşına düşenler bile var.

Bu süreçte tabela Alevileri de türedi.

Başbakan R. T. Erdoğan bile, Nevşehir Üniversitesi’nin tabelasını Hacı Bektaş Veli Üniversitesi diye değiştirmekle çok büyük bir hizmet yaptığı zannıyla, kendini Alevi olarak ilan etmeye başladı.

Sokma akıl yedi adım gider, der atalarımız… Sokma Alevilik de gitsin gitsin, yetmiş adım!

Erdoğan’ın grubunda yaptığı Şia ve İmam Hüseyin’e dair konuşmalarına bakınca, şu görünüyor; Erdoğan’ınki konma akıl bile değil…

Erdoğan’ın yaptığını, “mezhepleri inkar etmek” adına 80’li yılların radikalleri yapardı… Genç dimağlara, “Hz. Peygamber, Hanefi miydi, Şafi miydi; hiçbirisi değildi” şeklinde fitne tohumları ekerlerdi. O gün Amerika ve Haçlının dinsel operasyonu kapsamında “mezhepsizlik tohumları” ekenler, bugün Dinlerarası Diyalog, Büyük

Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı ekseninde Amerika’nın kapı kulu, Avrupa’nın siyasi kölesi ve Papalığın zangoçları oluverdiler.

Erdoğan’ın İmam Hüseyin’e dair konuşma tarzı, 80’lerin bu radikallerinin ağzını andırıyor. Kendince güya Hz. Hüseyin’i yüceltecek. Diyor ki:

“Hz. Hüseyin ne Sünni idi, ne Şii idi. Hz. Hüseyin Hz. Ali’nin oğlu idi, o zaman ne Şiilik, ne Sünnilik vardı."

Her tarafı eğri, neresini doğrultalım ki…

İyisi mi, Nasrettin Hoca konuşsun.

Hoca, misafir olduğu bir köyde, camide vaaz dinliyormuş.

Vaiz ise “Allah ne yerdedir, ne göktedir. Ne sağdadır, ne solda…!” kabilinden ezberlediklerini tekrar edip duruyor iken; gözler Hoca’ya dönmüş. Hoca, hikmet yüklü latifesiyle söyle der:

‘’- Bu köftehor, Allah yok diyecek, Allah’ı inkar edecek ama dili varmıyor!”

Erdoğan’ınki de bu kabil; Hz. Hüseyin ne o idi, ne bu idi… Tamam da Hz. Hüseyin ne idi, kimdi?!

O kadarını bilmiyor, o kadarını okumamış Erdoğan!

Prof. Dr. Baş’ın muhteşem Ehl-i Beyt Külliyatı’nın 6. cildi olan 915 sayfalık İmam Hüseyin eserini okusun, belki o zaman anlar Hz. Hüseyin’in kim olduğunu.
İmam Hüseyin, velayetin şahı, Rasulullah’tan sonra İslam milletinin hidayet imamı ve halifesi İmam Ali’nin sadece oğlu değil, aynı zamanda yaranıdır, Şia’sıdır. O, hem Şiidir, hem Sünnidir. Şia’nın da, Sünnilerin de imamıdır. Yüce Allah’ın sevilmelerini ve kendilerine tabi olunmalarını mü’minlere farz kıldığı Rasulullah’ın abası altındaki Ehl-i Beyt’in 5 yüce zevatından biridir.

Erdoğan, Muaviye’nin ve Yezidlerin mezalim, baskı ve kılıçları altında Ehl-i Sünnet namıyla uydurulup çiziktirilmiş mevkutelere ve onları ilim diye talim etmiş softaların öğretilerine sarılırsa; daha çok çuvallar… Hz. Hüseyin’i gerçekten tanımak istiyorsa, Prof. Dr. Baş’a baksın, onun külliyatını talim etsin.
Erdoğan, Hz. Hüzeyin’i tanımadığı gibi, Yezidlerin de kimler olduğunu karıştırmaktadır.

Dahası, kendisinin çok sevdiği tabirle, şecaat arz ederken sirkatin söylemektedir.

“Bugün de Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da kendisine hangi sıfatı takarsa taksın, mazlumu katleden Yezid’dir” demektedir Erdoğan… Eyvallah!
Türk milleti ve akl-ı selim sahipleri de Erdoğan’a şunu soruyor, cevabını bekliyor:

“Bugün Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da kendisine hangi sıfatı takarsa taksın, mazlumu katleden Yezid ise; Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı ekseninde yine bugün Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da kendisine hangi sıfatı takarsa taksın, mazlumu katleden Yezidlerin stratejik ortağı ve eş başkanı olan kimdir? Böylesine ne ad verilir?! Yezid’in kapı kulu mu, tetikçisi mi yoksa Yezid’in çömezi mi?!”

Erdoğan, kendi icraatlarıyla, Yezid diye tanımladıklarının icraatlarını şöyle bir mukayese etsin bakalım; ortaya ne çıkacak!

Bu soru, Hz. Hüseyin’in safında görünen İslamcı maskeli Yezidleri deşifre edecek niteliktedir. Yüz puanlık uzmanlık sorusudur bu…

Erdoğan’ın bu soruya vereceği cevap, İslam alemi, Türk milleti ve bizzat kendi geleceği adına hayatidir.

Erdoğan, şöyle bir aynaya baksın; kendini gerçekten ne olarak görüyor?!

Rasulullah’ın, Ehl-i Beyt’in ve tüm mü’minlerin Kerbela matemini yüreğimde paylaşarak; İmam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Ehl-i Beyt’in şefaat ve himmetlerini niyaz ediyorum.

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ : Erdoğan, Barzani ile görüşecek


Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi ile "Bölünme Açılımı" süreci Diyarbakır’da kritik bir kavşağa geldi. Başbakan Erdoğan, bütün diplomasi kurallarını hiçe sayarak Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile Diyarbakır’da bir otel odasında görüşecek. Buluşma 16 Kasım günü olacak. Açılım süreci, Suriye’deki Kürtler gibi konular Barzani ile bu koşullarda müzakere edilecek.

Büyük Ortoğu Projesi kapsamında yürütülen bölünme açılımı sürecinde AKP hükümeti Barzani açılımı yapma hazırlığında. Erdoğan, bu kapsamda Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile görüşecek. Görüşmenin adresi ise Diyarbakır.

Erdoğan – Barzani zirvesi 16 Kasım’da. Başbakanlık kaynakları görüşmenin saat 18.00’de Green Park Otel’de olacağını bildirdi.

Görüşmeyle, Diyarbakır’ın BOP projesinde siyasi bir merkez olması yönünde önemli bir fotoğrafı verilecek. Bu manevrayla Barzani’nin Türkiye Kürtleri nezninde siyasi bir otorite olmasının önü açılmış olacak.

AKP’nin Barzani hamlesi, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde PKK’nın dışında fiilen Barzanici politkalara da vize vermek anlamına gelecek.

AKP bu yolla Barzani’yi PKK’ya karşı denge unsuru olarak kullanma hesabında. Zira son dönemde Barzani ile PKK arasında Suriye Kürtleri üzerinde anlaşmazlık çıktı. PKK ve Suriye kolu PYD, Barzani’yi "Suriye’nin kuzeyindeki Kürt gruplara yardımcı olmamakla" suçladı. Diğer yandan Kasım ayı sonunda Erbil’de toplanması planlanan Kürt Ulusal Kongresi, PKK ve Barzani arasındaki delege anlaşmazlığı yüzünden 3. kez ertelendi.

Bu koşullarda Başbakan Erdoğan bütün diplomasi kurallarını çiğneyerek Barzani’yle Diyarbakır’da buluşma kararı aldı. Böylece Irak içindeki ayrılıkçı yerel yönetim, Ankara dışında ağırlanıp, muhatap olarak kabul edildi.

ulusalkanal.com.tr

VİDEO LİNK :

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// ORHAN DEDE : ABD Türkiye’ye müdahale ederse


11 Eylül 2001’de ABD’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıdan sonra dönemin ABD Başkanı Bush, “Haçlı Seferi” başlattığını açıklamıştı.

İslam coğrafyasını hedef Alan Büyük Ortadoğu Proje’si bu açıklamadan sonra gün yüzüne çıktı.

Gerekçe neydi?

El Kaide.

11 Eylül saldırısından tam 23 gün sonra ABD Afganistan’a müdahale etti. On binlerce Amerikan askeri Afganistan’a gönderildi. Hedef, El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in yakalanmasıydı. ABD, Ladin’i Mayıs 2011’de ölü olarak ele geçirdi. Aradan 3 yıla yakın bir süre geçti ABD askerleri hala Afganistan’da ve daha uzun zaman orada kalacaklar.

Gerekçe neydi?

El Kaide.

20 Mart 2003’de ABD ve İngiltere’nin başı çektiği “Koalisyon Kuvvetleri” Irak’a girdi. İşgalin başlamasından kısa süre sonra Irak ordusu yenildi, neticede Saddam Hüseyin yakalanarak idam edildi.

1 milyondan fazla Iraklı öldü. Milyonlarca çocuk kimsesiz kaldı. Amerikan askerleri on binlerce Iraklı Müslüman kadının namusunu kirletti. Ebu Gureyb cezaevinde yapılan işkenceler hafızalardan silinmedi.

Gerekçe neydi?

Kitle imha silahları ve El Kaide’ye destek verilmesi.

Son yıllarda giderek artan bir şekilde ABD, Pakistan’daki yerleşim bölgelerine insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenliyor. Bu saldırılarda kadınlar, çocuklar ve yaşlılar öldürülüyor. Pakistan’dan gelen tepkilere rağmen ABD bu saldırılardan vazgeçmedi.

Geçtiğimiz günlerde benzer bir saldırıda Hekimullah Mesud’un, ABD’nin insansız hava aracı saldırısında öldürüldü.

ABD’nin Pakistan’a bu saldırılarının gerekçesi ne?

El Kaide.

Şimdilerde ise Türkiye’nin adı El Kaide’yle birlikte anılıyor. İngiliz Financial Times ve Daily Telegraph gazeteleri, Fransız Le Figaro gibi önemli gazeteler hemen her gün yaptıkları haberlerde Türkiye’nin adını El Kaide’yle birlikte yazıyorlar.

Bu haberlerse Türkiye’nin güney doğusunun El Kaide’nin yuvası olduğu yorumları bile yapılıyor.

Kritik soru şu:

İslam coğrafyasına EL Kaide gerekçesiyle “Haçlı Savaşı” başlatan, Irak’a, Afganistan’a ve Pakistan’a müdahale eden ABD, aynı gerekçeyle Türkiye’ye de müdahale edebilir mi?

Gidişat Türkiye’yi ABD’nin müdahale ettiği ülkelerin konumuna doğru sürüklüyor.

Bu durum AKP’nin en fazla da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun eseridir.

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// ÖMER ALTAŞ : 3 TÜRKİYE


1980’den 1990’lı yılların yarısına kadar, bugünün demokrasi sürecini var eden en dinamik topluluklarından biri olan ve “İslami Hareket” olarak tanımlanan farklı yapıların ‘tebliğ’ üsluplarını süsleyen bir şablon vardı.

“Türkiye’de üç farklı İslam var; Geleneksel İslam, Amerikan İslam’ı ve gerçek İslam.”

Bu argüman o dönemlerde muhatabı ‘şuurlandırmak’ (bilinçlendirmek)için belki sonsuz kere söylendi.

Geleneksel İslam tanımıyla; bidat ve hurafelerle (dine sonradan sokulan uydurma varlıklar) dini tahrif eden Belam kılıklı (iktidarın finanse ettiği din adamları) ilahiyatçıların elinde Tağuti (zorba, beşeri) sistemlerin dayanağına dönüşen İslamcılık kastedilirdi.

Amerikan İslam’ı ile Büyük Ortadoğu Projesi sahibi emperyalizmin, İsrail’in vesayet ettiği müesses Camp David düzenini tahkim etmek ve İslam ülkelerinin yer altı ve yer üstü kaynaklarını kendi lehine garanti altına almak amacıyla Müslümanlık maskesi kullandığına dikkat çekilirdi.

Gerçek İslam bir ‘öze dönüş’ hareketiydi. ‘Tevhid’ esasına ( çağdaş putların birlik bilinciyle reddi) dayalı bir hayat nizamı önerisiydi. ‘Muhammedi İslam’ın’ modern toplumda yeniden ihya edilmesini öneren bu nedenle ‘inkılabi’ (devrim) yöntemlerin tamamını kullanmayı teşvik eden çatışmacı, redci, isyancı, mevzi kazanımı esasına dayalı ‘Peygamberi metodu’ uygulayan, tam inanmışlıkla kendini gösteren, uğruna ölünecek bir davanın adıydı Gerçek İslam. Mekke İslam’ı. Bu tanımın zorunlu nedenlerle kullanıldığı yoksa İslam’ın hiçbir şekilde önüne ve arkasına vasıf almaması gerektiğine inanılırdı.

Bu büyük bir aşıydı.

Kenan Evren’in “bir avuç insan olarak” tanımladığı bu “yeni hareket” toplumdaki diğer İslam referanslı konvansiyonel oluşumların (tarikatlar, Nurcular vs.) yapısını derinden sarstı. Geleneksel yapılar; İslami hareket yapılanmaları tarafından TC sistemine entegrasyon, pasifizm ve korkaklık eleştirisi ile karşı karşıya kalınca kendilerini savunmak için bazı karşı argümanlara baş vurdu. Bunun en önemlilerinden biri “İrancılık” idi.

İrancılık; anti Kemalist, antiemperyalist, antikapitalist, antiulusalcı, ümmet bilinci taşıyan, İslam’ın özgürlükçü yorumunu öne çıkaran, adalet esasına dayalı bir sistem önerisi yapan, İslam’ın özünün tüm sorunları çözmeye yetecek güce sahip olduğuna inanan, özgüveni yüksek, yeni yeni kitselliğe ulaşan sosyal –siyasal bir hareketi tanımlıyordu.

Bu iddia, ilginçtir 30 yıl sonra bir kez daha aynı perspektifi tanımlamak için başka bir formatta gündeme gelecekti!

Bugün İrancılık ABD ve İsrail merkezli güçler tarafından yeni Türkiye’yi tanımlamak için kullanılıyor.

Bunun bir kökeni olabilir mi?

Yukarıda bahsettiğimiz üç İslam’ın gölgesi bugün üç Türkiye olgusunun üzerine düşerek bir örtüşme yaşıyor.

Eski Türkiye, Birleşik devletler Yeni Türkiye’si ve organik Yeni Türkiye.

Eski Türkiye; İslam’ı, Aleviliği, Bektaşiliği, Gayrı Müslimliği, Kürtlüğü, diğer etnik unsurları sistem dışına iten, uluslararası gücün emrine girmiş anti demokratik, küreselleşme koşullarına cevap veremeyen, dar ufuklu, yeterince kirlenmiş, totaliter elitist Kemalist bir yapının adı bugün. Bir avuç ulusalcı hariç bu konuda ittifak var.

ABD’nin Yeni Türkiye’si; bu tanımdaki “Yeni” ifadesi büyük harfle özel isim gibi yazılmayı hak ediyor. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin Yeni Türkiye’si detayları profesyonelce tamamlanmış, tamamen kendi çıkarlarına göre hazırlanmış, “kompakt”, “ergonomik” bir proje idi.

Graham E. Fuller, Thomas P.M. Barnett vb. nice aydının, akademisyenin, bürokratın ve istihbaratçının uzun uzun üzerinde çalıştığı ve adını “bizden önce” koyduğu bir proje.

Kemalizm Türkiye’yi taşıyamıyordu. Kendi kurdukları askeri vesayetin orijinine karargâh kurmuş olan Ergenekon yapısı ülkeyi içinden çıkılmaz hale getirmişti. Ülke kendi dinamikleriyle de olsa ne pahasına olursa olsun dönüşecekti, bu nedenle ön almaları gerekiyordu.

Proje bir partnere ihtiyaç duydu. Kapsamlı, insan kalitesiyle iş görme kapasitesi yüksek, örgütlü bir partner olmalıydı bu. Eğer yanılmıyorsak, gözlemlediğimiz kadarıyla bütün veriler bilinenin aksine Ak Parti’yle değil motor güç olarak sivil İslamcılarla çalışmayı kararlaştırdıklarını gösteriyor.

7 Şubat olayından Ekim ayı 2013 Washington Post’ta David Ingatius’un talihsiz makalesine Hakan Fidan olayı bunu gün yüzüne çıkaran en önemli laboratuar sonuçlarından biridir.

Organik yeni Türkiye, milletin Türkiyesi’ni ifade eder. Toplumun bütün unsurlarının; hak, adalet, merhamet, kardeşlik, takva ve istişare değerlerinin beslediği hukuk ve eşitlik düzeninde yaşamını huzurla idame ettirmesinin adıdır.

Kendi yapımı Kemalizm’i “tu kaka” ile terk eden Batıcılığın çıkarlarını daha iyi beslemek için yerine “demokratik İslamcılığı” ikame edememesinin tam adıdır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Ekim 2013 tarihinde beyan ettiği “bağımsızlık anlayışımızı hiç kimse gölgeleyemez” sözünün asılı olduğu bir levhadır.

Sivil yöntemlerle antiemperyalist, anti Amerikancı, anti Avrasyacı ve sadece kendi milletinin çıkarları üzerine sistem kuran uzun soluklu bir süreçtir.

Jeopolitik bakışını ümmet bilinciyle şekillendiren, uluslararası platformda en tabii hakkı olan Müslüman topluluklara sahip çıkarak dünyada hak ettiği yere gelmesi için cesaretle çaba gösteren, örnek bir Müslüman Demokrasi projesi planlayan, İslam topraklarının acılı ve geri kalmış yapısını ileriye taşımak için tüm özverilerde bulunan bir serüvendir.

Post modern Osmanlı ruhudur.

Samuel P. Huntington’dan Fukuyama’ya, Brezezınskı’den Thomas P.m. Barnett’e kadar batılı aydınların tamamı etüt edildiğinde Batı’nın ontolojik ayrıcalık ve üst insan tarifine -bu aşağılatıcı üsluba- aydınlarımızın “iman ettiği” görülür.

Jeopolitik dünya ve Türkiye adlı çok değerli eserlerinin son baskısını Yılmaz Tezkan ve M.Murat Taşar “bile” aynen şu tükenmişlik sendromunu çağrıştıran cümle ile bitiriyorlar: “ ‘Yeni Türkiye’ bütün kurumları ve anayasal yapısıyla küresel kapitalizme tam entegre olmuş bir Türkiye olacaktır.”

İşte Organik Yeni Türkiye, tam da bu sınıfsal farklılığı biyolojik yaratımsal aşağı olma durumu olarak algılamayan, özgüveni tam olan organik aydınların yön verdiği Türkiye demektir.

“Yeter artık!”

Bunu diyebilen bir Türkiye.

Bu formasyon, bu literatür ve bu kararlılık bu ülkede ilk kez ve sadece İslamlık tarafından başarıldı.

Dün “İrancılık” yaftasıyla İslam’ın bu formunu boğmaya çalışanlar ironiye bakın ki bugün aynı yafta ile organik Türkiye inşasını engellemeye çalışıyor. Bir özdeşlik kuruyor olsalar gerek!

Onlar “bunlar sadece kendi çıkarlarını önceler ve anti emperyalisttirler” diyemeyecekleri için çok fonksiyonel eski bir karalamayı ısıtıp piyasaya sürüyorlar.

80’li ve sonraki yıllarda Kemalizm ile uzlaşmacılık metodunu savunanlar 2000’li ve sonraki yıllarda bu kez “uluslararası Kemalizm” anlamındaki güç odaklarıyla uzlaşmayı ehven-i şer olarak görüyor olabilirler mi?

Yeni Türkiye’deki iç savaş bir ehven-i şer savaşı mı?

Geleneksel İslamcılıklar prangalarını ne zaman parçalayacak, sopa kaldırıldığı an cenin pozisyonuna giren karakterleri ne zaman düzelecek?

Bu kurt her halükarda sizi yiyecek!

Neden anlamıyorsunuz?!

Yoksa “İrancı” karalaması, yine geleneksel pasifist muhafazakâr yapılar tarafından mı uluslararası güçlere emanet edildi?

Bu sorunun cevabı verildiğinde Hakan Fidan olayı da dâhil zihinlerde “yeniye” dair hiç bir muğlâk nokta kalmayacaktır şüphesiz.

Son söz kafası karışık araftaki İslamcılara; siz İslami hareket duyarlılığını hala taşıyorsanız sizden daha mütedeyyin olduğu gözlemlenen bir kurucu kadronun olan biten bütün bu yapı söken faaliyetlerine rağmen sahi daha ne istiyor olabilirsiniz?

Öncülüğün bir bayrak yarışı olduğunu o bayrağın elinizden düştüğünü neden kabullenmek istemiyorsunuz?

İktidarın on binlerce can yakıcı yanlışı böyle düşman gibi mi eleştirilir?

Farkında mısınız, hep dış direnişlere destan yazıyoruz bu gen yapımızı bozmuş olmasın!

Mekke dönemi koşulları jargonunu terk etmeliyiz!

Bugüne kadar Osmanlı dönemi de dâhil bütün dönüşümler elitist askerler tarafından gerçekleştirilmişken ilk defa sizin aranızdan “varoşlardan” çıkan bir kadroyu görmenizi engelleyen nedir?

Bırakın, bizi de Mısır gibi tedmir etsinler!

Gezide siz de bazıları gibi geri çekilmeseydiniz Türkiye “İslamcı gerici Kemalizm” limanına oturtulacaktı kuşku yok!

O zaman hep birlikte “kına yakardınız!”

Olumlu gelişmeler karşısında en azından sükût etmek gerekmez mi?

“Ayıp” değil mi?

omeraltass

twitter.com/omraltas

http://www.facebook.com/Ömer Altaş

ORHAN KEMAL CENGİZ : Büyük Ortadoğu Projesi ve Hakan Fidan


ORHAN KEMAL CENGİZ

‘Mısır ordusu, İsrail ve Suudi Arabistan’ın ABD’yi hiç hayal kırıklığına uğratmadığı’ sözünden nasıl bir Ortadoğu hayal edildiğini anlıyoruz.

Matrix filminde, aynı kara kedi iki kere geçince bunun kötüye işaret olduğunu anlayıveriyorlar hemencecik. Déjà vu, aslında Matrix’te bir ‘kaymaya’ işaret ediyor. Yani temelde meydana gelen bir değişiklik, basit bir tekrarla ortaya koyuyor kendisini.

Son haftalarda Amerikan basınında MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında çıkan kara propaganda yazıları da uğursuz bir Déjà vu duygusu yaratıyor insanda. The Wall Street Journal ve Washington Post’un yazarları şık kıyafetlerin içinde, kadife eldivenlerinin içine sakladıkları ellerini sallayarak, fevkalade ‘medeni’ bir şekilde konuşuyorlar ama önünde durdukları duvarın arkasından çok kötü kokular geliyor.

Fidan, Suriye’deki cihatçıları örgütlemekle, İsrail hesabına çalışan İranlıları İran’a ihbar etmekle suçlanıyor. Türkiye’nin Suriye’de oynadığı rolü biz de eleştiriyoruz. Ama Amerikan medyasında çıkan yazıları okuduğunuzda, bunların bir eleştiri, uyarı falan olmadığını, belli çevreleri manipüle etme amacı taşıdığını görüyorsunuz.

Bu yazıların Türkiye’yi Suriye politikası konusunda sıkıştırmayı, İran’dan alınacak doğalgaz ve Çin’den alınacak savunma sistemleri için cezalandırmayı amaçladığını söyleyenler oldu.

Şüphesiz ki bunlar etkili olabilir. Ama ben, gazetelere parça parça bazı bilgiler vererek onları yönlendiren Amerikan ve İsrail istihbaratlarının daha büyük bir oyun planları olduğunu düşünüyorum. Bu yazıların amacı Erdoğan ya da Fidan’ı belli konularda politika değişikliğine zorlamak değil bence; veya olsa olsa bu ikincil bir hedef olabilir.

Asıl hedef, başta Amerikan yönetimi olmak üzere, bütün Batı’ya AK Parti hükümeti ve Erdoğan’ın birlikte çalışılması mümkün olmayan, güvenilmez, fanatik ve radikal bir İslamcı olduğunu kanıtlamak.

Bugün Hakan Fidan’a karşı gerçekleştirilen küçük küçük hamlelerle, parçalarını gördüğümüz bu fotoğrafın ana gövdesi 24 Ağustos’ta yine The Wall Street Journal’da yayımlanan bir yazıyla ortaya konmuştu. Russel Mead imzasıyla yayımlanan bu makalenin başlığı, ‘Amerika’nın Ortadoğu’da başarısızlığa uğrayan Büyük Stratejisi’ (The Failed Grand Strategy in the Middle East). Mead’e göre, Obama yönetiminin Ortadoğu stratejisi bütünüyle başarısızlığa uğradı. Bu strateji ‘ılımlı İslamcılarla’ birlikte Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesini öngörüyordu. ABD yönetimi AK Parti gibi ılımlı İslamcılarla birlikte çalışarak Ortadoğu’ya demokrasi getirecek, İslamcı terörist örgütleri marjinalleştirecekti.

Ancak Mead’e göre ABD yönetimi bu hedefleri belirlerken büyük hesap hataları yaptı: Desteklenen İslamcı grupların olgunluk ve kapasitelerini yanlış okudu; bu politikanın ABD’nin önemli müttefikleri Suudi Arabistan ve İsrail üzerindeki etkilerini hesaplayamadı; bölgedeki terörist hareketlerin yeni dinamiklerini anlayamadı vd.

Mead tabii AK Parti ve Erdoğan’a da uzun uzun göndermelerde bulunuyor: Erdoğan gazetecileri tutuklattı, medyayı tehdit etti, kaba bir şekilde gösterileri bastırdı. Partinin ön saflarındakiler artan oranda şirazeden çıktılar; Yahudileri, telekineziyi ve diğer gizemli güçleri suçladılar vd.

Maalesef bu söylenenlerin bir kısmı doğru; ancak Mead tabii ki bütün bunları Türkiye’nin hayrı için sıralamıyor. ABD yönetimine “Ortadoğu politikanı değiştir, eski fabrika ayarlarına geri dön” diyor. Nitekim ‘Mısır ordusu, İsrail ve Suudi Arabistan’ın ABD’yi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadığını’ söylemesinden nasıl bir Ortadoğu hayal edildiğini anlıyoruz.

Mead’in bu yazısı ve son haftalarda art arda çıkan Fidan yazıları, birkaç gün önce eski İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın Facebook sayfasına yazdığı “Erdoğan radikal bir İslamcıdır” cümlesini bütün Batı’nın kafasına kazımak istiyor. Ve tabii, “Bu radikal İslamcılarla demokrasi falan olmaz” cümlesinin de muhataplar tarafından söylenmesi bekleniyor.

AK Parti hükümeti, bu çemberi, daha fazla demokrasi ve AB ipine daha sıkı sarılarak mı kırmaya çalışacak; yoksa daha fazla komplo teorisi, daha fazla İsrail karşıtlığı, daha az demokrasiyle bu çevrelerin ekmeğine yağ mı sürülecek, hep birlikte göreceğiz…

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: