Etiket arşivi: ERGÜN DİLER

ERGÜN DİLER : Mustafa Sarıgül’ün buluştuğu Amerikalı kim ??


sarigulun_amerikali_misafiri_h21260.jpg.png

Esrarengiz ABD’li

Hep söylerim! Büyük haberler KÜÇÜK bir şekilde araya sıkıştırılır! Günlük hayatın içinde koşuşturan insanlar asla ve kat’a buna dikkat etmezler! Ayrı bir motivasyon ve yayının yapıldığı merkezi iyi tanımak gerekir! Bizim basında hiçbir şey tesadüf olarak sayfalarda yer almaz!

Televizyonlarımız daha o kadar AKIL ürünü olmasa da stratejik yayın yapan ve İsrail’le aynı yaşta olan gazetelerimiz vardır!

İşte okurlar için KÜÇÜK ama TÜRKİYE için BÜYÜK sayılabilecek bir haber daha o gazetenin sütunları arasında kayboldu!

Kimsecikler görmedi! Üstüne gitmedi! Rüzgar gibi geldi geçti!

Haberin kahramanları CHP ve Mustafa Sarıgül’dü!

Sakın Mustafa Bey’i çok önemsediğimi falan sanmayın! Ben onu ittiren ve arkasında yer alan gücü tanımlamaya çalışıyorum!

Türkiye asla kendi haline bırakılacak bir ülke değildir! Bu nedenle hesabı olanlar kesinlikle kenarda durup beklemez!

CHP, Mustafa Bey’in ayağına giderek "Partiyi size getirdik!" dedikten sonra önümüzdeki dönemde kimin ismini sıkça duyacağımız ortaya çıktı!

CHP kendi hür iradesiyle Mustafa Bey’in ayağına gitmedi!

Partiyi kucaklayan GÜCÜN isteğiyle bu gerçekleşti!

Kimdi bu güç?

Mustafa Bey, CHP’yi kendine kattıktan sonra aynı gün kutlamayı BOĞAZ kenarında ünlü bir balık lokantasında yaptı!

Sarıgül’ün yanında CHP’nin AMERİKA’daki MUSEVİ LOBİSİYLE ilişkisini götüren ve çeşitlendiren Faruk Loğoğlu vardı! Hatırlarsınız Loğoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone’ye "Amerika’da muhatap bulamadık!" diye dert yanmasına tepki göstermişti!

Neyse…

Sarıgül ve Loğoğlu o gece çok önemli bir Amerikalı’yı ağırladı! O isim CFR’nin (Council on Foreign Relations) Ortadoğu masası şefiydi! Richard Murphy dünyanın en etkili kuruluşunda 2092 kayıt numarasıyla bulunan eski bir diplomattı!

Harvard’i bitirdi, Cambridge’de doktora yaptı! Baba Bush, Reagan, Clinton ve son olarak da oğul Bush’a Ortadoğu konusunda DANIŞMANLIK yaptı! Özellikle İsrail, Hamas ve PKK konusunda hazırladığı çok özel dosyalarla biliniyordu!

CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyon’la birlikte dünyanın gücünün toplandığı merkezdi!

CFR’nin merkezi New York’tu! Harold Pratt House denilen yerde kuruldu! New York’un göbeğinde yani!

Sarıgül’ü o masaya gönderen bizim son BARON’du! Türkiye’de üç örgüte benim bildiğim TEK ÜYE olan bizim BARON, Bilderberg, Trilateral ve CFR üyesi olduğu için ÜÇ YILDIZLI olarak anılırdı!

Tabii Sarıgül’ün oraya gitmesi kadar karşıdaki insanın taşıdığı GÜCÜN önemi de çok önemliydi!

CFR dediğimiz kurumun kurucularına baktığınızda işin boyutu ortaya çıkıyordu!

Bank of America

Merrill Lynch – (Che nin babasının kurduğu şirket)

Chevron

Exxon

Goldman Sachs

Hess Corporition

JP Morgan Chase & Co

Nasdaq OMX Group…

"Bu kadar mı?" diye sorduğunuz zaman da MUSEVİ dev şirketlerin arkada olduğunu görürsünüz!

Coca Cola’dan Citi Bank’a, Standart Chartered Bank’tan Lazard ailesinin şirketlerine kadar geniş bir yelpaze sınırsız destek verir!

İşte bu devler Türkiye için SAHAYA bizim BARON’un hazırladığı SARIGÜL’ü sürdü! Darbe olmayınca, cuntalar iş yapmayınca, Türkiye hızla Ortadoğu’yu ele geçirince bir isimde anlaşmak durumundaydılar!

Öyle de oldu!

Kemal Bey istemese de razı oldu! Bunu göstermek için de kahvaltı ısmarladı!

Bu tabloya bakınca CHP’nin kimlerle yürüdüğünü anlamak çok daha kolay!

CHP’nin karşı çıktığı ne kadar nokta varsa eksiksiz büyük MUSEVİ sermayesi de onaylıyordu! Hem Türkiye’ye hem bölgeye bakışlarında inanılmaz benzerlik vardı!

Tabii bunu çok kişi bilmez! Dediğim gibi gazeteler yazmazsa nereden bilecekler!

İşte CHP ve Sarıgül’ü yanına alan güçler şimdi açıktan gelmeye başladı!

Amerika’da yaşayan ünlü bir TÜRK işadamı da her yerde "Ülkeyi bunlardan kurtarın!" diye feryat ediyor ve bu güçle Sarıgül’ü buluşturuyordu!

Türkiye, Türkler’e bırakılmayacak kadar önemli bir ülkeydi!

Bu nedenle Sarıgül, 3 saat Murphy’le görüşüyordu!

Konu Ortadoğu, haliyle Türkiye idi!

Ve "Türkiye’yi Türklerden kurtarmak" da galiba toplantının ana konusuydu!

Öyle ya!

İsmini sıraladığım güçler hiç BİZİ BİZE bırakamadı!

Şimdi CHP’ye gönülden bağlı olanların düşünmesi gerekmez mi!

Partilerinin aslında DIŞARIDAN yönetildiği akıllarına gelmez mi?

"Deniz Bey’i götüren, Kemal Bey’i getiren güç şimdi de Sarıgül’ü mü sahneye çıkarıyor?" diye sormaz mı!

Ben soranı görmedim!

Herkes DUYGUYLA, ÖFKEYLE oturup kalkıyor! Ve asıl konuşulması gereken gerçeklerin üzeri örtülüyor!

Bu da sadece bizim buralarda oluyor!

Garip değil mi?

"Cumhuriyet’i böyle mi koruyacağız?" diye sormadan edemiyorum!

* * *

CASUS VE YALI!

Geçtiğimiz hafta AHABER’de Bekir Hazar’la yaptığımız programda efsanevi İngiliz casus Kim Philby’nin anılarında "Boğaz’daki KIRMIZI YALI’da sık sık kaldığını söyler" demiştim!

Tırnakçı Çürüksulu Yalısı, Muharrem Nuri Birgi’den sonra Selahattin Beyazıt’a geçmişti! Ve Kırmızı Yalı olarak bilinirdi!

Bu sözleri söyledikten sonra eski bir dostum arayıp şunları söyledi:

Kim Philby, Çürüksulu Yalısı’nda kalmış olabilir! Bilmiyorum. Ama ünlü İngiliz casus, asıl Münevver Ayaşlı’nın Beyberbeyi’ndeki yalısında kaldı! Yalıyı mobilyalı olarak kiraladı! Hem de 700 liraya! 1946’da bu çok büyük paraydı!

Münevver Hanım da yalıyı terk edip 60 liraya KÖŞK’e geçti! Kim Philby’nin İstanbul’daki en yakın arkadaşı Milli Takım’ın ilk golünü atan Fenerbahçeli futbolcu Zeki Rıza Sporel’di! Onunla sık sık Moda Deniz Kulübü’nde buluşurdu!

Münevver Hanım, MASON Sadullah Paşa’nın oğlu Nusret Ayaşlı’nın eşidir!

Ankara’daki EBENBOĞA Havalimanı, Sadullah Paşa’nın kayınpederinin uçsuz bucaksız arazisinin üzerine yapılmıştır…

Kim Philby için "yakışıklı, nazik, şık ve zarif!" tanımı yapan Münevver Hanım’ın yalısı da kırmızı renkliydi! Ama "Kırmızı Yalı" olarak anılmazdı…

Ayrıca İngiliz istihbaratının önemli ismi ve James Bond’un yaratıcısı Ian Fleming de Boğaz’da Kalkavanlar’ın yalısında kalırdı…

Dostumu dinleyince "BOĞAZ’da kimin eli kimin cebinde belli değil!" diye düşündüm…

Haksız mıyım!

Ergün Diler

ERGÜN DİLER : Uyanın beyler


Oil+War1.jpg

Uyanın beyler!

Türkiye’ de bir kesim sağır ve kör! Olan biteni ısrarla anlamak istemiyor! Ülkenin rotasını ısrarla pas geçiyor! Ezberle, ret’le, isyanla karşılıyorlar her adımı!

Akıl tamamen devre dışı!
Sonunda üzülecekler ama inatla bildiklerini okumaya devam ediyorlar…

Eski, yaşanmış bir hikaye anlatayım…

Tıpkı eski Türkiye gibi…

İstanbullu genç bir kız, üniversite eğitimi için İngiltere’ye gider! Okula kayıt yaptırdıktan sonra yurt için de başvurur ve istediği odaya geçer! Şansı yaver gider, isteği üzerine bir başka Türk kızı da oda arkadaşı olarak çıkar gelir!

İki kız çok iyi anlaşırlar. Bir süre sonra bakışlarla konuşacak kadar birbirlerini iyi tanırlar. Aralarındaki nezaket ve anlayış diğer arkadaşlarının da diline dolanır!

Örnektirler artık!

Bir gece İstanbullu kızın bir başka arkadaşı ısrarla "Bize gel, bu akşam birlikte ders çalışalım" diye tutturur!

Kız da kıramadığı için "Evet!" der!

İngiliz kız aracıyla gelip yurdun önünde beklemeye koyulur! Genç kız da aceleyle odadan çıkar. Yürüyerek kampüsün diğer ucunda bekleyen arkadaşına doğru ilerler. Bir süre sonra İstanbullu genç kız, ders kitabıyla notlarını yanına almadığını hatırlar.

Gerisin geri gider!

Nefes nefese yurdun merdivenlerinden çıkarak odanın kapısına dayanır! Oda karanlıktır! Hızlı hareket etmeyi bırakıp sakin ve sessiz bir şekilde işini halletmeyi uygun bulur!

Arkadaşı uyanmasın diye ışıkları açmaz!

El yordamıyla kitaplarını bulmaya çalışır. Gürültü yaptığını fark edince uyuyan arkadaşını rahatsız etmemek için "Boş ver ya! Nasıl olsa arkadaşımın kitabı var. Oradan çalışırız!" diye düşünür ve odayı terk eder!

Hızla arkadaşına gider…

İki genç kahve içip gülerek derslerine çalışırlar!

Sabah olunca sınav salonuna girerler!

İstanbullu genç kız oda arkadaşının sınavda olmadığını fark eder ve şaşırır! Soruları cevaplarken "Nerede bu yahu?" diye aklından geçirir! Sınav bitince koşarak odasının yolunu tutar! Işıkları açmadığı odanın içi kan gölüne dönmüştür!

Canından çok sevdiği arkadaşı parça parça yerde yatmaktadır!

Odanın duvarında da "Aren’t you glad, you didn’t turn on the lights?" yani "Işıkları açmadığın için memnun musun?" yazmaktadır!

İşte, içeride ve dışarıda bir kesim Türkiye’nin bölgede KÖR UÇUŞU yapmasını istiyor!

İşinde gücünde olan halk gerçekleri bilmediği için bunların sözlerinin ne anlama geldiğini bilmiyor! Terörün bitmesi, enerji ile buluşma ve Kürtler’le kucaklaşmanın anlamı onlar için "ÖLÜM!" demek!

Ankara’nın bu rotası onlara ızdırap veriyor! Sorunlarını çöze çöze ilerleyen DEVLET eski masaya korku veriyor! Çünkü bölgenin gerçek fotoğrafının ortaya çıkmasını istemiyorlar!

O fotoğraf ne mi?

Anlatayım…

Bakın, şu an Irak’ta petrol ve doğalgazın yüzde 85’i Amerikan ve İngiliz şirketlerin elinde! Şirketler de öyle sıradan şirketler değil… İçlerinde Addax, Afren, Aspect Energy, Chevron, Dana Energy, DNO, Dogan, Exxon, Mobil, Forbes & Manhattan, Gazprom, Genel Energy, Groundstar Resources, Gulf Keystone, Heritage Oil, Hess, Hillwood, HKN, HKN Energy, Hunt Oil, Kar Group, KNOC, Korea National Oil Company, Marathon, Murphy Oil, Niko, Norbest, Oil Search, OMV, Oryx Petroleum, Perenco, Petoil, Prime Oil, Qaiwan, Reliance Industries, Repsol, ShaMaran Petroleum, SINOPEC, Talisman, Total, Viking, WesternZa var…

Peki bu şirketlerde kimler çalışıyor! Bunları kimler yönetiyor?

Paul Bremer: Geçici olarak IRAK VALİLİĞİ yapan AMERİKALI diplomat!

Şimdi EBM Başkanı…

Baroness Blackstone: İngiltere’nin eski bakanlarından…

Şimdi Mott MacDonald Group’un üst düzey ismi!

Nicholas Soames: İngiltere eski Savunma Bakanı! Aegis üst düzey yöneticisi…

Michael Rose: İngiliz Özel Kuvvetler eski komutanı! Şimdi Control Risks Group üst düzey yöneticisi…

Harry Legge: Prens Charles’ın sır küpü, yakın arkadaşı! Olive’in en etkili ismi…

Jeremy Greenstock: 35 yıl çeşitli yerlerde görev yapan diplomat! Şimdi De la Rue’nun Başkan Yardımcısı…

George Robertson: Baron! NATO eski Genel Sekreteri… İşçi Partisi eski Başkan Yardımcısı…

Şimdi ise Weir’in Başkan Yardımcısı…

Yani Amerikalı, Rus ve İngiliz’in girdiği yere İÇERİDEKİ YERLİLER "Sakın girmeyin! Ülke bölünür!" diye karşı çıkıyor!

Türk ve Kürt’ün kardeş olması, elele gelecek kurması, ortak kaderi birlikte yazması, silahı değil de aklı kullanması bu adamları deli ediyor!

Düne kadar yarattıkları İLLÜZYONLA bizi avuttular!

Bizde kardeş kardeşin boğazına yapışırken, onlar perde arkasından pastayı götürdüler!

Ama artık onlar için çok geç!

Yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye bunun tam ortasında!

Anlamadıkları, Türkiye’ye yakıştıramadıkları bu!

Ellerinde oyuncak olan ülkeden bir DEVİN meydana gelmesini kabul edemiyorlar!

Türk ve Kürt’ün AKLINI kullanması onların hiç beklemediği bir ATAKTI!

Bu oldu!

Kimyaları bozuldu! Paralarının gerçek sahipleri tarafından yönetilen bu toprakların çocuklarının petrol ve gaza seyirci olmasını istiyorlar!

Siz hiç "İngiliz orada, Amerikalı orada! Biz niye yokuz" diye bağırıp çağıran bir BARON gördünüz mü?

Göremezsiniz!

Çünkü bu topraklara bağlı değiller!

Bağlı olmayanlar hesap verecek!

Bugün olmazsa yarın!

Türkiye artık onların operasyon yapabileceği bir ülke değil!

Büyük bir dönüşümün tam ortasındayız!

Türkiye hayal etmediğiniz kadar büyüyecek! Tarih yazılırken sizler de tanık olacaksınız!

İleride TARİH okutulurken şimdiki bütün işbirlikçilerden ÖVGÜYLE (!) söz edilecek!

Buna inanın!

Burası Türkiye! Kimin ne olduğu bilinir!

Sadece bir süre yazılmaz ve söylenmez

Ergün Diler

ERGÜN DİLER : Kozmik sohbet


turkey-army.jpg

Kozmik sohbet

Çok az ortalarda görünen dostumdan bir türlü haber çıkmayınca geçtiğimiz gün EMRE’ye "Nerede acaba?" diye sordum…
Bizim Emre de net cevap veremedi! "Ama ulaşmaya çalışırım" dedi…
Telaş içinde bir sağa bir sola koşuştururken Emre mutlu haberi dün verdi! Bizim Karanlıklar Prensi "Soruları yollayın gerisini merak etmeyin!" demiş!

Hemen soruları sıraladık! Aradan bir-iki saat geçmemişti ki cevaplar geldi! Emre de ben de şaşırdık! Hiç böyle hızlı davranmazdı! Cevapları okuyunca yine DIŞARIDA onu bekleyen bir maceraya soyunduğunu anladık!

Bakalım kısa zamana sığan görüşmeyi siz beğenecek misiniz?

Çünkü ulaşılması ve konuşulması hiç de kolay olmayan birini kısa bir süre de olsa buraya taşımak çok önemli…
Sonuçta kimsenin yapamadığı bir şey!
Neyse sözü dostumuza bırakalım…
İşte o konuşma!

* Çin’le olan yakınlaşma nedir?

Hava savunma sistemi için CPMIEC’le anlaşma yapıldı… Bu çok önemli bir adım. Türkiye’nin kararlılığı dünyaya gösterildi! Ankara bu atakla "İstersem dünyanın dengesini değiştiririm!" dedi.
Bununla elimiz çok güçlendi!

* Nasıl yani?

Ortadoğu, Afrika ve Suriye konusunda artık top Türkiye’nin ayağında! İstediği kaleye gol atar! Önümüzü kesmeye çalışanlara büyük ders verildi! Çinliler’e yaklaşarak elimizin ne kadar güçlü olduğu ortaya çıktı! Blöf yaptığımızı sandılar!
Yanıldılar! Ama istediğimizi aldık!

* Neden böyle bir yol izlendi?

Bizim için en önemli projelerden biri F-35 savaş uçağı… Bazı ülkeler bunu alıp üretimine soyunmak istedi. Biz de Çinli şirket ile "Öyle mi!" dedik!

F-35’leri, aklımızı verip biz üreteceğiz! Yazılımı da TÜRK MALI olacak! Bu projeyi bizden çalmak isteyenler Çinliler’le yapılan anlaşmayla dizlerinin üzerine çöktü!

* Ne güzel haberler veriyorsunuz!

Dur, daha bitmedi! Uçak gemisinin alt yapı çalışmaları bitti! Çok yakında üretime geçiliyor! Hem de nükleer yakıtla çalışacak. Uçak gemileri F-35’lerle dolacak. İşte ondan sonra Afrika ve Ortadoğu’da en güçlü ülke Türkiye olacak.
Nükleer santrallere bir de bu gözle bak. Karşı çıkanları o gözle bir kez daha incele.

* Sanki son zamanlarda ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’den doğan bir sorun varmış gibi duruyor!

John Kerry’ye Amerikalılar bile güvenmez. Çünkü dost sohbetlerinde bile söylediği yalanları unutur. Sadece eşi onu sever. O da çok hasta. Beyaz Saray’da en önemli kişi Joe Biden. Amerikan politikalarını o belirliyor.

* Obama peki?

Bazen Başkan Obama elindeki gücün farkına varamıyor! Ufak tefek hataları yapmasının nedeni bu!

* Suriye ne olacak?

Ortada kanayan bir yara!
Suriye konusunda 2 aylık süreç çok önemli. Bu süreçte Maliki, Türkiye’ye gelecek. Erdoğan da, Moskova ve Tahran’ı ziyaret edecek. Esad’ın neden gitmesi gerektiğini bir kez daha anlatacak.
Eli bu kez çok daha güçlü. Detayları, dikkatli bir araştırma sonucunda görürsün. Eğer bu 3 görüşme sonrasında Esad gitmezse, maalesef o zaman hiç istemediğimiz halde devreye biz gireceğiz.

* Nasıl gireceğiz ki?

Sen detayları yazdın! Şam’da Ulusal Güvenlik Merkezi havaya uçtuğunda ortalık toz dumandı! Bu Esad için çok ciddi uyarıydı! Ama anlamadı! Şimdi en yakınında patlama olursa şaşırma! Belki de en sadık adamı, "Bu ülkeye çok zarar verdiniz" diyerek onu infaz edecek. Bekle biraz!

* Sarıgül olayı nedir?

CHP bilmeden askeri zayıflatmak için çaba gösteriyor! Ordu inanılmaz projelerin içine girmişken onlar büyük fotoğrafı göremiyor!

İşlerine de gelmiyor açıkçası! Sarıgül iyice ortaya çıkacak ve inanılmaz yayınlar başlayacak!

DIŞ BASIN büyük gürültü yapacak ve içerisi de alıp kullanacak! Gezi’deki yayınların bir benzeri Sarıgül için hazırlanıyor! Her şeyden haberimiz var!

Asıl o zaman YABANCI parmağı ortaya çıkacak! İyi izle!

* MİT’i kendi haline bıraktılar galiba?

Yok nerede! Hakan Fidan ülke için çok önemli! Erdoğan’dan sonra kapladığı alan çok önemli! Bilmiyorum ama yakında bir iftira kampanyası ile karşılaşabilir!

Gerçek olmayan ses kayıtları bile çıkabilir! Çünkü rahatsızlık verdiği çok ülke var! Dünyanın her noktasında Türk istihbaratı var. Hem de çok güçlü. Yabancılar "Bu kadar hatasız saha ajanları görmedik" diye dert yanıyorlar!

* Fidan çok mu rahatsızlık veriyor?

Fidan’ın daha önce görev yaptığı kurum ABD’ye yerleşti! Oregon’da yaşayan Kızılderililer’e su projesi gerçekleştirdi! İhtiyacı onun eski kurumu karşılayacak! Bu ilk bakışta sıradan bir olay gibi görünebilir ama Kızılderililer, ABD’de gizli bir yapıya sahipler. Bunu Amerikalılar bile çözemedi. Onlara verilen haklar sayesinde Amerika’ya girildi. Yapılan anlaşma da 100 yıllık.

* Necdet Özel Paşa ile ilgili bilmediğimiz ne var?

Fidan’la ilgili yöntemin bir benzeri PAŞA için kullanılıyor! Şu anda hapiste olan birçok asker, kendilerini bu duruma düşüren generallere çok kızgın. Bazıları Özel’e bunları anlattı. Ancak yardım istemediler. Ama bir grup da PAŞA yardım edemeyeceği halde ısrarla yardım istiyor! Amaç Paşa’yı ordunun gözünde itibarsızlaştırmak! Anlayacağın hapiste de görevlerini yapıyorlar!

* Barzani meselesi?

Kartlarımızı o kadar iyi kullandık ki…

Kimseye ihtiyacımız kalmadı! Eğer işler istediğimiz gibi giderse 10 yıl sonra, yani 2023’te, ne Amerika ne Rusya bize sormadan bölgede adım atabilir! Şimdi içerideki savaşın nedeni de bu! İngiltere ve Avrupa bu kadar güçlü bir Türkiye’ye alışık değiller ve hiç istemiyorlar!

* Dinleme krizi nedir? Amerika bizi de dinledi mi?

Bizi dinlememeleri mümkün değil!

Dinlediler! Ancak biz de dinledik! Ya elimizde çok ama çok önemli kayıtlar varsa! Üstüne basarak söylüyorum, ya çok ama çok özel kayıtlar varsa! * *

Bu ne demek?

Kimse bize dinlemeyle falan gelemez demek! Kimse karanlık dosyalarla önümüze çıkamaz demek! Türkiye eski Türkiye değil! Gücümüzü dünya biliyor, yalnız muhalefet ve baronlar bilmiyor!
Biliyor da işlerine gelmiyor!

* Avrupa dediniz!

Komik şeyler yaşıyoruz!
* Nasıl? Bir örnek…

Almanya bizim casus uydumuzu izlemek için özel bir uydu gönderdi.
Bu dünyada ilk kez yaşandı. Başka bir örneği yok! İçerisi bilmiyor ama dünya ile uğraşıyoruz! Yaptıklarımız senin sütununa sığmaz! Ama inan adamların kimyası bozuldu! Bunu insanlar nasıl görmüyor ve anlamıyor!

NOT: Dostumuzun dışarıda ne yapacağını yazmamızı beklemeyin lütfen! Ama yakında Türkler’in imzasını atacağı bir olay olacak! Gazetelere, daha doğrusu sadece TAKVİM’e dikkat edin!

Ergün Diler

Ergün Diler : Büyük güç


mason-ataturk-yahudi-israil.jpg

Büyük güç

Tarihin çok hızlı yazıldığı dönemlerde olan biteni anlamak ve fotoğrafın içinde yer almak hiç kolay değildir.
Korkular, tedirginlikler, sürprizler insanı rahat bırakmaz! Yılların getirdiği alışkanlıklar arasında "Ne olacak?" sorusunun cevabı bulunmaz!

Hele hele 90 yıldır daha doğrusu 160 yıldır BARONLAR tarafından yönetilen Türk insanı kolay kolay soruların doyurucu cevaplarını bulamaz! "Konforu bozulmasın" diye Buckingham Sarayı’ndan sızdırıldığını bilmediği ezberlerle yoğrulup gider!

Bu neredeyse KADER haline gelmiştir buralarda! Kendi içimizde yarattığımız değerlerin dünyaya hakim olduğunu düşünürüz! Hiç dostumuz yoktur, düşmanımız çoktur!

Bunun asla ve kat’a değişmeyeceğini düşünürüz!
Oysa değişmesi gerektiğini bilmek için dünyayı ve olayları çok iyi okumak gerekir!

Şu an Avrupa "Türkler şimdi ne yapacak!" diye tedirginlikle beklerken bizim içeride tansiyonu tavan yaptırmamızı emin olun onlar bile anlamıyor!

Bütün bunları anlamak için biraz tarih biriktirmek, biraz da DİKKAT kesilmek yeter!

Geri gidelim… İkinci Dünya Savaşı, Türkiye’nin dışında kaldığı bir değişim hareketiydi! 160 yıldır Londra’nın kontrolünde olan Türkiye savaşı PAS geçti! Ama değişim durmadı!
Savaş bittikten sonra DÜNYA, Amerika ve Rusya arasında cetvelle çizilip paylaştırıldı!

Avrupa tam ortasından ikiye bölündü! Bir kısmı Moskova’ya bir diğer bölümü de kurtarıcı olarak gelen Amerika’ya bırakıldı!
Müttefik Kuvvetler Başkomutanı Eisenhower sağ kolunu daha doğrusu AKLINI 1946’da Moskova’ya gönderdi!

Soğuk bir MART ayında GENERAL BEDEL SMITH içinde kendisinden başka kimselerin olmadığı SİYAH bir otomobille KREMLİN’den içeri girdi! Deri çizmeli, şık giyimli askerleri selamladıktan sonra sarayın uzun koridorunda hızlı adımlarla yürüdü! Koridoru sonundaki odanın önünde bekleyen STALİN üzerine geçirdiği MAREŞAL üniformasıyla Amerikalı konuğunu selamladı!

İngiliz Başbakan Churchill bu görüşmeye şiddetle karşıydı!
Ruslar’ın büyümesi ve güçlenmesi hiç istenmiyordu! Ama özellikle bu toplantıda karar verilmişti! Dünyada denge oluşacak ve bunun iki ucunda Amerika ile Sovyetler olacaktı!
Oldu da!

Ama biz bunu bilmedik ve anlamadık!
Anlamadığımız gibi tarihin en büyük tiyatrosunu izlemeye başladık!
Soğuk Savaş!
Amerika ile Sovyetler birbirine düşman gibi görünüp yıllarca herkesi uyuttu!

Oysa Avrupa’da yükselen SOL’un arkasında Londra vardı! Ve bu SOL hep tek bir şeye karşıydı: AMERİKA!

Amerika’nın ayakta kalması ve Moskova ile ortaklık yapması uzun vadede İngilizler’le birlikte bütün Avrupa’nın bölgeden çekilip gitmesi anlamına geliyordu! Zaten bu yüzden bizde MOSKOVA’ya kaçan tek SOL’cu yoktu!
Hepsi Avrupa başkentlerine yolculuk yapmış ve orada PARA ile buluşmuştu!

SOL’a giren Londra, dini grupların içine de sızdı! Ve çoğunu yönetti! Bizim Moskova’ya karşı sert tavır almamız aslında Ruslar’a "Sizi Ortadoğu’ya sokmayız!
Çünkü biz Kraliçe’nin adamlarıyız!" demekti! Tabii biz bunu böyle bilmiyorduk!
Sadece biz mi? Amerikalılar da çok şey bilmiyordu!

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra pasta paylaşılsa da tek ve önemli sorun Ortadoğu’ydu! Hala İngilizler hakimdi!
Türkiye bilmeden ve istemeden Tel Aviv, Londra ve New York arasındaki BARONLARA hizmet ettiği için bölge bize gelmiyor, İngilizler de bizim "SIR" desteğimiz yüzünden bölgeden gitmiyor aksine tutundukça tutunuyordu!

Haliyle tek kaybeden biz oluyorduk!

CIA’nın yeni kurulduğu dönemde efsane İngiliz casusu Kim Philby istihbarat ağını kurup Amerikalılar’a teslim ediyordu! Taşerondu yani! Washington’un en güvendiği James Angleton gibi kilit ismi kendine bağlıyor ama bütün Amerika uyuyordu!
Amerika’nın kalbine giren İngilizler burada daha çok MUSEVİ isimleri kullanıyordu! Pasaportları Amerikan olsa da bağlı oldukları yer Kraliçe’nin çalışma odasıydı!
Böylece hem gizleniyorlar hem de Amerikan karşıtlığını tavan yaptırıyorlardı!
Oyunu kuran büyük akıldı!

Ama Kim Philby gibi efsane casusun arkasında pek bilinmez ama Victor Rothschild gibi olağanüstü akıllı bir başka JAMES BOND vardı!
İngiliz istihbarat örgütünün başındaki AKIL, para imparatoru Rothschild ailesinin bir üyesiydi! Amerika’ya sızıp daha sonra da KOMÜNİST olan (!) Kim Philby, Rusya’da ölecek kadar görev aşkına sahip biriydi! 50 yıl boyunca Amerika-Rusya birlikteliğini önlenmek istedi!
Gorbaçov’la bu gerçekleştirildi! Yeltsin de operasyonun tuzu biberi oldu!
Putin gelince çark eski yerine oturdu!
Şimdi daha da sağlam!

Tek problem bu iki büyük gücün dayanak olarak seçtiği Türkiye’de işlerin yıllarca istendiği gibi gitmemesi!
Ankara bu oyunu ve dengeyi yıllarca göremediği için hep karavana attı! Şimdi bu görüldü!
Oyuna girmemizin karşılığı olarak Kürt kardeşlerimiz ve bölge bize akacak! Biz olmadan kimse Ortadoğu’yu yönetemiyor!
Bu ortada!

Amerikalı ve Rus istenmiyor!
Türkiye olmadan eller birleşmiyor!
Her ne kadar Müslüman’dan TERÖRİST çıkarmak için çırpınsalar da MÜSLÜMAN kimliği bölgedeki tek anahtar!
Barzani de Öcalan da bunu biliyor!
Türkiye hem içerisiyle hem dışarısıyla barışacak!
Enerji de nüfus da gelecek!

Tedirgin olanların anlamadığı ve görmediği bu! "Ülke bölünecek!" diye ortaya çıkanları anlıyorum! Yıllarca devlet eliyle körleştirilen TOPLUMDAN büyük fotoğrafı "pat" diye görmesi beklenemez!
Ama yine de olanların alt alta konulması gerekir!
Oyun, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başladı! Asılan liderler, indirilen hükümetler, zehirlenen cumhurbaşkanları, hastanede esir alınan Başbakanlar hep bunun sancısıydı! İngilizler oyunun içine girip dengeyi bozmaya kalkanları bertaraf etti!

Amerika ve Rusya büyük de olsa BÖLGEDEKİ tek gerçek büyük BİZDİK!
Bunu kullanmamızı istemediler!

Ve istediklerini yaptırdılar! Şimdi devletteki AKIL değişti!
Milletteki hafızanın da yavaş yavaş modifiye edilmesi şart!
Büyük Türkiye’ye kimse "Hayır" demez!
Müjdeyi ben vereyim vermesine de bu kadar yük bana fazla değil mi!
Bakarsınız Cumartesi günü Erdoğan-
Barzani görüşmesinden sonra bir şeyler açıklanır!
Bu millet güzel habere hasret!
Tarih kaldığı yerden devam edecek!
Bizim olmadığımız kısmı koparıp çöpe atacağız!

Şimdi "yazmak" sırası bizde!
Bakın neler çıkacak

Ergün Diler

ERGÜN DİLER : Acayip


ataturk-harf-ink%C4%B1lab%C4%B1.jpg

Acayip!

Türkiye’nin tartıştığı, gündem olan konulara bakınca ne yazık ki fotoğrafı doğru okuyamadığımızı ve yorumlayamadığımızı görüyorum. Kısır tartışmalar, ufku olmayan çelişkiler içinde savruluyoruz!

Artık birbirimizi tanıyoruz! Benim Ankara’yı, İstanbul’u ya da bölgeyi sarsan bir soruna ve gelişmeye İÇERİDEN bakmadığımı biliyorsunuz!
Zaten en büyük yanılgımızın bu olduğunu da sık sık sizlerle paylaşıyorum!

Geniş bakmak ve düşünmek zorundayız! Mücadele ettiğimiz GÜCÜN İRTİFASINA ulaşmak durumundayız! Yoksa dayak yemek kaçınılmaz! Karışımızdaki küresel koalisyona karşı içeride birlik ve bütünlük fotoğrafı vermek AKLIN emri! Kendi aramızdaki her ayrılık tohumu bilin ki onlar tarafından yeşertilecektir!

Bakın günlerdir kız-erkek konusu dillerde!

Ben karışık eğitim sisteminin bir sonucuyum!

araştırmaya koyuldum!

Girdiğim yol beni ne yazık ki yine İngiltere’ye attı!
Karşımda gerçekten ilginç bir tablo buldum.
Dikkatle okuyun lütfen!

* Wycombe Abbey School
* Cheltenham Ladies’ College
* St Swithun’s School
* Headington School
* Benenden School
* St Catherine’s School for girls
* Badminton School
* St Mary’s School, Essex
* Burgess Hill School for Girls
* Malvern St James
* St George’s School for Girls
* Queen Margaret’s School, York
* Queenswood School
* Woldingham School
* Sherborne School for Girls
* Roedean School
* Godolphin School
* Haberdashers’ Monmouth School for Girls
* Royal Masonic School for Girls
* Mount School, York
* St Leonards-Mayfield
* Moira House Girls’ School
* Royal School, Haslemere
* St Margaret’s School for girls

Bunlar ne mi?

İngiltere’de sadece ve sadece kızlara eğitim veren seçkin okullar!

Tam 50 okul kızlara kapılarını açıp daha sonra DEVLETİ onlara sunuyor!

Peki, erkeklerde durum ne?

Ona da baktım!

* St Paul’s School, London
* Eton College
* Tonbridge School
* Abingdon School
* Harrow School
* Radley College
* Dulwich College
* Monmouth School
* Loughborough Grammar School
* Warwick School
* Merchiston Castle School
* Bedford School
* Shrewsbury School…

Birbirinden seçkin 20’ye yakın okul, ERKEK öğrencileri kabul edip geleceğe hazırlıyor!
Bunlar içinde devleti yaşatan okullar da var!
Tıpkı ETON COLLEGE gibi…

Bakın Lozan’da Türk heyetinin karşısında oturan LORD CURZON, Lordlar Kamarası’nda "Türkler’e özgürlük verdin!" diye topa tutuldu!

"Dünya sahnesinden silinmek üzere olan Türkler’e neden bu hakkı tanıdın!" diye üstüne yüründü! Herkes CURZON’un ne yapacağını düşünürken o "Herkes konuşsun ben sonunda toptan cevap vereceğim" dedi…

Lordlar eteklerindeki taşları dökünce o sahneye çıktı! Herkese net olarak okuyabileceği belgeleri uzattı!
Sonra kürsüye çıkıp şöyle konuştu: "Evet baylar. Onlara istiklal verdim.

Fakat buna karşılık, tüm maneviyatı ellerinden aldım!

Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu, şapka giydirilmesi, Latin harflerinin kabulü, Kuran-ı Kerim’in mekteplerden kaldırılması ve okutulmaması, kadınların memur, mebus, avukat olması, aile idaresinin erkeklerden alınıp kadına verilmesi, her içkinin ve fuhuşun serbest bırakılması, futbolun sahneye çıkması gibi daha nice değişiklikler kabul edildi. Bütün bu devrimlerle birlikte, Müslümanlık 40-50 yıl sonra yasak edilecektir!
Müslümanlık kaybedip, Hıristiyanlık kazanacaktır!"

Peki, kim bu daha sonra LORD olan George Curzon?

ETON COLLEGE’yi bitiren ve devlete hizmet için sıraya giren İngilizlerden biri!
Adamlar olaya böyle bakıyor!

kız ve erkeği birbirinden ayırıp DÜNYAYI ÖĞRETİYORLAR!

Bizi ne hale getirdikleri de ortada!

Lozan’da Türk tarafında kimlerin olduğu ve imzaların nasıl atıldığını ortaya çıkarmak da artık tarihçilerimize düşen bir görev!
Bu millet gerçeği hak ediyor!
Zaten yeterince vakit kaybettik!
Şimdi birlik zamanı!
Ülkede siyasete, eğitime, spora, bilime, modaya nasıl bir model gelecekse gelsin!

Ama bizim AKLIMIZIN ürünü olsun!
Bunu yapmak çok mu zor!
Biz yapmazsak elin oğlu gelip masada yaptırıyor!
EĞİTİM ŞART!

Ergün Diler

ERGÜN DİLER : Boğaz kavgası


illuminati-ba%C5%9Fbakanl%C4%B1k.jpg

Boğaz kavgası

Çok şey bilen dostumla dün bir araya geldik. Sadece çay içip konuşacaktık.

Ancak havanın güzelliği mi, yoksa mesaj kaygısı mı bilemiyorum ama dostum zor sustu!

İç siyasetten, dünya dengesine kadar her şeyi konuştuk!

Gerçekten inanılmaz bir hazineydi! Bir insanın bilmediği bir şey olmaz mıydı! Ama yoktu! Boğaz kıyısında sohbet ederken konu bir anda benim kayıtsız kalamayacağım bir noktaya geldi! Ürktüm!

"Gerçekten bunu yapabilirler mi?" diye düşündüm! Ama önceden bir benzeri yaşandığına göre bu da olabilirdi!

Bu korkunun beni sarmaladığı yerden itibaren olan konuşmayı sizlerle paylaşıyorum…

Bakalım sizin fikriniz ne olacak?

* Kanalİstanbul neden önemli?

Marmaray tamam! Unutma Türkler ne zaman güçlü olduysa Boğaz’a imza attı!

Lozan mağlubiyet, köprüler ve Marmaray ise zaferdir! Montrö, Boğazlar konusunda ibrenin bize dönmesini sağlamıştır ama yetmez ve yetmemektedir!

* Neden?

Bugün senin de yazdığın gibi Süveyş, Osmanlı’nın GERİ DÖNME projesiydi olmadı!

İngilizler izin vermedi! Bugün Süveyş Kanalı’ndan günde 54 gemi geçmektedir! Bir geminin bıraktığı en az para 50 bin dolardır! Bu kanal yılda 4.5 milyar dolar gelir sağlamaktadır! Bak! Hem trafiği idare ediyorsun, hem de parayı cebe indiriyorsun!

* Güzelmiş vallahi!

Panama da böyle! O da el yapımı bir iş! Oradan da günde 40 gemi geçiş hakkı almaktadır!

Panama’nın da geliri yıllık 1.5 milyar dolardır!

* Kanal kazandırıyor yani!

Elbette! Sadece bizim Boğaz’ımız kazandırmıyor!

Asya, Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan BOĞAZ, bir kuruş almadan geçişe açıktır!

Süveyş ve Panama’da KILAVUZ zorunluyken İstanbul’dan geçmenin şartı kaptanın keyfine kalmıştır!

Süveyş’ten iki kılavuzla geçenler buradan ellerini kollarını sallayıp yol alırlar!

İngilizler’in isteği böyledir! Kağıt üzerinde BOĞAZ bizimdir ama ne yazık ki kuralları biz koyamayız! Koydurmazlar!

* Böyle mi gidecek peki?

Kanalİstanbul bu nedenle devreye girdi! İşlem tamamlandığında günde 150 gemi geçecek ve yılda 5-6 milyar dolar gelir sağlayacak!

Yatırımını iki yılda çıkaracak!

Kanal devreye girince İngilizler’in elinde olan BOĞAZ trafiğe kapatılacak!

Akvaryum olarak hizmet verecek!

* Boğazlar’la İngilizler’in ilişkisi nedir?

Dünya petrol ve madenleri neredeyse 10 şirketin elindedir!

Ekonomik olarak değerli olanın, pahalı olması gerekir!

Ama nedense MADENLERİN fiyatı hep kontrol altındadır!

Çünkü hem çıkarıldıkları yer hem de trafik bedavaya getirildiği için fiyatlar zıplamaz!

Geri kalmış ülkelerden çalınanlar, zengin bölgelere bedava geçişlerle aktarılır!

Süveyş onların olduğu için sorun yoktur!

Madenlerde durum çok farklıdır! Rio Tinto isimli şirket neredeyse TEKELDİR!

Dünyanın her yerindeki değerli madenlere en kötü senaryo ile ortaktır! Kabaca madenlerin yüzde 50’si bunlarındır! Haliyle bunlar güvence isterler! Rio Tinto gibi, Shell’e ait BHP Billiton, ünlü Musevi ailesi Oppenheimer’in Anglo American Corp’u da piyasada çok etkilidir!

Ancak bu şirketler ya De Beers ya da Shell üzerinden Rothschildler’e bağlıdır! Rio Tinto’daki sermayeye bakıldığı zaman, ki o da Lady Diana’nın ölümüyle ortaya çıktı, asıl patron Kraliçe’ydi!

* Kafam karıştı!

Karışacak bir şey yok! Parayı tehlikeye atmamak için Boğazlar’ı bize bırakmadılar!

Süveyş de onların, İstanbul da anlayacağın!

* Çok kötü!

Daha kötüsü gündemlerinde!

* Nasıl?

15 Kasım 1979 tarihinde Rumen bandıralı Independenta isimli petrol tankeri Haydarpaşa açıklarında sabah saat 05.30’da kuru yük gemisiyle çarpıştı! Yunan gemisiyle çarpışan tanker alev aldı! 43 kişi öldü. Boğaz kapkara oldu!

Büyük bir deniz faciası Boğaz’ı esir aldı! Kılavuz veremediğimiz ve "ne taşıyorsunuz?" diye soramadığımız için ciğerimiz yandı!

* Eee?

Yerel seçimlerden önce birileri Boğaz’a gelip bu kazayı dostlarıyla paylaştı!

Independenta’yı örnek gösterip "İstiyorsanız aynısını yaparız! Boğaz’ı yakarız!" demiş! Hem hükümetten kurtulmak, hem İstanbul’u almak hem de Kanalistanbul’u durdurmak için masaya böylesine iğrenç ve pis bir teklif getirilmiş!

Biz de bunları düşünen adam sayısı bir elin parmaklarını geçmez! Biz tarihi Türkler’in lehine çevirmeye çalıştıkça şeytanlar bir araya gelip plan üstüne plan yapıyor!

* Şoktayım!

Bu işler böyle! Onların eli armut toplamıyor biz de "ne gelecek?" diye beklemiyoruz!

Dikkat et! Son günlerde SARI çiçek vurgusu öne çıktı! Bunlar tesadüf değil! İnanılmaz bir koalisyon! Ama vatandaş bunu görmüyor! Hissettirmiyoruz!

* Nasıl bir mücadele bu?

Şöyle anlatayım… İsmini zikrettiğim Rio Tinto isimli şirketin partnerleri Tinto Holdings Australia, Chase Manhattan Nominees Ltd, Westpac Custodian Nominees Ltd, National Nominees Ltd, Citicorp Nominees Ltd. ve HSBC Custody Nominees Ltd.

Yani devlet gibi şirketler… Bu koalisyon Türkiye’yi Lozan’da aldı ve bırakmak istemiyor!

Savaşın adı bu! Maalesef bizler içeride nasıl giyinip kuşanacağımızı tartışırken adamlar tek sıra halinde geliyor!

* Şimdi bunlar gözdağı için Boğazlar’ı hedef koydu öyle mi?

Evet! İstanbul’u almak için her şeyi yapacaklar! İstanbul’u elinde tutmayan Türkiye’nin sahibi olamaz! Bak!

Marmaray’da frenleri kimin çektiğini açıklamıyorum!

Sadece "merak" dedik, geçtik!

Ama şunu unutma! Türk’ün düşmanı çok! Bu nedenle içerideki kardeşlerimize sarıldık!

Bizi biz kurtarırız! Başka çıkış yok! Buldukları aday da aldığı garantiyle seçime girecek!

Verdikleri söz ve organizasyon büyük! Anlayacağın hem karadan hem denizden gelecekler! Bakalım! Biz buradayız!

NOT: Montrö’de karşımızda İngiltere, Fransa, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Sovyetler, Yugoslavya, Japonya ve çok ilginçtir Avustralya vardı.

Neden? Çünkü Kraliçe’ye bağlı şirketler bu ülke üzerinden iş yapardı.

ERGÜN DİLER : Irak değil


buyuk_Turkiye05.jpg

Irak değil!

Çok iyi bilinen ve anlatılan bir hikaye…
Ama anlam yüklü…

Gazneli Mahmud Han çıktığı avda bir ceylanın peşine takılıp yolunu kaybetti. Maiyetindeki insanlardan kopup ayrı düştü. Zar zor kendini bir köye attı. Issız köyde yardım edecek birini ararken karşısına AYAZ çıktı! Kim olduğunu bilmediği misafiri buyur etti! Yorgun ve bitkin düşen SULTAN "Biraz su!" dedi… Ayaz "Hiç merak etmeyin!" dese de su bir türlü gelmek bilmedi.
Her soruya zaman kazanarak cevap verdi.
Sultan bir ara "Yahu bu su nereden geliyor!" diye çıkışsa da Ayaz her defasında geçiştirmeyi bildi.
Zeka saçan akıllı Ayaz, sonunda kendi eliyle doldurduğu suyu misafirine uzattı!

Sultan tam suyu içerken de "Terliydiniz!
Üşütüp hasta olmayın diye suyu geç verdim" dedi. Bu cevaba şaşıran ve çok beğenen Sultan, AYAZ’ın ailesini beklemeye koyuldu! Babası gelince genç adamı sarayına götürmek için izin istedi!

Bir bardak su Ayaz’ın hayatını değiştirmişti! Sultan, köyde bulduğu Ayaz’a pahalı hediyeler, değerli kumaşlar ve paye verdi! Ayaz da aklıyla üçüncü, ikinci derken, BAŞVEZİR oldu! Ancak hiçbir başarı cezasız kalmazdı! Sarayda, Ayaz karşıtı oluşum gecikmedi! Ama nereden vuracaklarını bilmiyorlardı!

İçlerinden biri "Her akşam kendi yaptırdığı kulübeye gidiyor! Kesinlikle hazineden aldığı elmasları oraya gömüyor!
Yoksa Sultan’ın ona verdiği saraya gitmeden oraya uğramasının başka bir anlamı olamaz!" dedi.

Bu parlak fikir hayat buldu! Ayaz karşıtları gidip bunları SULTAN’la paylaştı! Elini çenesine dayayan Sultan "Benim değer verdiğim, özel sohbet ettiğim, devletin anahtarını sunduğum kişi bunları yapıyorsa kırın o kapıyı ve içerideki bütün hazineyi aranızda paylaşın!" emrini verdi!

Meraklı grup gecenin olmasıyla birlikte kapısında koca bir kilit bulunan kulübenin önüne geldi. İçerisi boştu! Çok zor olsa da kilit büyük uğraş sonucu kırıldı! Ama ortada gözle görülür bir şey yoktu!
Kazma kürek getirip bütün çevre kazıldı!
Ama her kazma umutları tüketiyordu!
Çünkü ortada bir tek altın bile yoktu!
Büyük hayal kırıklığı yaşayan grup saraya dönerek Sultan’ın huzuruna çıktı! "Hata etmişiz! Ortada hazine yok! Bizi affedin" ricasında bulundu!
Gülümsediğini kimseye belli etmeyen Sultan, AYAZ’ı çağırtıp olanları anlattı!

Şaşıran AYAZ "Yanlış anlamışlar" dedi!
Bunun üzerine SULTAN "Bunların cezasını sen ver!" teklifini yaptı!
Mahcup ve akıllı vezir, "Siz varken ben karar veremem!" dedi!
Sultan son sözünü söylemeden "Sahi sen o kulübeye neden gidiyorsun ki?" diye sordu…

AYAZ, kendisini çekemeyenlere de ders olacak şu cevabı verdi: "Ben aslımı unutmamak için o kulübeye her gece uğrarım. Orada sizin beni bulduğunuz köyümden bir çarık ile koyun postumu getirip duvara astım.
Anamı, babamı, aslımı unutmuyorum! Bu da benim sınavım!.."
Gözleri dolan SULTAN "ne ceza verelim?" gibi bir bakış atınca, akıllı vezir "Özür bazen her şeydir!" diyerek kendisini düşman bilenlere ikinci dersi verdi!
Ayaz ile Sultan’ın hikayeleri ünlüdür!
Bugün için çıkarılacak dersler de vardır!

ASLINI UNUTMAMAK bunların başında gelir!
Biz gazeteciler POZİTİF haberi sevmeyiz!
Şimdi gariptir vatandaşın bir kısmı da olumlu bir şey duymak istemiyor!

Ama ben de bildiklerimi kendime saklayacak değilim.
Bakın İmralı ile başlayan süreçten sonra çok önemli adımlar atılmış ve yol alınmış durumda!

Düne kadar aklımıza gelmeyecek şeyler oluyor!
Hayalini bile kuramayacağımız gelişmeler bir bir gerçekleşiyor!
PKK konusu nihayete erdiğinde Türkiye Irak’la bütünleşmeyi tamamlamış olacak!

Dikkat ederseniz eskiden söylediklerimi revize ediyorum! Hatırlayanlar bilir! Bir süre önce "KUZEY IRAK’la bütünleşme olacak, Kürtlerle kucaklaşma gerçekleşecek!" demiştim!

Ankara’nın şimdi geldiği NOKTA gerçekten şaşırtıcı! BAĞDAT da Ankara olmadan bölgede olamayacağını anladı! "Tamam siz Kürtler’i kucaklıyorsunuz ama bizi de unutmayın!" mesajı gönderdi! Bildiğimiz ve bilmediğimiz çok kritik isimler bölgeden Ankara ve İstanbul’a geliyor! Petrol ve doğalgazın dünyaya açılacak noktası kesinlikle CEYHAN olacak!
Ankara’nın herkesi kucaklaması IRAK için de yakın zamanda HUZUR getirecek!

100 milyar dolar petrol geliri olan ülkede her gün 50 kişi bombalarla hayatını kaybediyor! Irak’ın geliri CEYHAN’la birlikte 300 milyar doları görecek! Bu PARA hem Maliki’ye hem Barzani’ye keyif verecek!
Türkiye de, 60 milyar dolar verdiği petrol yüzünden oluşan CARİ AÇIK sorununu ortadan kaldıracak!

Savaşın, kavganın olmadığı bir Türkiye KAZANARAK büyüyecek!
AYAZ’ın yaptığı gibi geçmişini unutmadan!
Bakın Marmaray’ı JAPONLAR yaptı!
Yakında hem Sinop’a hem de Mersin’e NÜKLEER santral inşa edilecek! Sinop’taki proje yine Japonlar’ın! Ancak!
Japonlar bu işe kalkışmadan önce TEKNOLOJİ üssü ile TEKNİK ÜNİVERSİTE kuracak!
Nerede?
Türkiye’de!
Neden?
Yurt dışına gidip çoğunlukla orada kalan gençlerimizin kaçışını önlemek için!
Beyin göçünü frenlemek için!
3 yıl içinde Avrupa’dan Japonya’ya kadar olan hattaki en büyük TEKNİK üniversite Türkiye’de olacak!
Enerji ile buluşan Türkler artık AKILLA da biraraya gelecek!
İşte bizden beklenmeyen en büyük hamle bu!
Bütün bunlar, KÜRESEL DENGEYİ iyi okumak, doğru hamle yapmakla ilgili!
Enerjiyi bulmak, bölgeyi kucaklamak ve teknolojik temel atmak hiç kolay bir iş değil!
İster misiniz bunu duyan birileri ODTÜ deki pırıl pırıl gençleri ağaç krizi diye dolduruşa getirmiş olsun!
Öyle ya adamlar öteden beri devletteki her bilgiye ulaştılar! "Olmaz olmaz" demeyin!

Bu DENGEYİ okumak ve bilmekle ilgili! Japon Başbakanı SHİNZO ABE neden ellerini açıp dua etti sanıyorsunuz!
Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Ortadoğu serüveni böylece sona eriyor!
Tabii olaylara sadece BAŞÖRTÜSÜ kadrajıyla bakarsanız bunları göremezsiniz!
Özellikle ilerici arkadaşlar

Ergün diler

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: