Etiket arşivi: BOP

ARAŞTIRMA DOSYASI : BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (BOP) VE BÜYÜK KÜRDİSTAN PROJESİ (BKP)


BYK ORTADOU PROJES (BOP) VE BYK KRDSTAN PROJES (BKP).pdf

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ : ABD-BOP-SURİYE


ABD‘nin ”Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi”ne paralel olarak Irak’ın işgalinin ardından ABD’nin Ortadoğu politikalarına uluslararası desteği artırmak ve sorumlulukları uluslararası sistemde önde gelen devletlerle paylaşma politikası çerçevesinde Amerikalı yetkililer Ortadoğu’da demokrasinin, iyi yönetimin, bilgi toplumunun, iktisadi ve toplumsal kalkınmanın desteklenmesi iddiasıyla ”Büyük Ortadoğu Projesi”ni dile getirmeye başladılar. Amerikan yönetimine göre bu proje uluslararası topluluğun önde gelen devletleri ve bölgede diğer devletler tarafından desteklenmeliydi. Bundan dolayı bu proje G-8 ve NATO zirvelerinin gündemlerine alındı. 2004 yılı Haziran ayında Sea Island’da toplanan G-8 zirvesinden sonra ”Büyük Ortadoğu Projesi” ”Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi” adını aldı.

Şuan Ortadoğu’nun bu şekilde karışmasının tek sebebi Büyük Ortadoğu Projesidir.

Peki, bu projenin kapsamı nedir? Bu projede yer alan ülkeler hangileridir? Bu projenin amacı nedir? İşte asıl analiz etmemiz gereken bu sorulardır.

Bu soruların cevabını Cumhuriyet gazetesi yazarı Işık Kansu’nun Siyasal Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Çağrı Erhan ile yaptığı bir röportajından alıntı yaparak vermek istiyorum.

(Not: Çağrı Erhan ile şuan okuduğum bölüm münasebetiyle bir tanışıklığımda olmuştu.)

BOP NEDİR?

Dünyada ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 64’ünü içeren Ortadoğu, ABD ve tüm Batı için olağanüstü stratejik bir öneme sahiptir. Bölgede var olan, köktendinci akımlar, terör örgütleri, kitle imha silahları, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı yapan örgütlü suç şebekeleri, ABD ve Batı çıkarlarına yönelik tehditler üretmektedir. BOP’u üretenlere göre, bu unsurların ortaya çıkmasının ve taraftar toplamasının asıl nedeni, bölge halklarının içinde bulundukları olumsuz ekonomik ve sosyal koşullar ile, bölgede varlığını sürdüren antidemokratik rejimlerdir.

Eğer, ekonomik ve sosyal koşullar düzeltilir ve demokrasiye geçiş sağlanırsa, yönetime katılım olanağı bulan ve refah düzeyi yükselen Ortadoğu halkları, Batı’yı tehdit eden eylemlere destek vermeyecekler, köktendinci akımlar zayıflayacak, terör örgütleri çökecek ve ucuz petrolün Batı pazarlarına istikrarlı biçimde aktarılması güvence altına alınacaktır.

BOP HANGİ ÜLKELERİ KAPSAMAKTADIR?

BOP’un eylem alanı olarak resmen ilan edilen net sınırlar söz konusu değildir. Her an yeni ülkelerin kapsam içine alınabilmesi için ”açık kapı” bırakılmaktadır. Bununla birlikte, özellikle ABD kaynakları 27 ülkenin ilk planda BOP çerçevesinde değerlendirildiğini vurgulamaktadırlar. Bu ülkeler şunlardır: ”Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin Özerk Yönetimi, Irak, İran, İsrail, Katar, Kuveyt, Komor Adaları, Lübnan, Libya, Mısır, Moritanya, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün ve Yemen.”

Genişleme halinde, bu alana Kafkasya ve Orta Asya cumhuriyetleri ile Endonezya ve Malezya’nın da dahil edilebileceği belirtilmektedir.

BOP’u kısaca hatırladık. Şimdi BOP etrafında şekillendirilmeye çalışılan Ortadoğu ülkelerini ve Amerika’nın amacına gelecek olursak,

Aylar öncesinde ŞİÖ başlıklı Şanghay İşbirliği Örgütü adlı yazımda 2. Dünya Savaşından sonra Sovyetler birliğinin dağılmasını ve ardından kurulan bu örgütün amacını kaleme almıştım.

SSCB’nin yıkılmasında etkin rol oynayan faktörlerden biride Amerika’ydı. Çünkü Amerika 1. Dünya Savaşından bu yana Böl-Parçala-Yönet politikasını uygulamaktadır ve günümüzde de hala bu politikayı sürdürmektedir. Ama Amerika’nın yıktığı SSCB’yi bugün özellikle başını Rusya ve Çin’in çektiği komünizmin etkili olduğu devletler sürdürmek niyetindeler. Amerika hem bu devletlere karşılık vermek hem de Dünyanın petrol rezervi olarak %64’üne sahip Ortadoğu’nun hakimiyetini ele geçirmek niyetindedir. Bunun için önce Irak’ a girmek istedi ve Nisan 2003’te Irak’a girdi. Ama Irak savaşı Amerika’nın hiçte beklediği gibi gitmedi. Çünkü büyük zayiat verdi ve şuan içinde bulunduğu ekonomik krizin en büyük nedenlerinden biride Irak savaşıdır.

Irak savaşında Amerika’nın çıkarttığı en büyük ders; herhalde savaşın işe yaramadığı ve pekte düşünüldüğü gibi karlı olmadığıdır. Bu yüzden Büyük Ortadoğu Projesini ortaya attı. Tüm Ortadoğu ülkelerini önce bölecek sonra parçalayıp ve demokrasi adı altında yönetime kendi belirlediği ve kendi çıkarlarına hizmet edecek yönetimler getirecektir. Şuan Ortadoğu’da bunu yavaş yavaş hayata geçiriyor. Mısır’da yaşanılan darbenin ardından El-Sisi’nin kendisi bizzat itiraf etti. Libya ve Tunus’ta ki yönetimlerde ABD yanlısı. Ama Suriye de işler hiçte beklediği gibi gitmedi. Çünkü Suriye’de diğer ülkelerde olduğu gibi tek bir millet yok. Birden çok etnik grup yaşıyor bu ülkede. Suriye’yi de ele geçirmek için şuan savaş hazırlıklarına başladı. (Gerçi savaşın olacağına ihtimal vermiyorum. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi yeni bir savaşı ABD ekonomisi kaldıramayacaktır.)

Burada Türkiye’ye ayrı bir parantez açmak istiyorum. BOP’un sahibi ABD’nin Orta Doğu’da pek temiz bir sicili ve izlenimi olduğu söylenemez. Tıpa tıp aynısı olmasa da Türkiye’nin de bu bölge halklarıyla ilişkileri çok sağlam değil. Gerek I. Dünya Savaşında Arapların Osmanlı’yı arkasından vurup saf değiştirerek Osmanlı’ya karşı savaşmasından dolayı Türkiye’nin bu bölge halkına güvenmemesi ve ilişki kurmada soğuk durması, gerekse Laik Türkiye Devleti’nin halifeliği kaldırması bu bölge ile ilişkilere bariyer olmuştur. Diğer taraftan batı yanlısı politikalar izlemesi de bölgede Türkiye’ye bir güvensizlik imajı çizmiştir. Ancak ortada bir gerçek var ki, Türkiye’nin kendisi de, ABD de Türkiye’nin bu projede yer alması gerektiği düşünüyor. Burada asıl tartışma konusu Türkiye’nin bu projede kendisine biçilmiş rolü mü oynayacağı, yoksa kendi rolünü kendisinin mi yazacağı üzerinedir. Ve tabiî ki baskın düşünce kendi yerini kendisinin tayin etmesi üzerinedir.

A.AŞUK

ayhan.-ayhan

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ : Caferiler’den BOP’a Geçit Yok


İstanbul Halkalı Meydanı’nda toplanan binlerce Caferi, İslam coğrafyasını kan gölüne çeviren, ülkemizi kamplara bölen emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı "barış, birlik ve direniş cephesiyle dayanışma" mesajları verdi.

Dünyanın gündemini meşgul eden Suriye’ye saldırı planlarının görüşüldüğü bu günlerde İstanbul Halkalı’dan emperyalist ve Siyonist planlara karşı “inadına barış ve birlik” sesleri yükseldi.

7 Eylül Cumartesi günü Halkalı Meydanı’nda toplanan binlerce Caferi, Amerika ve İsrail’i lanetleyen sloganlar atarak, onların oyunlarına alet olanları uyardı. Gösteride katılımcılara seslenen Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz, emperyalistlerin bölgemize saldırması durumunda direniş cephesi saflarında yer alacaklarını belirterek "Şia, Zeyneb’i bir kez daha Yezit torunlarına esir vermeyi istemiyor. Gerekirse ben de gider, göğsümü Zeyneb’e siper ederim. Canımızda can oldukça Zeyneb (sa) bir daha esir olmayacak!" dedi.

Özgündüz’ün yanısıra Dünya Caferi Alimler Birliği Başkanı Ş. Hasan Karabulut, CAFERİDER Başkanı Av. Sinan Kılıç, Halkalı Yunus Emre Cemevi Başkanı Gazi Arslan ile birlikte çok sayıda Caferi alimi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcisi katıldı.

"Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail" "Unutma Türkiye, Kardeşindir Suriye" "Amerikan Askeri Olmayacağız" "Şii Sünni Kardeştir, Vahabiler Kalleştir" "Mehmetçik İsrail’e Kalkan Olamaz" "NATO’cu Mücahit İstemiyoruz" sloganlarının atıldığı gösteride Zeynebiye Medya Sorumlularından Kasım Alcan bir basın bildirisi okudu:

“Değerli Basın Mensupları

Vasıtanızla necip milletimize, şerefli dindaşlarımıza ve özgürlükçü dünya halklarına sesleniyoruz.

ABD, şimdiye kadar saldırdığı ülkelere kan, gözyaşı, kardeş kavgası, sefalet ve esaretten başka hiçbir şey getirmemiştir. İşte Libya, Irak, Afganistan, İnsansız Hava Araçlarıyla saldırdığı Yemen, Pakistan! Hepsinde kan, gözyaşı, sefalet ve kardeş kavgası yok mu?

ABD, Filistin İslam Topraklarını ve ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’yı işgal edip, Müslüman Filistin halkına soykırım uygulayan İsrail’in bütün bu işgal ve cinayetlerinin ortağıdır. Değil mi?

ABD, haklı Kıbrıs çıkarmamızda Türk katili ihtilalcileri desteklemiştir, değil mi?

ABD, Irak’taki Türklerin işgalden bu güne kadar katliama maruz kalmalarının, mülklerinin yağmalanmasının baş sorumlusudur.

ABD, Kuzey Irak’ta Türkleri koruyan şerefli Türk subaylarının başına çuval geçirmedi mi?

ABD, Azerbaycan Türklerinin Karabağ etrafında Türkleri katliam edip, topraklarını işgal eden, Türkiye’yi soykırımla suçlayan, sınırımızı tanımayıp, topraklarımızın bir kısmının kendisine ait olduğunu söyleyen maceraperest Ermeni devlet ve hükümetini destekliyor ve böylece bu Ermeni işgal, cinayet ve hezeyanlarının suç ortağıdır öyle değil mi?

ABD, meşum BOP projesiyle bütün İslam coğrafyasını ve bu cennet vatanımızı kan gölüne çevirerek bölüp-parçalayıp yağmalamak istiyor, öyle değil mi?

ABD, Amerikan kıtasında, Afrika’da ve Ortadoğu’daki bütün diktatörlerin destekçisidir, öyle değil mi?

ABD, bir asra yakın zaman dilimi içinde dünyada akan kan ve gözyaşının sorumlusudur, öyle değil mi?

ABD, ülkemdeki sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk kardeş kavgalarının ve de askeri ve sivil ihtilallerin planlayıcısı ve destekçisidir, öyle değil mi?

İngilizler, Osmanlı İmparatorluğunu yıkan organizasyonun baş mimarıdır, öyle değil mi?

İngilizler, öteden beri İslam Coğrafyasında mezhep çatışmalarını planlayandır, öyle değil mi?

İngilizler, Arabistan’da o gün İslam birliğini temsil eden Osmanlı İmparatorluğunu dağıtma planının önemli bir parçası olarak Tekfirci-Selefi-Vahhabi hareketini tesis edip, o gün bu gündür İslam ve Müslümanların başına bela etmişlerdir, öyle değil mi?

Bu Vahhabi-Selefi-Tekfirciler, şimdiye kadar Arabistan’da bulunan bütün İslami eserlerle birlikte, Osmanlıdan kalma ecdat eserlerini Sırpların yapmadığı kadar tahrip ettiler. Peygamberimizin Mekke’deki Vahiy evini yıkıp, yerine tuvalet yaptılar. Başta Hz. Hamza olmak üzre, bütün İslam şehitlerinin mezarlarını yerle yeksan ettiler. Hz. Fatıma, İmam Hasan ve diğer Ehlibeyt mezarlarını yıkıp, dağıttılar. Peygamberimizin mezarını yıkmalarını M. Kemal Atatürk önledi. Daha birkaç ay önce Hz. Cafer-i Tayyar’ın mezarını yaktılar. Büyük sahabi Hz. Hucr bin Udeyy’in 14 asırda çürümemiş naaşını, mezarını deşip çıkardılar. Bırakın büyük insanları, çocukların bile kuzu keser gibi boğazlarını kesiyorlar.

İnsan eti yiyecek kadar canavarlaşmışlar. Barışçıl çözümden yana olduğu için büyük Sünni alimlerinden Ramazan el-Buti’yi, Müftî-yi Âzam Bedrüddin Hassun’un oğlunu ve Afganistan eski Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani’yicanice terör ettiler. Kendileri gibi düşünmeyen Sünnilere karşı bile cinayet ve tecavüzde sınır tanımamaktadırlar.

Her Allah’ın günü camilere, türbe, okul, hastane ve önlerine gelen her yere bombalı saldırı düzenleyerek çocuk, kadın, genç, ihtiyar yüzlerce masumun kanını akıtmayı cihat sayan bir sapık, cani fırkayla karşı karşıyayız. Bunlar yalandır diyecek bir vicdan sahibi var mıdır?

ABD ve İngiltere, bu canilerin eliyle Suriye’yi çökerterek,İsrail’İn güvenliğini temin edip, İsrail’e karşı direniş cephesini çökertmek istiyorlar. Yalan mı?

Şimdi asıl soru şu:

1- Suriye’nin tarumar edilmesinden, Suriyelilerin mahvedilmesinden, Türk devlet ve milletinin ne gibi bir çıkarı olacak?

2- Türk devlet ve milleti, komşularının kan ve gözyaşı üzerinden çıkar sağlama peşinde olacak kadar asalet ve necabetini yitirmiş olabilir mi?

3- Bu nebbaş (kabir deşen), adam eti yiyen çakallarla cinayet, tecavüz ve sübyancılıkta sınır tanımaz, bu sapık cani güruh ve bölgemizle birlikte ülkemize de kan, gözyaşı, fitne ve parçalanmadan başka arzusu olmayan emperyalistlerle birlikte olma utancını Türk milletine yaşatmaya birilerinin hakkı olabilir mi?

4- Suriye ordusu hava saldırılarıyla etkisiz kılınabilirse, orada yaşanacak insanlık trajedisinin vebalini, bu asil milleti ortak etme yetkisini kim nereden almıştır?

5- İsrail’İ bölgenin önü alınmaz tek hakimi durumuna getirecek olan bir saldırganlığa Türk milletini maşa etmek için kim, nereden yetki ya da destur almıştır?
Evet, bütün bu bunları görecek basirette olan bu milletin kendisinin de nihai hedef olduğu bu saldırganlığın, kendisine karşı bir savaş olduğunu bildiği için bunun karşısındadır.

Emperyalizmin bu meşum emellerini kendi milli ve İslami birlik ve barışımızla boşa çıkaracağımıza inanıyoruz.

6- Türkiye Cumhuriyeti ve İran İslam Cumhuriyeti, Kuran-ı Kerim’in Hucurat Suresi’nin 9. ayeti gereğince el ele verip, Bahreyn ve Suriye’de derhal ateşkes sağlamaları, adil ve demokratik çözüm üretip, kan ve gözyaşını durdurmaları gerekmektedir. Bu iki devlet, bunu yapmaya muktedirdirler..

Ülkemiz, bölgemiz ve dünyamız için barış, huzur, onurlu yaşam ve güvenli hayat dileklerimizle.”

ulusalkanal.com.tr

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// EMEKLİ ALBAY ERDAL SARIZEYBEK : ABD’nin BOP adlı planının tam tercü mesi


Erdal Sarızeybek

erdalsarizeybek

BOP Haritasını çizen Amerikalı bir asker Ralph Peter’s’dir. Çizdiği harita ve bu haritaya ek gerekçeleri “Kanlı Sınırlar, Daha İyi Bir Ortadoğu” başlığı altında açıklamış ve bu ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin Haziran 2006 baskısında yayınlanmıştır. BOP haritası öylesine açık yazılmıştır ki “bu planın uygulanması sonucunda Türkiye’nin kaybedeceği” vurgusu da uluslararası ilişkiler açısından hiçbir kaygı duyulmaksızın yapılmıştır. Aşağıda bu makalenin tam tercümesini bulacaksınız, aynı zamanda Türkiye’deki siyasetin nereye gittiğini de açıkça göreceksiniz. İşte ABD’nin BOP haritasına ek görünür gerekçe sunan planı:

Uluslararası sınırlar hiç bir zaman tamamen adil değildir. Fakat sınırların birbirlerine zorladığı veya ayırdığı tarafları maruz bıraktığı adaletsizliğin derecesi çok önemli bir fark yaratır. Bu fark çoğu zaman özgürlük veya baskı, hoşgörü veya mezalim, kanunun veya terörizmin hüküm sürmesi hatta barış veya savaş arasındaki farktır.

Dünyadaki en gelişigüzel ve tahrif edilmiş sınırlar Afrika ve Orta Doğu’dadır. Kendi çıkarlarını düşünen (kendi sınırlarını tanımlarken yeteri kadar problem yaşamış olan) Avrupalılar tarafından çizilmiş olan Afrika’nın sınırları milyonlarca yerli sakinin ölümünü provoke etmeye devam etmektedir. Ancak Orta Doğu’daki adaletsiz sınırlar – Churchill’den bir alıntı ile – yerel olarak tüketilebilecek miktardan daha fazla sorun üretir.

Orta Doğu’nun işlevsiz sınırlardan çok daha fazla problemlere sahip olmasına karşın – kültürel tıkanıklıktan, skandal eşitsizlikler ve ölümcül dini aşırılıklara kadar- bölgenin toplu başarısızlığını anlama çabasındaki en büyük tabu İslam değil, kendi diplomatlarımız tarafından tapınılan çirkin ancak kutsal uluslararası sınırlardır.

Tabi ki ne kadar katı olursa olsun, hiç bir sınır değişikliği Orta Doğu’daki tüm azınlıkları aynı anda mutlu edemez. Bazı durumlarda etnik ve dini gruplar bir arada yaşamakta, birbirleri ile evlenmekte ve birbirlerine karışmaktadır. Başka yerlerde kan bağı veya inanç bağı temelli birleşmeler günümüzdeki taraftarlarının beklediği kadar mutluluk verici olmayabilir. Bu makale ile birlikte verilen haritalarda öngörülen sınırlar, Kürtler, Beluclar, Şii Araplar gibi en kayda değer “kandırılmış” nüfus gruplarının maruz kaldığı yanlışları düzeltmeye çalışmakla birlikte Orta Doğu Hıristiyanları, Bahailer, İsmaililer, Nakşibendiler ve diğer birçok sayısal olarak küçük olan azınlıkları yeteri derecede temsil etmez.

Ve unutulması güç bir yanlış, bölge ile ödüllendirmekle asla düzeltilemez: Ölmekte olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermenilere uygulanan soykırım.

Ancak burada yeniden tasavvur edilen sınırların düzeltemediği tüm haksızlıklara rağmen, bu derece büyük hudut revizyonları olmadan, daha barış içinde bir Orta Doğu asla göremeyiz. Sınırlar ile oynanmasına şiddetle karşı çıkan kişiler bile, mükemmel olmasa dahi, İstanbul Boğazı ve İndus ırmağı arasındaki ulusal sınırların daha adil bir şekilde değiştirilmesine yönelik bir çalışma ile iştigal etmekten fayda göreceklerdir. Uluslararası devlet idaresinin hatalı sınırların yeniden düzenlenmesi için hiç bir zaman etkili araçlar -savaşa ramak kala- üretmediğini kabul ederek, Orta Doğu’nun “organik” sınırlarını anlamak üzere zihinsel bir çaba gösterilmesi önümüze çıkan ve çıkmaya devam edecek olan zorlukların derecesini anlamamıza yardımcı olur. Düzeltilene kadar nefret ve şiddet üretmeye devam edecek insan yapısı muazzam deformasyonlarla karşı karşıyayız.

“Düşünülemez” olanı düşünmeyi reddeden ve sınırların değişmemesi gerektiğini söyleyenlerin yüzyıllar boyunca sınırların sürekli değiştiğini hatırlamalarında fayda vardır. Sınırlar hiç bir zaman statik olmadılar, ve Kongo’dan, Kosova ve Kafkaslara kadar olan sınırlar günümüzde dahi hala değişiyorlar.

5,000 yıllık tarihten bir diğer kirli sır da şudur: Etnik temizlik işe yarar.

Amerikalı okuyucular için en hassas olan sınır konusu ile başlayalım: İsrail’in komşuları ile makul bir seviyede barış içerisinde yaşamak için herhangi bir ümide sahip olması için, 1967 yılından önceki sınırlarına -meşru güvenlik kaygıları için gerekli yerel ayarlamalar yapılarak – geri dönmesi gereklidir. Fakat binlerce yıllık kan ile lekelenmiş bir şehir olan Kudüs’ü çevreleyen bölgelerin durumu bizim ömrümüz süresince çözümsüz kalabilir. Tüm tarafların tanrılarını birer emlak kodamanı haline getirdiği bir konuda toprak için yapılan savaşlar en az petrol zenginliği veya etnik çatışmalar için yapılan savaşlar kadar açgözlülük barındırır. Bu sebeple üstünde fazlasıyla çalışılmış olan bu konuyu bir tarafa bırakalım ve göz ardı etmek için çok uğraşılmış konulara dönelim.

Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur. Orta Doğu’da bitişik bölgelerde yaşayan 27 ile 36 milyon arasında Kürt vardır (bu rakamlar muğlaktır zira hiç bir devlet dürüst bir nüfus sayımı yapılmasına müsaade etmemiştir). Günümüz Irak nüfusundan daha büyük olan bu grup, düşük nüfus tahminini bile göz önünde bulundurduğumuzda Kürtleri dünyanın kendine ait bir devleti olmayan en büyük etnik grubu yapmaktadır. Daha kötüsü, Kürtler, Ksenofon’un zamanından beri yaşadıkları tepe ve dağların bulunduğu bölgeyi kontrol eden her devlet tarafından ezilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon ortakları Bağdat’ın düşmesinden sonra bu haksızlığı düzeltmek için ellerine geçen muhteşem fırsatı görememişlerdir. Uyumsuz parçaların birbirlerine Frankenştayn canavarını andıran şekillerde dikilmesinden oluşan bir devlet olan Irak, o anda üç küçük devlete bölünmeliydi. Korkaklık ve vizyon eksikliğinden bunu başaramadık ve Iraklı Kürtleri yeni Irak hükümetini desteklemeleri konusunda zorladık – ki bunu iyi niyetimize karşılık olarak isteyerek yapıyorlar. Ancak özgür bir halk oylaması gerçekleştirilecek olsaydı, hiç şüpheniz olmasın ki Irak Kürtlerinin neredeyse %100’ü bağımsız olmak için oy verirlerdi.

Şiddetli askeri baskılara maruz kalan ve on yıllar boyunca “dağ Türkü” olarak nitelendirilmek suretiyle kimlikleri yok edilmek istenen Türkiye Kürtleri de aynı şekilde oy verirlerdi. Ankara’nın önünde bulunan Kürt sorunu son on yıl içerisinde bir miktar kolaylaşmış olmasına rağmen baskı yakın tarihlerde tekrar yoğunlaştı ve Türkiye’nin doğusundaki beşte birlik bölümü işgal edilmiş bir bölge olarak görülmelidir. Suriye ve İran Kürtleri de mümkün olsa bağımsız bir Kürdistan’a katılmak isterlerdi. Dünyanın meşru demokrasilerinin Kürt bağımsızlığını muzaffer kılmayı reddetmeleri medyamızı sık sık heyecanlandıran beceriksizce yapılan hafif günahlardan çok daha kötü bir insan hakları ihmalidir.

BOP

Ayrıca Diyarbakır’dan Tebriz’e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır.

Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak’taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz’e yönelmiş bir Büyük Lübnan’a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur.

Eski Irak’ın Şii güneyi, Basra Körfezinin çoğunu çevreleyecek bir Arap Şii Devletinin temelini oluşturur. Ürdün mevcut bölgesini koruyacak ve güneye doğru Suudi’lerden alacağı bir bölge ile genişleyecektir. Doğal olmayan Suudi devleti Pakistan kadar büyük bir parçalanma görecektir.

Müslüman dünyasındaki geniş tıkanıklığın temel sebeplerinden biri Suudi Kraliyet Ailesinin Mekke ve Medine’ye kendi hükümranlıkları gibi muamele etmeleridir. İslam’ın en kutsal ibadet yerlerinin dünyanın en yobaz ve baskıcı rejimlerinden birinin – hak edilmemiş muazzam petrol zenginliğini yöneten bir rejim- polis-devlet kontrolü altında olması sayesinde Suudiler, disiplinci ve toleranssız inançlarına ait Vahabi vizyonlarını kendi sınırlarından çok ötesine yansıtma imkanını bulmuşlardır. Suudilerin zenginliğe ve bu sayede nüfuza sahip olmaları peygamberin zamanından bu yana Müslüman dünyasının, ve Osmanlı işgalinden (Moğol işgali değil idiyse) bu yana Arapların başına gelen en kötü şey olmuştur.

İslam’ın kutsal şehirlerinin yönetiminde bir değişikliğe gidilmesine Müslüman olmayanların bir etkisi olamayacak olmasına rağmen, Mekke ve Medine’nin İslami Kutsal bir Devlet – Müslüman Vatikan’ı gibi bir oluşum– içinde dünyanın en önemli Müslüman okulları ve hareketlerinin temsilcilerinden oluşan dönüşümlü bir konsey tarafından yönetiliyor olması ve bu sayede muazzam bir inancın geleceği hakkında fetva verilmesi değil tartışılabilmesine imkan tanındığını hayal edin. Gerçek adalet -ki hoşumuza gitmeyebilir- Suudi Arabistan’ın kıyısal petrol sahalarını bu bölgede nüfusu yoğunluğu bulunan Şii Araplara ve güney doğu çeyreğini ise Yemen’e verir. Riyad çevresindeki bakiye Suudi Bağımsız bölgesine sıkışan Suudiler, İslam’a ve dünyaya çok daha az zarar verebilme imkanına sahip olacaktır.

Ele avuca sığmayan sınırları ile İran, topraklarının büyük bir bölümünü Birleşmiş Azerbaycan, Özgür Kürdistan, Arap Şii Devleti ve Özgür Belucistan’a kaybedecek, ancak günümüz Afganistan’ında bulunan Herat bölgesini kazanacaktır, bu bölge tarihsel ve dilbilimsel açıdan Pers İmparatorluğuna eğilimlidir. İran aslında tekrar etnik bir Pers devleti haline gelecektir ve cevaplanması gereken en zor soru Bandar Abbas limanını tutması mı yoksa Arap Şii Devleti’ne mi terk etmesi gerektiği olacaktır.

Afganistan Batı’da Pers’e kaybedeceği bölgeyi Pakistan’ın kuzey batı cephesindeki kabilelerin Afgan kardeşleri ile birleşmesi neticesinde (yaptığımız bu egzersizin amacı olmasını istediğimiz şekilde harita çizmek değil, yerel halkın tercihleri doğrultusunda harita çizmektir) doğuda kazanacaktır.

Doğal olmayan bir başka devlet olan Pakistan, Beluc bölgesini Özgür Belucistan’a kaybedecektir. Geriye kalan “doğal” Pakistan, Karaçi yakınlarında batıya doğru bir bölge haricinde tamamiyle İndüs’un doğusunda kalacaktır.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin şehir devletlerinin karışık bir kaderi olacaktır-gerçekte de muhtemelen olacağı gibi. Bir kısmı Arap Şii Devletine katılarak Basra Körfezinin çoğunu çevreleyebilir (Pers İran’ına müttefikten ziyade karşı denge olarak gelişmesi ihtimali olan bir devlet). Tüm katı kuralcı kültürler ikiyüzlü olduğu için, Dubai’nin de ihtiyaçtan zengin ahlaksızlar için oyun bahçesi statüsü korunacaktır. Kuveyt mevcut sınırları içerisinde kalacaktır, Umman gibi.

Her durumda yapılan bu sınırların teorik olarak yeniden çizilişi, etnik yakınlık veya dini eyaletçiliği yansıtır- bazı durumlarda ikisini birden yansıtır. Tabi ki eğer sihirli bir değnek sallayarak konuştuğumuz sınırları değiştirebilecek olsak, bu değişikliği seçici ve titiz olarak yapmayı arzu ederiz. Ancak, değiştirilmiş haritayı incelediğimiz ve bugünkü sınırları gösteren harita ile karşılaştırdığımızda, 20nci. yüzyılda İngiliz ve Fransızlar’ın çizdiği sınırların,19ncu yüzyıldaki büyük utanç ve yenilgilerden çıkmaya çalışan bölgede sebep olduğu büyük yanlışlıklar hakkında bir fikir sahibi olmamız mümkündür.

İnsanların isteklerini yansıtan bir şekilde sınırların düzeltilmesi imkansız olabilir. Şimdilik. Ancak zamanla – ve kaçınılmaz sonucu olarak kan döküldüğünde- yeni ve doğal sınırlar ortaya çıkacaktır. Babil birçok kere düşmüştür. Bu esnada üniforma giyen erkek ve kadınlarımız terörizme karşı güvenliğimiz, demokrasi umudu ve kendiyle savaşması kaderi olan bir bölgedeki petrol kaynaklarına erişim için savaşmaya devam edecekler. Ankara ve Karaçi arasındaki bölgedeki mevcut insani bölünmeler ve zoraki ittifaklar, bölgenin kendine verdiği acılar ile birleştiğinde aşırı dincilik, suçlama kültürü ve teröristlerin istihdamı için mümkün olabilecek en uygun zemini sunmaktadır.

Erkekler ve kadınlar sınırlarına pişmanlık ile baktıkça, düşmanlar için de hevesli bir şekilde bakarlar. Dünyanın ihtiyaç fazlası teröristleri ve kısıtlı enerji kaynakları ile Orta Doğu’nun mevcut deformasyonları, düzelecek değil aksine kötüleşecek bir durum vaat etmektedir. Ulusalcılığın sadece en kötü yönlerinin tutunduğu ve dinin en bayağı yönlerinin, hayal kırıklığına uğramış bir inanca hükmetmekle tehdit ettiği bir bölgede, Amerika Birleşik Devletleri, müttefikleri ve hepsinden önemlisi, silahlı kuvvetlerimiz sonu gelmeyen krizleri bekleyebilirler. Irak, ümit ile ilgili karşıt bir örnek teşkil ediyor olsa bile – eğer gereğinden önce topraklarını terk etmez isek- bu büyük bölgenin geri kalan kısımları hemen hemen her cephede daha kötüye giden problemler sunmaktadır.

Eğer büyük Orta Doğu’nun sınırları, kan bağı ve inanç bağının doğal bağlantılarını yansıtacak şekilde değiştirilemez ise, bölgede dökülen kanın bir bölümünün bizim kanımız olmaya devam edeceği hususunu dini bir inanç hususu gibi kabul etmemiz gerekecektir.

Kim kazanır – Kim Kaybeder:

Kazananlar: Afganistan, Arap Şii Devleti, Ermenistan, Azerbaycan, Özgür Belucistan, Özgür Kürdistan, İran, İslami Kutsal Devlet, Ürdün, Lübnan, Yemen.

Kaybedenler: Afganistan, İran, Irak, Kuveyt, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Batı Şeria.

Ralph Peter’s

(Amerikalı bir albay)

Türkiye, ülkemiz ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü hedeflemiş ve kendi hükümetinin de yer aldığı bu BOP projesinin işleyişini durdurmak zorundadır. Aksi halde zaten ağır ve yakın bir tehdit altında olan Türkiye, varlık ve bekasını sürdürme imkanı bulamayacaktır. Irak’ta olan bitenler, Suriye’de halen yaşanmakta olan süreç bu tespitimizin doğruluğunu destekleyen açık kanıtlardır.

Eğer ki bir siyasi iktidar düşmanla işbirliği yaparak bir ulusun ve devletin varlık ve bekasını açıktan tehlikeye düşürüyorsa, böylesi bir siyasi iktidara karşı bir ulusun direnişi suç değil anayasal meşru müdafaa oalarak görülmeli ve değerlendirilmelidir.

Erdal Sarızeybek

Kaynak: Nil’den Fırat’a Devlet Oyunları, Pozitif Yayınları, Ekim 2012.

Not: Bu yazı ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi Haziran 2006 basında yer alan BOP haritasının da yer aldığı Ralph Peter’s’in İngilizce makalesinin tamamının tercümesidir.

VİDEO : AKP’li Vekil – BOP Yahudi Projesidir dedi !!


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=C5boy7bMDWs&feature=youtu.be

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ /// MURAT ÇABAS : BOP işgaline direnişte Suriye modeli


Suriye’nin, küresel işgal planı olan Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) direnişi ve de Rusya’nın duruşu, bundan sonraki dünya dengeleri için çok büyük önem arz etmektedir.

Hatırlarsanız, İngiltere’nin eski Başbakanı Curchill, Atatürk’ün liderliğindeki istiklal mücadelesi hakkında, “Bu adamlar istiklâllerini kazanırlarsa yarın Kalküta’da karşımıza çıkarlar” demişti.

Gerçekten de Türk milleti istiklalini kazandı, üzerine çullanan işgalcileri topraklarından kovdu, denize döktü ve bu tarihi istiklal destanı tüm mazlum milletler için emsal oldu.

İngiliz Başbakanı’nın korktuğu başına geldi ve sadece Kelküta’da değil, dünyanın birçok yerinde milletler bağımsızlıklarına kavuştular.

O gün bağımsızlığın önderi, örneği olan Türk milleti maalesef bugün, dün bizim istiklalimizi kastedenlerle bir olup Haçlı ordusunda bir nefer olmanın mücadelesini veriyor; dün bizim sayemizde istiklallerini kazanan ülkeleri yeniden sömürge yapmanın misyonunu üstlenmiş durumda… Ne büyük bir yanılgı, ne büyük bir sapma…

Bağımsızlığın modeli olan Türkiye, maalesef AKP hükümeti sayesinde BOP’a hizmet edenlerin modeli oldu.

Dedelerimiz eğer bugüne tanıklık etmiş olsalardı belki de çocuk yapmaktan vazgeçerlerdi, nesillerimiz böyle bir yanlışın içine sürüklenmesinler diye…

Ama Prof. Dr. Haydar Baş gibi milletinin dünya çapında medarı iftiharı olan değerli şahsiyetlerini de görünce elbette ki yeniden umutla dolarlardı. Gerçekten de bir Türk’ün dünyaya bedel olduğuna şahit olurlardı.

Dün Atatürk’ün önderliğinde Türk milletinin başardığını bugün Suriye başarmaktadır.

ABD, İsrail, Fransa gibi ülkelerin Suriye’yi hedef tahtasına koymalarının asıl nedeni, Esad’ın BOP kapsamındaki İsrail taleplerine “hayır” demesidir.

Ne istenmişti Esad’dan; İsrail’in korkulu rüyası olan Hizbullah’a olan desteğini kesmesi, Suriye’nin kaynaklarının batılı ülkelere pay edilmesi, Suriye’de etnik ve mezhepsel parselasyonun yapılıp, parça parça yapılması, batının bunlar dışındaki bütün taleplerinin aynen yerine getirilmesi… Esad bunların hepsine “hayır” dedi.

Bunun üzerine Suriye’deki muhalefeti harekete geçirmek istediler, ama halk Esad’dan memnun olduğu için bunu başaramadılar. Bu sefer dışarıdan ithal muhalifler temin ettiler; sözde demokratik yöntemlerle Esad’ı devirmek istediler ama bunu da başaramadılar.

Demokratik(!) sözde muhalefet bir anda kabuk değiştirdi ve silahlı muhalefete dönüştü. Tabii ki buna artık muhalefet denemez, bunun uluslar arası literatürdeki adı terörizmdir.

Önce Esad’ın askerlerine saldırıp, yıldırmak istediler, olmadı; sonra sivilleri katledip bu terör eylemlerinin suçunu Esad’a atmak istediler, fakat bu eylemlerin isyancılar tarafından yapıldığı açığa çıktı.

Esad, akıllı bir politikayla Rusya’nın desteğini alınca, bu batı ve İsrail güdümlü terör unsurlarını geri püskürtmeyi başardı.

Teröristler ve destekçileri, bunun böyle olmayacağını da anladı ve bu sefer kitlesel bir terör eylemini, kimyasal saldırıyı gerçekleştirdiler. Amaçları BM’de Rusya’nın elini zayıflatmak, ülkeleri de askeri müdahaleye razı etmekti. Ama kimyasal silah ellerinde patladı, suçüstü yakalandılar, Esad’ın yaptığına dair en ufak bir kanıt ortaya koyamadılar.

İşgale istekli olanlar, Irak benzeri “ben yaptım oldu” demeye getirdiler ama Rusya’nın net duruşu sebebiyle geri adım atmak zorunda kaldılar.

Esadlı Suriye’nin bu BOP’a karşı direnişi bundan sonra BOP kapsamında olan 22 İslam ülkesi için bir emsal olacaktır. Artık hiçbir ülke “ABD güçlüdür, karşısında durulmaz” kabulüyle topraklarını altın tepside ABD’ye ve İsrail’e teslim etmeyecektir.

Ve Putinli Rusya haksızlığa ve işgale karşı duruşuyla, vefasıyla tüm İslam ülkelerinin ve Müslümanların gönlünü kazanmıştır.

İşgal yanlısı ABD erimektedir, barış yanlısı Rusya ise yükselen değer olmaktadır.

Ve bunda Milli Ekonomi Modeli’nin payı büyüktür.

VİDEO : BOP eş başkanı


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=Gf7J-QPeLwU

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: