Etiket arşivi: Fethullah Gülen

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen’den çarpıcı Ergenekon yorumu


Gülen, hükümeti çok sert açıklamalarla suçladı…

Fethullah Gülen son sohbetinde dershanelerin kapatılmasıyla ilgili kanun taslağı ile alakalı değerlendirmelerde bulundu.

Gülen’e yakın bir siteden yapılan açıklamada; Zaman gazetesinin yayınladığı, dershaneleri kapatmaya yönelik "Eğitime darbe planı" taslağına Gülen’in ‘Musibetler karşısında dişini sıkıp sabretmeli’ dediği öğrenildi. Ayrıca Gülen’in çok üzülmekle beraber haber duyulur duyulmaz “hâcet namazı” çağrısı yaptığı belirtildi. Fethullah Gülen, "Mümin sarsılabilir ama devrilmez, meseleye öyle bakmak lazım." ifadelerini kullandığı açıklandı.

Gülen ayrıca Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonları kastederek, bunu cemaat yapmış gibi göstererek bir taşla iki kuş vurulduğunu iddia eden şu çarpıcı ifadeyi kullandı: “… birileri onları planlıyor, yapıyor, ‘Topuklarını birbirlerine vurdu. Karşımızda dimdik durdu bu adamlar. Bunlara bunu dedirttik.’ diyorlar bir taraftan kapalı kapılar ardından diyorlar, fakat bir taraftan da camia onu sanki bir kısım elamanlarına yaptırtıyormuş gibi onlara fısıldıyor. Bir taşla iki kuşu vurma gibi bir nifak hareketi içinde bulunuyorlar.”

Özellikle sosyal medyada yapılan paylaşımlara dair söylenen "Bir tane öğretmen arkadaşımızın bile, dershaneler kapanırsa ne iş yaparız gibi hiç bir endişesi yok. Arkadaşlarımız kaygısı yok" şeklindeki sözler üzerine Gülen’in ifadeleri şöyle:

"Teşekkür ederim, demek ki oturmuş arkadaşlar. Hizmet duygusu düşüncesi itibariyle, elmacık kadar dalya olmuş. Cennetin kapılarını bile bunlar kapamak isteyebilirler. Bunlar girmesinler biz girelim, en azında önce biz girelim. Bunların zaten girmeye hakkı yok diyenler çıkabilir. 60 ihtilalinden bu yana onu da gördük tokadını yedik, 70 darbesini gördük tekmesini yedik. 80 darbesini gördük onunda çiftesini yedik. Hepsinden bir şey yedik. Fakat tekme atan tokat atan çifte atanın şimdi hesapları görülüyor. Biz yapmadık onu, kader hüküm verdi ve kaderin o mevzuda figürü olarak kullandığı insanlar, onları öyle yaptılar. Bana dokunan bir yanı vardı, yaşlı başlı adamlar böyle orada hesap verince ciğerim yanıyor benim. Elimden bir imkan olsa ben onların hepsine serbestsiniz derim. Ne var ki birileri onları planlıyor, yapıyor, ‘Topuklarını birbirlerine vurdu. Karşımızda dimdik durdu bu adamlar. Bunlara bunu dedirttik.’ diyorlar bir taraftan kapalı kapılar ardından diyorlar, fakat bir taraftan da camia onu sanki bir kısım elamanlarına yaptırtıyormuş gibi onlara fısıldıyor. Bir taşla iki kuşu vurma gibi bir nifak hareketi içinde bulunuyorlar. Bana yakışmayan şeyler ama müsadenizle bu kadarını da söyleyeyim."

İşte Gülen’e yakın sitede paylaşılan diğer vurgular:

Sevgili dostlar,

Dershanelerin ve ücretsiz okuma salonlarının kapatılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan bir kanun tasarısının gece Meclis’ten geçirileceğine yönelik haber yüreğimize hançer gibi saplandı.

Ülkemizin geçirdiği değişik darbe dönemlerinde de benzer plan ve entrikalar görülmüştü; fakat, onlar, dindarlara karşı husumetini açıkça ortaya koyan insanların eliyle olmuştu.

Bu defa her fırsatta “kardeş” olduğunu söyleyen, aynı safta yer tutan ve hizmet erlerinin yüzüne gülen bazı kimseler tarafından bir kısım planların yapıldığı ve uygulamaya konulacağı yazılıp çiziliyor.

Biz, müminlerin bu kadar kötülük yapabileceklerine ve garazlara bina ettikleri icraatla milletin geleceğine kastedebileceklerine inanmak istemiyoruz. İnanmak istemiyor ve hala “Bu işte bir yanlışlık var!” diyoruz.

Bununla beraber suret-i hak perdesiyle işlenen bu haksızlık ve zulüm karşısında üzüntümüzü bastırmakta zorlanıyoruz.

Fethullah Gülen’in çok üzülmekle beraber haber duyulur duyulmaz “hâcet namazı” çağrısı yaptı. Biz de “Allah’ın bitirdiğini kimse bitiremez ama hâcet namazı kılmalı ki müminler münkirlerin dahi sakınacağı zulme girmesin.” diyerek duaya sarıldık. Duaya sarıldık zira, inanıyoruz ki hazımsızlık ateşini söndürecek ve basiret lütfedecek sadece Allah’tır; zâlime de mazluma da bir ferec vesilesi hâcet namazıdır. Meselenin makuliyet üzere bina edildiğini görseydik, aklî ve mantıkî argümanlar sıralamanın faydalı olabileceğini düşünürdük; fakat, mevzu şeyâtîn-i ins ü cinnin tesvîli olunca, dua dua yakarmak ve “Allah kalbleri ıslah eylesin” demekten başka çare kalmıyor. Bu mülahazalarla hâcet namazına devam etme ve dostlarımızı da buna yönlendirme kararı aldık.” (Vatan)

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen’den AKP’ye uyarı


Zaman zaman yaptığı açıklamalarla hükümete isim vermeden uyarılarda bulunan Fethullah Gülen, bu kez de yolsuzluk uyarılarında bulundu.

İşte o açıklamalar:

– İnsanın kendi konumunu belirlemesi ve Hak karşısında ona göre bir duruşa geçmesi çok önemlidir. Kendi konumunu belirleyememiş olanlar için iktidar, servet ve makam gibi nimetler yanıltıcı birer unsura ve öldürücü birer virüse dönüşebilir.

– Bazen insanın güçlü olması onu yanıltabilir. Cenâb-ı Hakk’ın kudretini ifade eden isimlerinden biri her şeye gücü yeten manasına “Kâdir”, bir diğeri ise kâdir kelimesinin mübalağalı şekli olup çok güçlü, istediğini istediği gibi eksiksiz, kusursuz ve tam yapan, nâmütenahi kudret sahibi manasına “Kadîr”dir. Cenâb-ı Hak bir iktidar verdiği zaman bazen insan o konuda yanılabilir ve hafizanallah Zât-ı Ulûhiyete ait hususiyetleri hiç farkına varmadan -doğrudan doğruya olmasa bile dolaylı yoldan- sahiplenebilir.

“CEHENNEME ATARIM” VE HİTLER ÖRNEĞİ

– “Kibriya, benim ridâm, azamet ise benim izârımdır. Kim benimle bu mevzuda yarışa kalkışır ve bunları paylaşmaya yeltenirse, onu Cehennem’e atarım.” buyurmaktadır. Demek ki, kendini büyük görüp kibirlenen bir insan, bu ilâhî sıfatlarda Allah’a şerik olmaya kalkışmış sayıldığından Cenâb-ı Hak, böyle bir insanı derdest edip Cehennem’e atacağı ikaz ve uyarısında bulunmaktadır.

– Farkına varmadan büyüklük çağlayanına kendini salan insanlar çok defa hem kendilerini mahvetmişler hem de çok insanın kanına girmişlerdir. Sezar, Roma mefkûresini kendi heva ve hevesine çiğnetmiş; Napolyon, Büyük Fransa idealini hırslarının ağına hapsetmiş ve öldürmüş; Hitler, Büyük Almanya gaye-i hayalini maceralı çılgınlıklarıyla yiyip bitirmiştir. Gönlünü Kur’an’a vermiş, adanmışlık mülahazası içinde meseleyi götüren insanlar kibre karşı hep mesafeli durmalılar; akıllarına azıcık “Ben bir şeyim!..” diye geldiği zaman günah-ı kebâir işlemiş gibi tevbe etmeliler.

BULUNDUĞU KONUMU ŞAHSİ ÇIKARLARI HESABINA…

– Bir taraftan kendini büyük görmeye sebebiyet vermesi bir taraftan da insandaki hırs duygusunu beslemesi ve “kazanma.. kazanma.. ille de kazanma..” düşüncesini büyütmesi açısından servet ve imkan da bazen öldürücü bir virüse dönüşebilir.

– Bin kazandığımız zaman, şayet içinde bir tane haram varsa, onun içine bir tane haksızlık girmişse, geri kalan dokuz yüz doksan dokuzu da kirletmiş oluruz ve Allah hepsinin hesabını sorar. Zaten, hadis-i şerifin ifadesiyle, zekatı verilmemiş bir mal bütünüyle kirlidir.

– “Derken Kârun, ihtişam ve debdebe ile kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, ‘Keşke Kârun’a verilenin benzeri bize de verilseydi, doğrusu o çok şanslı’ dediler.” (Kasas Sûresi, 28/79) âyetinin ifadelerine göre Kârun, hayatı itibarıyla büyük bir kibir, çalım, gösteriş ve debdebe içindeydi. O servet ve imkanın altında kalıp ezildiği gibi başkalarına da kötü örnek oluyordu. Bugün de bulunduğu konumu şahsî çıkarları hesabına değerlendirmeye kalkışanlar, aynı zamanda başkalarına kötü örnek olduklarından onların veballerini de yüklenmiş sayılırlar.

– Cenâb-ı Hak, Hazreti Musa’nın (aleyhisselâm) kavminden olan Kârun’a, hazinelerinin anahtarlarını bile güçlü, kuvvetli bir topluluğun zorla taşıdığı büyüklükte bir servet vermiş, fakat o, bu serveti kendi becerisiyle kazandığını iddia etmişti. Hakk’ın kendisine yaptığı iyilik ve ihsanlara bir şükür ve teşekkür ifadesi olarak insanlara iyilik yapacağı yerde, iyiliğin arkasındaki iyilik sahibini unutmuş, kendini bencilliğin gayyalarına salıvermiş ve sahip olduğu servet u sâmânla şımarmış, böbürlenmiş, ferîh fahûr yaşamaya ve ifsada başlamıştı. Tabiî Cenâb-ı Allah da yaptıklarının karşılığı olarak onu bütün varlığıyla beraber yerle bir etmişti. Böylece Kârun, ulü’l-azm bir peygambere yakınlığın hakkını veremeyip kazanma kuşağında kaybeden ibret vesilesi, tâli’siz bir servet sahibi olarak tarih defterinin yaprakları arasında yerini almıştı. Evet, Karun, kendisine lütfedilen nimetler karşısında tavır ayarlaması yapamaması, inkâra sapması yüzünden neticede sahip olduğu her şeyle beraber yerin dibine geçirilmekle cezalandırıldı ki Kur’ân bunu şöyle resmeder:

“Nihayet Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Zaten onun ne Allah’a karşı kendisine yardım edecek avenesi vardı ne de kendini savunup kurtulabilecek durumdaydı.” (Kasas Sûresi, 28/81) (13:04)

– Bir hadis-i şerifte “Dünya bir cîfedir (leştir, pisliktir); onun talipleri ise köpeklerdir!” buyurulmaktadır. Bir başka hadis-i şerifte ise, “Dünya sevgisi bütün hataların başıdır!” denmektedir.

İKTİDAR, SERVET VE RAHATA DÜŞKÜNLÜK

– Rahata düşkünlük de bünyeye musallat olmuş öldürücü bir virüstür. Tenperverlik kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır.

– İktidar, servet ve rahata düşkünlük virüsleri birbirlerini de destekler durur. Bazen servetten büyüklük doğar, bazen büyüklük servet hesabına kullanılır ve bazen de o büyüklük o servet insanda rehavet hissi hâsıl eder. Bu marazlara düşmüş kimseler, bir de kalkıp “Bunca zaman koştuk, hizmet ettik; “humus” (ganimetin beşte biri) kullanmak da bizim hakkımız!” demek gibi şeytanî mırıltılarla gayr-ı meşru tavırlarına meşruiyet bahanesi aramaya çalışırlar.

– Beklentiye düşme ve takdir görmeyi isteme de bir öldürücü virüstür. Halbuki mümin, övülmeyi sövülme gibi görmeli ve her işini sadece Allah’ın rızasına bina etmelidir.

– Hizmetleri karşısında Allah rızasından başka beklentilere girenler, “Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla safa sürdünüz. Allah’ın verdiği o güzel ve hoş nimetleri israf edip bitirdiniz. Hakkınızı dünyada kullanıp ahirete bir şey bırakmadınız” (Ahkâf Sûresi, 46/20) âyetinin tokadına maruz kalırlar.

HER TÜRLÜ MAKAM KARŞISINDA…

– Bizim en büyük kredimiz istiğnadır; her türlü makam ve mansıp karşısında müstağnî davranmamız lazımdır. Makama bağlı vazifeler istenmemeli; talepsiz verildiğinde ise, ancak kerhen kabul edilmelidir. Bu meselenin tek istisnası vardır: Şayet bir vazifeyi sizin ölçünüzde yapabilecek başka bir müstakim mü’min yoksa, Hazreti Yusuf’un “Beni ülkenin hazinelerinin başına tayin et; çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim.” (Yusuf Sûresi, 12/55) diyerek Kıptîler içinde vazifeye talip olduğu gibi, o vazifeyi talep etmekte mahzur olmayabilir. Hazreti Yusuf (aleyhisselam), bu sözü hiçbir müslümanın olmadığı, peygamberlik esintilerinin bulunmadığı, Allah’ın bilinmediği bir yerde vazifeyi talep sadedinde söylemiştir.

– Cevdet Paşa’nın, “Kısas-ı Enbiyâ”da temas ettiği üzere, riyâsete talip olmamak ve belli bir vazifeye tayin istememek gerektiği yönündeki nebevî uyarıları duyup dinleyen Hazreti Ebû Bekir (Allah’ın rıza ve rıdvanı onun üzerine olsun), Hazreti Ali’ye (radiyallahu anh) gönderdiği bir mektupta bu mevzuyla alâkalı şu ölçüyü dile getirmiştir: “Vazife onundur ki, o ‘benim değildir’ der. Onun değildir ki, o, vazifeye ehil olduğunu iddia eder.”

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen, o isim için taziye yayınladı


Fethullah Gülen, dün hayatını kaybeden gazeteci için taziye yayınladı.

Fethullah Gülen, dün vefat eden Zaman Gazetesi’nin Galatasaray muhabiri Hacı Hasdemir’in vefatı üzerine bir taziye mesajı gönderdi. İşte o taziye…

Zaman Gazetesi’nin emektar ve titiz spor muhabirlerinden Hacı Hasdemir kardeşimin uzun zamandır gördüğü çileli tedavinin neticesiz kaldığını üzüntüyle öğrendim. Kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet ve mağfiret diler, eşi muhtereme hemşiremize ve değerli evlatlarımıza sabr-ı cemil niyaz eder, mesai arkadaşlarına başsağlığı dilerim.

Fethullah Gülen’in ‘Sevgi ve Hoşgörü’ kitabı Yunancaya çevrildi

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, ‘İnsanlığın Özündeki Sevgi’ isimli kitabı, ‘Agapi ke Anektikotita’ (Sevgi ve Hoşgörü) adıyla Yunanca’ya tercüme edildi. Yaklaşık bir ay önce ‘I. Sideris Yayınları’ndan çıkan eser, Yunanistan’da ‘M. Fethullah Gülen’ imzasıyla basılan ilk kitap oldu.

Dünyanın faklı dillerine tercüme edilen ve şimdiye kadar milyonlarca satan M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin "İnsanın Özündeki Sevgi" kitabı, Yunanca’ya çevrildi. İlgi ile karşılanan kitap, yayıncılık dünyasına 1891 yılında giren ülkenin en köklü yayınevi durumundaki ‘I. Sideris’ tarafından, ‘Agapi ke Anektikotita’ (Sevgi ve Hoşgörü) başlığıyla piyasaya sürüldü.

Atina Üniversitesi Teoloji Bölümü Dekanı ve Karşılaştırmalı Dinler Felsefesi öğretim üyesi Prof. Dr. Marios P. Begzos, kitabın Yunanca baskısı için 15 sayfalık bir önsöz kaleme alırken, eserin çevirisini, eğitimini El Ezher Arap Dili ve Edebiyatı ile İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümlerinde tamamlayan usta çevirmen Persa Koumoutsi yaptı. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Mısırlı yazarlar Necib Mahfuz ve Yusuf Zeydan’ın eserlerini de Yunanca’ya çeviren Koumoutsi, beş çok satan romanın da yazarı.

Eserin redaktörlüğünü, İonio Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler, Türkiye ve Ortadoğu konularında dersler veren Yar. Doç. Dr. Sotirios S. Livas yaptı. Livas, tamamı Hizmet Hareketi’ne ayrılmış, Yunanistan’daki tek eser olma özelliğine sahip, "İslam, Küreselleşme ve Milliyetçilik: Türkiye ve Dünyada Fethullah Gülen’in Üslubu ve Çalışmaları" adını taşıyan çalışmasıyla biliniyor.

Yunanca "İnsanın Özündeki Sevgi" kitabı, sevgi, hoşgörü, dinler ve kültürler arası diyalog, önyargıları aşma ve uzlaşma düşüncesi etrafında yoğrulmuş, ‘sevgi ve merhamet’, ‘ideal insan’, ‘tasavvuf ve metafizik’, ‘cihad-terör ve insan hakları’, ‘eğitim ve küresel perspektifler’ üst başlıkları altında kaleme alınan ve her din ve milletten okura sevgi merkezli çözümü salık veren onlarca makaleden oluşuyor.

"AKTÜEL VE İLGİ ÇEKİCİ KONULARA ÇÖZÜMLER SUNUYOR"

Kitabın Yunanca çevirisine önsöz yazan Prof. Dr. Begzos, M. Fethullah Gülen’in ‘Sevgi ve Hoşgörü’ başlığıyla Yunanca’ya çevrilen kitabını, "Sevgi ve Hoşgörü’ adlı eser, çok anlamlı bir isim ile Yunan okura sunuluyor ki; böylece komşu ülkenin tanınmış entelektüeli M. Fethullah Gülen’in lezzetli ürünlerinin tadına varabilsin…" ifadelerine yer veriyor. Begzos, "Kitabın, günümüzün aktüel ve ‘sıcak’ konularına geniş bir yelpazeden ve dinler arası diyalog perspektifinden baktığı" değerlendirmesinde bulunuyor. Begzos, Gülen’in ”Teori ve fiili, söz ve işi aynı potada eriterek, dünya çapında insanlık ve eğitim yararına yaptığı faaliyetler ve yaşayan fikirlerle uzlaştırıcı İslam ve Müslümanlık önerdiğini" ifade ediyor.

Atina Üniversitesi Teoloji Bölümü Dekanı Prof. Dr. Begzos, Patrik Bartholomeos ile M. Fethullah Gülen arasında onlarca yıl önce başlayan diyaloga dikkat çektiği önsözünde şunları ifade ediyor:

"Ekümenik Patrik Bartholomeos, mütefekkir Gülen hakkında şunları söylüyor: Uzun yıllardan bu yana sıkı bir işbirliğimiz var. Çok yakınız; çünkü aynı idealimiz var: barış ve birlik."

"YUNAN OKURUN İLGİSİ ÇOK OLUMLU"

Sideris Yayınları’nın sahibi Andreas Sideris, Fethullah Gülen gibi dünyanın yakından tanıdığı bir entelektüelin kitabını yayınlamaktan ötürü mutlu olduklarını belirtiyor. Kısa bir süre önce yayınlanmasına rağmen kitaba Yunan okur tarafından gösterilen ilgiyi "çok olumlu" şeklinde yorumlayan Sideris, şöyle konuşuyor: "Karşılıklı anlayış ve bilgi adına Ege’nin iki yakası için bu tip kitapların yayınlanmasını zorunlu görüyorum. Bu kitap, yayınevinin deneme kitapları serisini zenginleştiriyor. Bir başka açıdan İslam’ın kültürel boyutunu analiz ediyor. Bu nedenle ‘Sevgi ve Hoşgörü’ kitabı, çok önemli."

Yaklaşık bir ay önce piyasaya çıkmasına rağmen okurlar tarafından kitaba gösterilen ilginin çok olumlu olduğunu ifade eden Andreas Sideris, "Bundan sonra kitaba olan ilginin çok daha iyi olacağını düşünüyorum." dedi. Sideris, "Kaynak Kültür Yayın Grubu ile işbirliğimizi geliştirmek istiyoruz. Sayın Gülen’in daha başka kitaplarını da yayınlamak istiyoruz." şeklinde konuştu.

122 yıllık yayıncılık geçmişinde çocuk kitaplarından üniversite kitaplarına kadar 4 binden fazla eser yayınlayan I. Sideris, Mevlâna’nın Mesnevisi’ni Yunanca’ya kazandırarak adından söz ettirmişti.

YUNAN GAZETELERİ KİTABA İLGİ GÖSTERDİ

Fethullah Gülen imzasını taşıyan ilk Yunanca eserin piyasaya çıkmasına ülkenin önde gelen gazeteleri geniş yer verdi. Gazeteler, ‘I. Sideris Yayınları’nın Fethullah Gülen’in eserini basarak müthiş bir işe imza attığı değerlendirmesinde bulundu. Yaklaşık 160 bin tirajıyla en çok satan haftalık gazete To Vima, bugün yayınladığı makalede ‘Sevgi ve Hoşgörü’ kitabına tam bir sayfa ayırdı. Gazete, M. Fethullah Gülen’in ‘Sevgi ve Hoşgörü’ isimli eserinden alıntılar yaparak Gülen’in görüşleri ile Hizmet Hareketi’ni inceledi. Haberde, Gülen’in İslam’ın bir sevgi dini ve aşırılıklardan uzak olduğu vurguladığı belirtildi. Gülen’in terörü lanetlediği ifade edilen makalede, medeniyetler çatışmasını dayatanlara karşı olduğunun da altı çizildi.

Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’ni anlamaya çalışan Yunan medyasında daha önce de çok sayıda lehte ve aleyhte haber ve makale yayınlanmış, okurla buluşan onlarca kitapta, M. Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi’ne yer veren bölümler yer almıştı.

Fethullah Gülen’in 357 sayfadan oluşan çeviri kitabı, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki tüm kitapçılardan temin edilebiliyor

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen ne kadar kazanıyor ??


Fethullah Gülen, "386. Nağme: Hucurât Sûresi, edep ve kul hakkı" başlıklı sohbetinde; Pensilvanya’da kaldığı çiftlik için verdiğini iddia ettiği kira bedelini açıkladı.

Tek gelirinin “kitap teliflerinden” geldiğini söyleyen Fethullah Gülen, "Benim kitabım bana ait değil ki, Allah’ın mülkü. Bazıları hediye edilmiş bazılarını da almışım. Bunların da paralarını veriyorum ben. Teliften geliyor başka bir gelirim yok." şeklinde konuştu.

Sohbette kendisini dinleyen birinin ‘Buraya da kira ödüyor musunuz?’ şeklinde gelen sorusuna, "Evet ödüyorum. Hem ben kalıyorum, hem işte sizler de kalıyorsunuz. Nasıl kalacaksınız vakıf evinde? Onun için 5 Bin 500 Dolar ödüyorum." diyen Fethullah Gülen şu açıklamayı yaptı:

"Şunun için önemli; ‘Vakfın binasında kalıyor. Yiyor içiyor’ suizanına medar olmasın diye. Buradaki mutfak gideri de bir iki arkadaş kefil etmiş veriyor. Millete haram yedirmemek için. Bu mevzuda o hassasiyet tamdır yani."

Fethullah Gülen kitap telifiyle yaşıyormuş!

Gazeteci Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi programında "Fethullah Gülen beyefendi hangi emekli maaşıyla Pensilvanya’da yaşıyor, diye sorabilir miyim?" demesine Gülen’den avukatı aracılığıyla yanıt geldi.

“Fethullah Gülen’in mütevazi bir odada hayatını sürdürdüğü” belirtilen açıklamada, şu sözler dikkat çekti:

“(Fethullah Gülen’e) yazdığı kitaplar nedeniyle telif ücreti ödemesi yapılmaktadır. İkameti için gereken para telif ücretinden karşılanmakta olup, hayatı boyunca kimseden karşılıksız bir şey almamıştır.”

Şimdi…

1999’dan beri Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen’in Pennsylvania eyaletindeki Pocono Dağı eteklerinde yer alan çiftliği 2010 yılında görüntülenmişti. Resmi kayıtlarda ’Altın Jenerasyon İbadet ve Dinlenme Merkezi’ olarak görünen evi görüntüleyen Pocono Record gazetesi, içinde basketbol ve futbol sahaları, gölet ve çiftlikte yaşayan 100 kişi ve ziyarete gelen konuklar için rezidanslar bulunduğunu yazdı.

ABD gazetesine göre hiç de “mütevazi bir oda” olmayan çiftlik için nasıl bir kitap telifi gerek biz hesaplayamadık.

Bildiğimiz şu ki; FORBES Türkiye’nin her yıl açıkladığı “En çok kazanan yazarlar listesinde” Fethullah Gülen’in isminin yer almaması.

Bir de unutmadan…

Fethullah Gülen yeşil kart alma mücadelesi sırasında 2007 yılında FBI Başkanı’ndan şikayetçi oldu ve dava açıldı.

Bir yanda Fethullah Gülen, diğer yanda ABD İçişleri Bakanlığı vardı.

ABD İçişleri Bakanlığı adına savunmayı savcılar Patrick Meehan ve Mary Catherine yaptı.

Savcıların iddiası neydi biliyor musunuz?

Fethullah Gülen’in 25 milyar dolarlık bir güce sahip olduğunu ve bu finansmanda CIA’in katkısı olduğunu düşünüyorlardı.

Neyse…

İşte Fethullah Gülen’in avukatının o açıklaması :

“Bir televizyon kanalında Ayşenur Arslan tarafından ‘Fetullah Gülen beyefendi hangi emekli maaşıyla Pensilvanya da yaşıyor, ’ sorusu üzerine yapılan haberlerle ilgili olarak açıklama yapmak zarureti hasıl olmuştur.

Müvekkilimin hayatının her karesi, yazdıkları, söyledikleri ve hakkında yazılanlarla görmek isteyenler açısından toplumun gözleri önünde yaşanmaktadır. Görmek isteyen gözlerin sadece samimi olarak bakması yeterlidir.

Müvekkilim hayatının bir döneminde derme çatma bir barınakta, diğer bir döneminde cami penceresinde, bir döneminde ise tahta bir kulübede yaşamıştır.

Bugün ise mütevazi bir odada hayatını sürdürmektedir.

Maalesef kinle ve garazla hareket eden bazı kimseler, herkesi kendi dünya tutkuları ve yaşama arzuları zaviyesinden değerlendirerek çiftliklerden, villalardan, lüks hayattan ve şatafattan bahsedip dursalar da, müvekkilim küçük bir odada yaşamaktadır.

Şeker hastası olan, ağır şeyler yiyemeyen, yemek ihtiyacını çok defa yoğurt ve çorbayla karşılayan bir insanın geçimini sağlaması için ne kadar paraya ihtiyacı vardır.

Müvekkil 60’nin üzerinde kitap yazmış ve yazdığı kitaplarda çok satanlar sıralamasında ilk sıralarda yer almıştır. Müvekkilime yazdığı kitaplar nedeniyle telif ücreti ödemesi yapılmaktadır. İkameti için gereken para telif ücretinden karşılanmakta olup, hayatı boyunca kimseden karşılıksız bir şey almamıştır. Telif ücretinin kalan kısmıda müvekkilimin milletimize her fırsatta tavsiye ettiği eğitim hizmetlerine ve muhtaç kimseler için yapılan yardım kampanyalarına aktarılmaktadır.

Hiçbir eser ortaya koyamamış insanların nasıl geçindikleri değerlendirme konusu yapılmazken, 60’ın üzerinde kitap yazan, 10’larca sohbet kasetleri bulunan müvekkilimin nasıl geçindiğinin tartışma konusu yapılması masum bir soru sorma olarak değerlendirilemeyecek bir davranıştır.

İnsaf sahibi herkes tarafından müvekkilimin lüks bir hayat içerisinde olmadığı söylenebilecekken, haksız ve mesnetsiz iddialar ortaya atarak insanların zihninde şüpheler uyarmak suretiyle müvekkilimi karalamaya çalışmak iz’an, insaf ve hakkaniyet sahibi kişilerin yapacağı bir davranış değildir.

Bu tür iddiaları ortaya atanların maksatlarını insaf sahibi halkımız en iyi şekilde takdir edecektir. Saygılarımla

Fetullah Gülen

Vekili

Av. Nurullah Albayrak”

İşte Fethullah Gülen’in yaşadığı "mütevazi" ev

Avukatlarına göre “Fethullah Gülen mütevazi bir odada hayatını sürdürüyor.”

Ve yine avukatlarına göre; “Fethullah Gülen’in ABD’deki ikameti için gereken para kitaplarının telif ücretinden karşılanıyor!

Aşağıdaki fotoğrafları Reuters Haber Ajansı çekti.

Reuters, hakkında bir analiz yayımladığı Fethullah Gülen’in ABD’deki evini tepeden görüntüledi.

Bakınca “ne kadar kitap telifi almış ve ne kadar "mütevazi" bir yerde yaşıyormuş Fethullah Gülen!” diye soruyorsunuz.

İşte Gülen’e ait Altın Nesil İbadet ve Dinlenme Merkezi’nin de bulunduğu Pensilvanya’daki o evin fotoğrafları…

Odatv.com

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen’in ilginç hapis hatırası


Bugün çok farklı noktalarda olan 7 isim eteklerindeki taşları dökerken, hayatlarının bir dönemiyle de hesaplaşıyor…

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Erkam Tufan Aytav’ın kaleme aldığı, ‘Aydınlık’tan Kaçanlar’ adlı kitap Ufuk Yayınları’ndan çıktı. 1960’lı ve 70’li yıllara damgasını vuran Aydınlık hareketini mercek altına alan kitapta bugün çok farklı noktalarda olan 7 isim eteklerindeki taşları dökerken, hayatlarının bir dönemiyle de hesaplaşıyor. Bir dönemin hızlı Maocuları’nın neler yaşadıklarına, neden döndüklerine ışık tutan kitap, Cengiz Çandar, Şahin Alpay, Halil Berktay, Oral Çalışlar, Gülay Göktürk, Ethem Sancak ve Büşra Ersanlı’nın anlatımlarından oluşuyor:

DEV-GENÇ’İN İSİM BABASI: ÇANDAR

Aydınlık Hareketinin önde gelen isimlerinden Cengiz Çandar, Ankara Siyasal’da okurken üyesi olduğu kısa adı FKF olan Sosyalist Fikir Kulüpleri Federasyonu zaman içinde Dev-Genç adını alır. Çandar şöyle anlatıyor: ”Sanırım 1969’du. Federasyonun kongresinde yeni bir isim kabul edildi. Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu olacaktı. Ben de baskıya girmek üzere olan Türk Solu dergisinin başındaki Bora Gözen’e kongre ile bilgi aktarırken, ismini kısaca Dev-Genç olarak yazdırdım. Dev-Genç adı, Türk Solu’nda yayımlandı ve hiç kimse örgütün uzun resmi adını kullanmadı.”

GÜLEN: ‘SAHABE HAYATI YAŞAYAN SOLCULARIN YANIBAŞINDA YATTIM’

Hedef Alliance Holding Yönetim Kurulu Başkanı, işadamı Ethem Sancak, 1975-1985 arası Aydınlık Hareketi’nin içinde, önder kadrosunda yer aldı. Sancak, kitapta şunları söylüyor: ”(…) Adanmışlık çok enteresan şey. Mesela geçen gün Fethullah Gülen Hocaefendi’yi ABD’de ziyarete gittiğimde kendisine dedim ki; ‘Ben adalet ve özgürlük arayışı peşinde solcu oldum.’ Bana, ‘Beni 72’de hapse attılar, yanı başımda hücrede solcu gençler vardı, onları gözledim, bunların içinde sahabe hayatı yaşayanlar vardı’ dedi. Sahabe hayatı yaşamak çok zor bir şey… Dürüst olmak, kanaatkar olmak, yalan söylememek, baskıya boyun eğmemek, despotizme karşı hakkı savunmak, haklıyı savunmak. Mesela ben acayip şekilde sempati duydum bu objektif ve güzel değerlendirmeye.”

PERİNÇEK’İN ÇOCUK YAPMA YASAĞI YÜZÜNDEN KIZ KARDEŞİ ÖLÜYORDU

Kitapta, Perinçek’in örgütte çocuk yapma yasağı koyduğu şu çarpıcı örnekle anlatılıyor. 1976 yılında Gün Zileli’nin eşi (Perinçek’in kız kardeşi Feyza) hamile kalır. Zileli, Doğu Perinçek’in yasağı delmesini fırsat bilip eşinin doğum yapması için izin ister. Perinçek izin vermez. Feyza Zileli parti kararıyla 3 aylık bebeğini mezbaha gibi bir yerde aldırırken çok kan kaybeder ve ölüm tehlikesi geçirir.”

ŞAHİN ALPAY: ‘DÖNEKLİĞİMLE İFTİHAR EDİYORUM

Gazeteci Şahin Alpay 1968-1971 yılları arasında Aydınlık Hareketi içerisinde bulunmuş. Alpay kitapta şöyle yazıyor: "Dönekliğin bir ahlaki, bir de felsefi anlamı var. Ben ahlaki bakımdan her zaman sözüne sadık, güvenilir, dürüst, şeffaf olmaya çalıştım. Ama felsefi bakımdan bir döneğim ve dönekliğimle iftihar ediyorum. Çünkü yanlışlardan dönmek, bir erdemdir."

"PERİNÇEK HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLADI"

20 yıl hareketin içinde aktif rol alan Halil Berktay, Perinçek’le ilgili de şu satırları yazdı: "Çok zekiydi, dinamikti, enerjikti, sıcak bir karizması vardı. İkna edici, temkinli, birleştirici ve itidalli dönemleri oldu. 1980’lerde ikinci tutuklanıştan çıktığında çok farklı bir insandı. Bütün dengesini kaybetmiş gibiydi. Küçük bir yazı kurulu toplantısında kontrolünü yitirip ‘Ben meczup muyum, içeride de bana meczup gibi davrandılar’ diye hüngür hüngür ağladı.”

”ÖMER MADRA’YI KARABORSA BİLET SATSIN DİYE GÖNDERDİK"

Oral Çalışlar anlatıyor: ”Örgütteki arkadaşlara şaka yollu diyorduk ki, ‘Lan burjuva çocuğu şuna bak’… Mesela bir keresinde Ömer Madra’yı karaborsa bilet satmaya gönderdik İnönü stadına… Yani onların emekçi kabiliyetleri gelişsin diye böyle bir takım saçmalıklara teşvik ediyorduk."

Habertürk

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen ve cemaat neden hedefte ?


Muhammed Fethullah Gülen ve cemaat, neden sürekli gündemde ve hedefte tutuluyor?

12 Eylül 1980 öncesinde İstanbul’da askerî hâkimlik ve savcılık yapan, Turgut Özal’ın siyaset arkadaşı Faik Tarımcıoğlu önemli açıklamalar yaptı. Tarımcıoğlu, "Cemaat sürekli gündemde ve hedefte tutuluyor. Neden?" sorusuna da yanıt verdi:

Cemaat bütün dünyada önemli faaliyetler yapıyor. İslam’ın gülen yüzü gibi bir misyonu olduğu için herkes dikkatli, onu hedef olarak görüyorlar. Kimseye bağlı değil, bağımsız, gayet güzel hizmetler veriyorlar, giderek artıyorlar, okullar açılıyor, olimpiyatlar düzenleniyor bütün bunları ‘tehlike’ olarak görüyorlar. Diyorlar ki; ‘Bunu tamamen kontrol edecek bir biçime sokacağız, bunun radikalleşmesini sağlayacağız.’

Faik Tarımcıoğlu, Türkiye’nin yakın geçmişi ve ordu-siyaset ilişkisini en iyi bilen siyaset adamlarından biri. Ergenekon ve darbe dava süreçlerini yakından takip ediyor. Kendisiyle tanıklığını yaptığı yakın tarihin bazı önemli olayları ile birlikte bugünkü toplumsal ve siyasi gelişmelerin arka planını konuştuk. Çarpıcı ayrıntılar verdi. Önümüzdeki süreçte masum insanları ve kurumları hedef alabilecek dehşet planlarına dikkat çekti.

-12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat öncesi toplumsal olayların arkasında derin yapıların olduğu ortaya çıktı. Bugün Aleviler üzerinden yine sokaklar hareketlendiriliyor. Ergenekon içeride, yine başarabilirler mi?

Bu sürekli bir senaryodur. Mesela 1993’te Alevi görüntüsü altında Madımak olayı oldu. Sivas’ta fanatikleştirilmiş Müslüman görünümlü adamlar vardı. Bazıları samimi, bazıları ajite edilmişti. Gezi sonrası olaylar da, Maraş, Sivas olaylarının bir devamıdır, başka bir versiyonudur. Hem MLKP’ye hem DHKP-C’ye hem SDP’ye görevler verildi. ÖDP diğerleri bir anda eyleme dâhil edildi. Ama o zihniyetlerin devamı etkili olmadı. Ergenekon eğer dışarıda olsaydı Gazi veya Başbağlar benzeri olayların daha üstünde hadiseler olurdu. Kutuplaşma devam ederse Sisi darbesine (Mısır) yol açar mı? O kadar ileri gidebilir mi? Gidebilir. Dış bağlantıların kesinlikle bitmesi lazım. Seçim öncesi toplumsal gerilimi düşürmek gerekiyor.

-AB ülkelerinde Gladyo bitirildi. Türkiye’de derin yapılar bugüne kadar varlığını nasıl koruyabildi?

Türk Gladyosu’nun çok özel şartları vardır. Türkiye’de derin yapı sosyolojik bir vaka olmuştur. 1700’lerden beri faaliyettedir. Abdulhamid’e suikasta teşebbüs eden, onu tahttan indiren bunlardır. İttihat ve Terakki’nin en önemli kadroları bunlardır, 27 Mayıs’ın gövdesi bunlardır. 28 Şubat zaten bu zihniyettir.

-İtalya’da P-2 çökertildi ama!

İtalya’da vatan-millet-cumhuriyet bizdeki kadar kutsal değil. Türkiye’de kuruluşa o kadar kutsallık izafe edildi ki, devleri sorgulamak vatan hainliği sayıldı. İki, cumhuriyet kurulurken İttihat Terakki’den gelen bütün arızalar tamamen cumhuriyet kadrolarına sirayet etti. Bir şey daha yapıldı; devlet kurulurken aynı anda CHP kuruldu. CHP’ye tüzük ve devletin zihniyeti gereği şu görev verildi: Bütün kadroları CHP atayacak. Yani CHP il başkanı valiyi, kaymakamı, jandarma kumandanı, MİT elemanı dâhil her şeyi ayarlayacak. Böylece derin devlet, CHP’nin kuruluşu ile devam etti.

-1950’de iktidar değişti. Derin yapılar ne kadar zayıfladı?

Menderes’te de derin devlet hâkimdi tamamen. Çok az siyasi iktidar söz sahibiydi. Ona bile tahammül edemediler. 1950’lerde MİT müsteşarı mason, başbakan müsteşarı mason. Müthiş bir masonik örgütlenme Ankara’da vaziyete el koymuştu. Biraz Özal dengeyi bozdu. ‘Kızıl Pençe’ denen Ergenekon’un ağababası bir örgüt, zihniyet ve kudret olarak çok partili dönemde de devam etti.

-Hangi kurumlarda etkinlerdi?

Bütün kurumlar. MİT’in içinde, başbakanlıkta, başbakanlık dışındaki yan kuruluşlarda, Türk Tarih Kurumu tamamen bu ekipten. Kimseyi dışarıdan alma şansı yoktu. Yassıada’dan sonra yargı yüzde 100 onların eline geçti.

-Asker?

27 Mayıs’tan sonra liyakati sebebiyle terfi etmiş bir kişi yok. Ya ekiptensin veya değilsin. Çok az bir ekip, ancak alt kademelerde yükselme şansı buldu. General oldun mu o ekiptensin, aksi halde hayat hakkı yok. Özellikle 27 Mayıs’tan hemen sonra Türk Silahlı Kuvvetler Birliği kurulduktan sonra bunlar bir silsile olarak devam etti. Muhsin Batur ile Faruk Gürler 12 Mart’ın önde gelen iki ismiydi.

-Silahlı Kuvvetler Birliği 12 Mart 1970’e kadar geldi mi?

12 Mart’ı da aşan bir şey, 12 Eylül’e kadar geldi. Emekli olsalar da sistemin içerisinde devam etti.

-Bu yapıda bir numara hep tartışıldı. Bir numara asker mi?

Bir numara, iki numara günün şartlarına göre değişir. Sivil olur, asker olur, bazen sermayedir, bazen üniversite. Veya hareketli sıcak günlerde askerdir.

-Bildiğiniz bir numaralar kimler?

Eski MİT Müsteşarı Teoman Koman bir numaraydı, ama her orgeneral ön planda olmaz, genelkurmay başkanı da olsa o yapının dışında olabilir. Mesela Hilmi Özkök, Doğan Güreş bu yapının dışında. Özal döneminde bir zamanlar Org. K.Y. idi. 1980 öncesi Haydar Saltık, uzun süre bir numaraydı.

-Derin yapıların en belirgin özelliği nedir?

Bunlardan bazıları masonik zincir içinde, bazıları aşırı laikçi. Dine, dinî duygulara asla yer vermeyecek bir ekip. Bir tek başörtülüye tahammülleri yoktur. Mesela Faruk Güventürk, 9 Subay hadisesinin başmimarı, şöyle diyordu: ‘Türkçe ezanın Meclis’ten kaldırıldığı gün boğazımıza yumruk yemiş gibi olduk.’ Aslında 9 Subay hadisesi 27 Mayıs’ın öncüsüydü, 12 Mart’a gelince işin vahameti anlaşıldı. Cemal Madanoğlu başkanlığında bir grup, ‘Millî Demokratik Devrimi’ kurdu. Şöyle dediler; ‘Millî demokratik devrim kurulmadan gerçek devrim olmaz.’ Devrimci subaylar eliyle iktidara el koymak yani bir Baas tipi rejim kurmak o rejimle tabana inmek, bu bir metottu.

-Seçimle gelen iktidarlarla bu yapıların ilişkisi nasıl?

Sistemle entegre olmayanı hizaya getirirler. Yüzde 52 oy alan bir başbakanı hiç istemezler. Yüzde 52 aldın mı hapı yutarsın!

-Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü iddiasının yargı konusu olmasından sonra ailesi üzerinden bazı iddialar sürekli neden gündeme getiriliyor?

Dezenformasyon yapılıyor. Hiram Abas vurulduğunda Soner Yalçın’a, bir kitap yazdırdılar. Siparişti, bütün bilgileri önüne koydular. Araya birkaç şey sokuşturdular. Sonuç şu: Abas’ı kim vurdu? Komünistler olabilir mi, olabilir. Faşistler olabilir mi, olabilir. Mafya olabilir. Peki, birkaç ihtimali verecek bir kitabın manası var mı? Bilgi kirliliği yapılmıştır. Özal’ın zehirlenmesinde örtme operasyonu birkaç defa var. Semra Özal’ı da koydular.

-Niçin Semra Hanım?

Birtakım şeyleri açıklayamaz. Bilerek isteyerek zehirleme? O hayır. Burada bakılacak şey; Panama’ya kim tayin oldu, Kanada’ya kim gönderildi? Köşk’ten aynı gün nasıl gittiler? Panama’ya giden iade anlaşmasına tabi olmayan birisi.

-Adli Tıp Kurumu raporu da ‘4 zehir var’ dedi; ancak ‘zehirden öldü’ demedi.

Adli Tıp’ın verdiği titiz olmayan bir rapordur. Polonyum 210 gelince ölüm olur. Polonyum varsa zaten zehirlenme de vardır. Zehir var mı, var. Bitti. Adli Tıp, titiz, önyargısız o operasyonlara bulaşmamış bir rapor tanzim etseydi, ‘Polonyum bulundu, bu zehirlenmedir, nokta’ derdi.

– Özal neden öldürüldü?

28 Şubat’a karar veren ekip, Çankaya’yı ele geçirmese yapamazdı. Turgut Özal kalsa 28 Şubat olmayacaktı, o sebeple onu götürdüler. Suikast da cumhurbaşkanlığının önünü kesmek içindi.

-Kartal Demirağ, suikast davasının tek sanığı olarak yargılandı. Yalnız mıydı?

Hayır, ikinci bir kişi daha vardı. Suikast amacına ulaşsa Demirağ’ı öldürmekle görevliydi.

-İlk ateşte siz yere yatmadınız mı?

Asla! Ne olacak diye görmek için yere yatmadım. Tam önümüzde bakanlar kurulu masa sandalyeleri var. Kocaman bir çelenk içeri girince birden ayağa kalktım, ‘bunlar muhakkak bir şey yapacaklar’ diye düşündüm. ‘Atın dışarı, atın dışarı’ diye bağırdım. O arada önümüzde görevli, sarkık bıyıklı, iriyarı biri döndü bana sırıttı ‘Sen istediğin kadar bağır!’ der gibi. ‘Biz hallediyoruz’ anlamında. O anda daha da pirelendim.

-Salondaki ikinci kişiyi gördünüz mü?

Gözümle gördüm, bir makineli tüfeği ceketinin altında saklıyordu, uzun boylu, avurtları çökmüş biriydi, kaçtığını gördüm. ‘Kaçıyor’ diye peşinden koştum ama yetişemedim. Erkan Zenger, ‘Yatın’ diye bağırınca herkes kaçtı, o makineli kişi de kaçtı. Pos bıyıklı, avurtları çökmüş, muhtemelen Yeşil’di. Geldim tribünde yerime oturdum. Özal’a, ‘Makineli tüfekli birisi vardı kaçıyordu, büyük ihtimalle Demirağ’ı vuracaktı’ deyince bana şunu söyledi, ‘Faik haklısın, bu silahı Demirağ’ın eline iki el ateş etsin diye vermişler, üçüncü el ateş etme şansı yokmuş.’ İki elde ölüm mukadder, mermi özel üretilmiş, girince vücuda içeriyi parçalayan cinsten. ‘Silah eski, toplama’ gibi şeyler saptırma.

-Üçüncü el neden ateş edemiyor?

Kendini koruma şansı olmasın diye. Amerikan başkanı Kennedy gibi vurulacak, gidecek. CIA’nın düzeniydi bu.

-Sizin bu olayla ilgili üzerinde durduğunuz başka hususlar var mı?

O gün eski ANAP’taki bazı delegelere -Bunların bazıları özeldir, özel harekatçıdır, her partide vardır. ‘Uyuyan güzellerdir’ onlar. Hücrelerdir- ‘Kongrede tribünde vurulmayın’ talimatı verilmiş. Yıllar sonra birisi bana bunu anlattı, ‘Bize vurulmayın dediler’ diye anlattı.

-Suikastta niçin bir örgüt kullanmadılar?

DHKP-C, sönük, bitmiş, dışarıda bunu organize edecek örgüt yok ve ona yardımcı olacak psikolojik destek de mümkün değil.

-Kartal bir piyon. Neden öldürmediler?

Hiç konuşmadı. Şu kadar konuşsa vururlardı. Mustafa Duyar hadisesi gibi bir olay olmasın diye sürekli mesaj veriyor.

12 Eylül’le gelen Kenan Evren’den sonra kimin cumhurbaşkanı olacağı tartışma konusuydu. Turgut Özal’ın yanı sıra Necdet Üruğ’un da adı geçiyordu. Ancak Üruğ’la ilgili çeşitli yolsuzluk iddialarının da olduğu bir ‘MİT raporu’ kamuoyuna sızdırıldı. Tarımcıoğlu, bu raporun Haydar Saltık ekibinin işi olduğunu söylüyor. 28 Şubat’ın başlangıcını bu çatışmaya kadar götürüyor.

-MİT Raporu’nun amacı neydi?

‘Ne Üruğ olsun ne Özal. Haydar Saltık ekibi cumhurbaşkanı olsun’ isteniyordu. Herhangi biri olabilirdi. Ordu ikiye ayrılmıştı. ‘Vatan millet Sakaryacı laikçiler’ ile ‘İsrailci laikçiler’. 28 Şubat’ı ‘İsrailci laikçiler’ gerçekleştirdi. Sonra iki kanat çarpıştı, 28 Şubat tasfiye edildi. 2000’de Kıbrıs’taki suikast olayından sonra Hüseyin Kıvrıkoğlu hiç sevmemesine rağmen Hilmi Özkök’e yol açtı. Genelkurmay başkanı olmasını sağladı. Çetin Doğan, Şener Eruygur, Hurşit Tolon tasfiye edildi. Bu tasfiye daha devam eder. 2014 Yüksek Askerî Şûrası önemli. Necdet Paşa tam ipleri eline almış değil.

-Mumcu, Öcalan-MİT ilişkisini araştırıyordu. Bu konuda Baki Tuğ’la görüşmüştü. Öcalan kimin adamı?

Ankara Yükseköğrenim Derneği diye bir derneğin içinde, Öcalan’a faal bir görev verdiler. Ona, ‘Sen mühim adamsın’ diyen, önünü açan kişi Pilot Necati Kaya’ydı. Derin ilişki o kadar net ki, bir sürü örgüt var, birdenbire hepsi gidiyor, PKK’ya dokunmuyorlar. PKK, JİTEM kurulduktan sonra da müşterek eylem yaptı.

-PKK nasıl biter?

Bitmez. Dışta bitmediği için bitmez. Türkiye’de birkaç derin yapı var. İstihbarat örgütleri etkin. Biri bitse başkası devreye sokulur. DHKP-C yeniden dirildi. Yeniden diriltecek metotlar buldular.

-Cemaat sürekli gündemde ve hedefte tutuluyor. Neden?

Cemaat bütün dünyada önemli faaliyetler yapıyor. İslam’ın gülen yüzü gibi bir misyonu olduğu için herkes dikkatli, onu hedef olarak görüyorlar. Kimseye bağlı değil, bağımsız, gayet güzel hizmetler veriyorlar, giderek artıyorlar, okullar açılıyor, olimpiyatlar düzenleniyor bütün bunları ‘tehlike’ olarak görüyorlar. Diyorlar ki; ‘Bunu tamamen kontrol edecek bir biçime sokacağız, bunun radikalleşmesini sağlayacağız.’

-Nasıl?

Ona diyeceğiz ki, ‘Siz bir silahlı örgütsünüz’, bu suçlamayı yaparak onu ezeceğiz. Öyle ise onların dershanelerine, yurtlarına silah sokalım… Bu bütün devletlerin, gizli servislerin uyguladığı bir metottur. Hocaefendi, çok ihtiyatlı olduğu için muvaffak olamıyorlar. Erzincan olayları buna yönelikti.

-Erzincan’da ne yapmak istediler?

Önce başka bir cemaatle irtibatlıydı. Onda bir şey çıkmadığını görünce bütün dinleme talepleri, her karar genişletildi. İstanbul’a sıçradı, herkes dinlenmeye başlandı, onun üzerinden ‘Bir operasyon yapılır mı?’ diye düğmeye basıldı. Okula, yurda silah sokup, terör örgütü soruşturması açacaklardı. İrtica eylem planı böyle ortaya çıktı. Tamamen Genelkurmay tarafından yapılmıştır. İlker Başbuğ, Hasan Iğsız emri verdiler.

-Bugün yine cemaat fobisi yayılıyor?

Bunlar bitmez, bazen dururlar, bazen metot değiştirirler, ama devam ederler. Bu sistem böyledir. İcap ederse terörü kullanır, icap ederse milliyetçi, muhafazakâr kesimi, icap ederse PKK veya başkalarını kullanır.

AKSİYON

FETULLAH GÜLEN DOSYASI : Fethullah Gülen Erdoğan ve Gül ile ne görüştü ?


Ekrem Dumanlı bugünkü yazısında hem Fethullah Gülen’in hastaneye kaldırıldığı anları hem de Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile yaptığı telefon görüşmesini yazdı…

Zaman gazetesinin tepe ismi Ekrem Dumanlı, Fethullah Gülen ile Başbakan Erdoğan arasındaki telefon görüşmesinin ayrıntılarını yazdı.

Kendisine geçmiş olsun telefonu açan Erdoğan ile görüşen Gülen, Başbakan Erdoğan’a övgü dolu sözler söylemiş. Dumanlı’nın yazısında Gülen’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı telefon görüşmesine dair de çarpıcı notlar yer aldı.

Gülen’in hastaneye kaldırılışı ve müşahede altında tutulduğu 12 saat boyunca nelerin yaşandığını Dumanlı böyle anlatıyor:

AMBULANSA BİNERKEN NE OKUDU?

“İnsanın içi burkuluyor, boğazı düğümleniyor böyle durumlarda. Karanlık bir dünya. Derin bir boşluk. Ardı arkası kesilmeyen sorular, yıldırım gibi geliyor üzerinize. Ayrıntıları dinliyorsunuz şahitlerinden. Ani bir ritim bozukluğu, tansiyon, nabız ve ambulans. Ve endişe içinde bekleşenler…

Neyse ki hastaneden müspet haberler geliyor, “Durumu kontrol altında” deniyor. Kaygıları gidermek mümkün değil yine de. Arayan arayana. Merak, endişe, ıstırap…

Sabaha kadar bekleniyor Hocaefendi, gelmiyor; gelemiyor. Alelacele kaldırıldığı hastanede çile dolu bir gece. İlerleyen günlerde, bir perde ile ayrılmış yan taraftaki hastanın iniltisini kendisinden dinliyoruz. O mustarip ve yaşlı insana dua ettiğinde o temenniye ortak olurken Hocaefendi’nin yaşadıkları ile içiniz eziliyor, yüreğiniz ağzınıza geliyor. Müşahede altındayken Hocaefendi’nin en büyük arzusu: Abdest, namaz, ibadet. Ambulansa binerken Yasin ve Tebareke’yi okuduğunu kendisinden dinliyoruz daha sonra. “Belki son dualarım…” diye düşünmüş. Oysa daha hastaneye sevk edildiği duyulur duyulmaz dünyanın dört bir yanından hatimler yağıyor, cevşenler kaynıyor coşkun yüreklerden. Tam da o saatlerde acil kaldırıldığı hastanedeki imkânsızlıkla karşı karşıya Hocaefendi. Neyse ki insan ruhunu daraltan o binaya yeryüzünün dört bir yanından dualar sızıyor. Dualar! Yana yakıla yapılan dualar. Iztırar haliyle yapılan yakarışlar…”

GÜLEN: SESİ ÇOK GÜZEL GELİYORDU

Erdoğan ile Gülen’in telefon telefon görüşmesine tanık olan yazar, o anları böyle anlatıyor:

“İlk arayanlardan biri Başbakan Tayyip Erdoğan’dı. Zarif bir ses tonuyla ‘geçmiş olsun’ dileklerinde bulundu. Hocaefendi de aynı zarafetle Sayın Başbakan’ın hatırını sordu, “Zahmet buyurdunuz…” dedi. Söz sırası dualaşmaya gelmişti. İkisi de hem dua istedi birbirinden, hem dua ettiler birbirlerine. Görülmeye, duyulmaya, düşünmeye değer bir tabloydu. Uzaktan bu manzarayı izleyebilseydiniz, eminim, “Yahu işgüzarlar! Artık aradan çekilin ki fitne ateşi sönsün!” diyecektiniz. Öyle samimi, öyle halisane bir iletişim vardı ortada…

Görüşme bitince Hocaefendi, “Sesi çok güzel geliyordu…” dedi. O sesteki duruluk ve içtenliği birkaç kez anlattı arkadaşlarına. Sonra dua etti bol bol…”

GÜLEN, CUMHURBAŞKANI İLE ADETA TELEFONDA DERTLEŞTİ

“Sayın Cumhurbaşkanı şu saatte arayacak.” diye bir haber geldi. Hocaefendi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile konuşurken, telefonda adeta dertleşiyorlardı. Hal hatır sormanın ötesinde çok öteden beri muarefesi ve muhabbeti bulunan iki dostun hasret gidermesi gibi bir şeydi. İki-üç gün öyle geçti. Telefonların ardı arkası kesilmedi. İş dünyasının en seçkin simaları arıyordu. Siyaset dünyasının en nadide isimleri zor günlerde Hocaefendi ile duygudaşlık yaşıyordu.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: