Etiket arşivi: PKK

AK-PKK DARBE YAPIYOR VATANDAŞ UYUYOR


/// DUYURU /// Kahpe PKK tarafindan hunharca katledilen idealist vatansever Nese ogretmenimizi unutmadik


Kahpe PKK tarafindan hunharca katledilen idealist vatansever Nese ogretmenimizi unutmadik.

Nur icinde yat yigit kiz.

TERÖR : PKK, hayvancılık yapan köylülere haraç kesiyor


Terör örgütü PKK’nın doğu ve güneydoğu bölgelerinde hayvancılıkla geçimini sağlayan sürü sahiplerinden, 20 ile 50 bin lira arasında haraç kestiği belirlendi.

Verilen miktarı ödemeyenlerin ise tehdit edildiği ileri sürüldü. Edinilen bilgilere göre, bu durumdan mağdur olan çok sayıda vatandaş, Diyarbakır, Hakkâri ve Şırnak’ta emniyet ve savcılıklara suç duyurusunda bulundu.

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi ekipleri PKK’nın yeni hedeflerini ve para kaynaklarını rapor haline getirerek ilgili birimlere gönderdi. Rapora göre, terör örgütünün Metina, Kandil, Haftanin ve Hakurke başta olmak üzere farklı bölgelerde onlarca gümrüğü bulunuyor. Bu gümrükleri kullanan kaçakçıların hepsinden de ‘vergi’ adı altında binlerce liralık haraç alınıyor. Örgütün istediği parayı vermeyenler bölgeye giremiyor. Raporda, “Örgütten izinsiz kimse kaçakçılık yapamaz. Örgüt gümrük noktasından geçen hayvan başına belli miktarlarda vergi adı altında haraç almaktadır.

Ayrıca bölgedeki hayvancılıkla uğraşan besicilerden de mera parası adı altında haraç alıyor. Bu kapsamda örgüt, her besiciden her dönem başı 50 bin TL’ye kadar para alıyor.” ifadeleri kullanılıyor. Para vermek istemeyen besicilerin tehdit edildiği anlatılan raporda, ya hayvanlarının zorla ellerinden alındığı ya da hayvanları öldürülerek besicilerin meradan kovuldukları belirtiliyor. Örgütün köylerde hayvancılık yapan kişileri de tehdit ettiğinin altı çiziliyor. Buna göre PKK, elinde 10 büyükbaş ya da küçükbaş hayvanı olan köylünün hayvanlarından ikisine el koyuyor. Haracı ödemeyen köylüler, görüşmeye tabi tutuluyor. İlk görüşmeye gelmeyenlere ise ‘sorumlu siz olursunuz’ şeklinde tehdit içerikli mektuplar gönderiliyor.

Tüm bu yaşananlara rağmen bölge halkı çözüm sürecinin devam etmesi yönünde irade ortaya koyuyor. Ancak örgüt, özellikle son iki aydır HPH mühürlü mektuplarla bölge halkını sürekli baskı altında tutmaya çalışıyor. Gelen baskılara daha fazla dayanamayanlar ise soluğu savcılık ve emniyette alıyor. Kaynaklar, isimli ve isimsiz olarak onlarca köylünün suç duyurusunda bulunduğunun altını çiziyor.

AKP+PKK+İRTİCACILAR NEDEN ATA’YI SEVMEZ ??? /// ATATÜRKTEN ÖNCE VE SONRA


TERÖR : MI6’nın PKK ve sol terör örgütleriyle bağı var mı ??


m%C4%B16-pkk.jpg

MI6’nın PKK ve sol terör örgütleriyle bağı var mı?

24 Ocak’ta yazdığım ‘DHKP-C-Brüksel-Londra hattı’ başlıklı yazı üzerine İngiltere’nin Türkiye Büyükelçiliği’nden bir mektup aldım. Yazdığım yazının asılsız ve temelsiz olduğunu söyleyen mektubu önce okuyalım, sonra tartışırız.

‘Gazetenizin bugünkü (24 Ocak 2013 tarihli) baskısında, Cem Küçük tarafından kaleme alınan ve Birleşik Krallık’ı terör örgütü DHKP-C’ye gizli bir destek sunmakla suçlayan yazı, beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Sayın Küçük’ün, bu suçlamaları yayınlamadan önce bizimle temasa geçmemiş ve iddialarını destekleyecek en küçük bir delil dahi sunmamış olması üzüntümü daha da arttırdı.

Sayın Küçük bu makalesinde, tıpkı PKK gibi, DHKP-C’nin de Birleşik Krallık tarafından terör örgütü olarak yasaklanmış olduğu gerçeğini tamamıyla göz ardı ediyor. Kuzey İrlanda’daki Sıkıntı döneminde karşılaştığımız acı terör tecrübesi nedeniyle Birleşik Krallık, terör örgütlerinin denizaşırı ülkelerden desteğe erişiminin kesilmesi ihtiyacının bilincindedir. Birleşik Krallık’ın, terör örgütlerinin finans temini de dahil her tür faaliyetiyle mücadele konusunda son derece sert bir tutum izlemesinin en önemli nedenlerinden birisi de budur. Gerçekten de, son yıllarda, PKK’nın finansman temini faaliyetlerini %60 oranında azaltmış bulunmaktayız.

Bu fırsattan istifade ederek, makalede yer verilen asılsız ve rahatsızlık verici iddiaların aksine, ticaretten kültüre pek çok alanda en önemli dost ve ortaklarımızdan birisi olan Türkiye’nin her tür terör grubu ve terörist eylem ile mücadelesine, en içten ve sağlam desteği vermekte olduğumuzun ve vermeye de devam edeceğimizin altını çizmek isterim.

Peter Spoor

Birleşik Krallık Büyükelçiliği

Küresel İşler Daire Başkanı

Basın Müsteşarı’

Bir kere Küresel İşler Daire Başkanlığı herhalde MI6’nın başka türlü söylenme biçimi. Öyle ya, Bay Spoor MI6 diyemeyeceğine göre bu tabiri kullanıyorlar.

Bay Spoor mektubunda tıpkı PKK gibi DHKP-C’nin İngiliz devleti tarafından terör örgütü listesinde olduğunu söylüyor. Tamam, doğru. Sadece İngiltere’nin değil, bütün Avrupa, ABD ve hatta Rusya’nın terör örgütü listesinde. Bu neyi değiştirir ki? O zaman adama sormazlar mı, PKK bu silahları kimden alıyor diye. Bombalar, silahların bir kısmı Avrupa üzerinden Kandil’e gelmiyor mu? İstese İngiltere bunun önüne geçemez mi?

Bay Spoor ayrıca İngiltere’nin PKK finansman desteğini % 60 oranında azaltmış olduğunu söylüyor. PKK’nın İngiltere’de Türk ve Kürt vatandaşlardan elini kolunu sallayarak haraç topladığı, o paralarla terör faaliyetleri yapıldığını herkes biliyor. İngiltere güçlü bir ülke. Kendi ülkesinde PKK faaliyetlerini isterse birkaç günde bitirebilir. Niçin bitirmiyor?

Hadi bunu da geçtik. Kuzey Londra’da Stoke Levington Road’da meşhur bir halkevi var. Eskiden burası Kıbrıslı Türklerin düğün yaptığı yerdi. Daha sonra burası DHKP-C’nin Londra’daki merkezi oldu. Bu halk evine DHKP-C’yi yerleştiren kimdi? 1990’larda DHKP-C’yi oradan çıkarıp PKK’ya tahsis eden kimdi? PKK liderlerinden Mustafa Karasu Londra’ya gelince –ara ara geliyor –bu halk evinde kalmıyor mu?

Devam edelim… Oslo görüşmelerini ayarlayan, PKK’nın Kandil ve Avrupa’daki liderlerine bu görüşmede refakat eden, onları getirip götüren MI6’dan başkası değildi herhalde.

İngiltere Ortadoğu’nun haritasını çizmiş bir ülke. Bu topraklara kayıtsız kalması mümkün değil. Her taşın altında vardırlar ama izlerini sürmek imkansız. MI6’yla bağlantılı son iki yılda bazı cinayetler oldu. Mesela İran nükleer programında çalışan Irak kökenli İngiliz vatandaşı Saad al Hilli ve ailesini kim öldürdü? İran yönetimine karşı savaşan Halkın Mücahitleri ve Cundallah örgütlerinin ‘İran’ın çıkarlarına karşı’ ortak eylemler düzenlemek için Londra’da bir araya getiren ve akıl veren hangi istihbarat kuruluşuydu?

Türkiye’deki sol-Marksist terör örgütleriyle Londra’nın kuvvetli bağları vardır. Bunları yazınca elbette yok diyecekler. Ama olduğunu biliyoruz. Sayın Spoor’a bir tek sorum var. İngiliz devletinin ve MI6’nın Türkiye’yle ilgili son 100 yılık belgelerini kamuoyuna açıklayın. Eğer bu belgelerde sizin Türkiye’deki sol terör örgütleriyle hiç irtibatınız olmamışsa, söz veriyorum sizden özür dileyeceğim ve bir daha da bu konuda yazı yazmayacağım

Cem Küçük

ERGENEKON DAVASI : Tutuklu PKK’lının romanını yazdı !


Bu kitap Özkan’ın ilk romanı olma özelliğini taşıyor

Tutuklu gazeteci Tuncay Özkan cezaevinde bir dönem Abdullah Öcalan’ın korumalığını yapan eski PKK’lı Ergenekon tutuklusu Hüseyin Yanç’ın hayatını yazdı.

Tutuklu gazeteci-yazar Tuncay Özkan tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde 7’nci kitabını yazdı. Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan ve 2 Kasım’da okurlarla buluşacak olan “Ötekiler” adlı roman, gerçek bir yaşam öyküsünden kurgulandı. Bir dönem Abdullah Öcalan’ın korumalığını yapan eski PKK’lı, Ergenekon tutuklusu Hüseyin Yanç’ın hayatının anlatıldığı ‘Ötekiler’ isimli kitapta Hüseyin Yanç için,"Dersim’in SıgŞo Köyü’nde doğdu. Dağlarda devrimci, Şam’da PKK’lı, Elazığ’da itirafçı, Silivri’de Ergenekoncu oldu. Abdullah Öcalan’ın hevaliydi, yıllarca çatıştığı, düşmanı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “suç ortağı” oldu. Hep “ötekilerin” tarafına düştü. Dersim dağlarından, Silivri’nin bulutlarına yükselen gerçek bir yaşamın romanı" deniliyor.

Tuncay Özkan, Hüseyin Yanç’ın gözünden dağdaki yaşamı, kadın militanların dağlardaki yaşaamını, kadınlığın ve aşkın yasaklanışını, yasak aşkları ve sevismeleri, dağlarda doğan ve terk edilen bebekleri, basılıp yakılan köyleri, bölge insanının gerçeğiini anlatıyor. Savaş¸ hali içinde insanın nasıl vahşileşebileceğini; karşıdakinin, bizden olmayanlarla yani “öteki”lerle yüzleşmenin ve onun da sadece bir insan olduğunu fark etmenin tüm düşmanlık ve savaş¸ duygularını nasıl altüst edeceğiini yaşanmış¸ hikâyelerle aktarıyor.

Öte yandan bu kitap Tuncay Özkan’ın ilk romanı olma özelliğini taşıyor.

ARAŞTIRMA DOSYASI /// Prof. Dr. Erol Kurubaş : Çözüm Sürecinde Kriz


Prof. Dr. Erol Kurubaş

ekurubas

Son günlerde bir yandan Kandil’den gelen sert açıklamalar, öte yandan BDP’lilerden gelen kötümser söylemler çözüm sürecine dair karamsar bir tablo oluşturuyor. Tüm bunlara karşı hükümetin bunları çok da ciddiye almayan bir görüntü vermesi tabloyu biraz daha karartıyor. Öcalan ise kendi deyişiyle “ne umutlu, ne umutsuz”. Genel kanı, süreç bitmese de, çok ciddi bir tıkanıklık içinde olduğu yönünde.

Şimdi herkes bir yandan ortaya çıkan bu tablonun nedenlerini tartışırken, öte yandan sürecin gerçekten bitip bitmediğini sorguluyor. Daha 5-6 ay öncesine kadar birlik, beraberlik ve kardeşlik söylemleri üzerinden barış hayalleri kurulurken bu kadar kısa sürede hava nasıl oldu da bir anda değişti? Bu hava değişikliği kalıcı mı, geçici mi? Hava değişiminin sorumlusu kim?

***

Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Çözüm süreci baştan itibaren birtakım önemli zaaf noktaları içeriyordu. Her şeyden önce bu süreç, yanlış yerden başladığı için sıkıntılı olacağı zaten belliydi. Yanlış yerden, çünkü hükümet henüz Kürt sorununun çözümünde atabileceği tüm adımları atmadan, yapabileceklerinin hepsini yapmadan PKK ile doğrudan ya da dolaylı görüşmeye başlayınca bu kaçınılmaz olarak bir pazarlık ve al-ver süreci olarak algılanacak ve çözüm çerçevesinin de PKK tarafından belirlenmesine yol açacaktı. Bu sürecin en zayıf noktasıydı. Zira PKK bunu mutlaka bu şekilde değerlendirmek isteyecek ve bunun için Kürt sorunu eksenli talepler üzerinden kendi şartlarını dayatacaktı. Bu sayede Kürtler nezdindeki pozisyonunu güçlendirmenin ve meşruiyetini artırmanın yanı sıra Kürt sorununu kendisiyle müzakere edilecek bir yola çekebilecekti. Öyle de oldu ve oluyor.

Bu açıdan hükümetin aslında PKK ile görüşmenin koşullarını tam oluşturmadan bu süreci başlattığını söyleyebiliriz. Hükümetin Kürt sorununa ilişkin yapması gerekenleri tam yapmadan bunları PKK’ya karşı bir koz olarak elinde tutma anlayışını benimsemesi, ya Kürt sorununu tam olarak anlamadığı ya da çok riskli bir politika benimsendiği anlamına geliyor. Bunların her ikisi de sorunlu. Zira bunlar, Kürt sorununun PKK’yı besleyen en önemli unsur olduğunu ve PKK’nın tam da istediği şeyin, bu sorununun kendisiyle özdeşleşmesini ve çözülmesini istediği gerçeğini göz ardı ediyor.

Öte yandan, ister tercih deyin, ister talihsizlik, PKK eksenli çözüm anlayışının zamanlaması da yanlıştı. Zira –daha önce de birçok kez belirttiğimiz gibi- Türkiye açısından Suriye eksenli gelişmeler bu süreci başlatmaya zorlarken, aynı gelişmeler PKK için yeni fırsatlar ve yaşam alanları doğmasına yol açmıştı. Yani PKK açısından çözüm yeterince zorlayıcı bir nedene dayanmıyordu. Dahası, bu sorunun üstesinden gelinmesi bir biçimde İran, Irak ve Suriye’deki yönetimlerle de işbirliğine de bağlıydı. Ama Türkiye’nin bunların her üçüyle de çok ciddi sorunlar yaşaması, -düşman ya da rakip hale gelmesi- bunu imkansız kılmıştı. Tek bir istisna KBY idi ve Türkiye’de onun üzerinden bu dış destek sorununu çözebileceğine inanmıştı. Ama her durumda bu dış dinamiklere bağlılık, sürecin bir diğer önemli zaaf noktasıydı.

Zaten bu nedenle hükümetin Öcalan’ı ikna ederek süreci başlatmasını, PKK aslında tam olarak hiç içine sindiremedi. Elbette Kandil doğrudan Öcalan’a karşıt bir tutum alamazdı, ama en ufak bahaneyle Öcalan’ın taleplerini tevil ve göz ardı edebilirdi. Zaten şimdi tam da yaptığı bu. Ayrıca bu Kandil’dekilerin, Öcalan’ın vizyonunu tam paylaşmadığı anlamına da geliyor. Çünkü Öcalan için 21 Marttaki bildiriyle silahlı mücadeleye son verme stratejik bir karardı. Zira bu bildiri de Öcalan, silahlı mücadele devrinin kapandığını çok açık bir dille duyurmuştu, ama Kandil sanki bunu taktik bir kararmış gibi algıladı ve uyguladı. Önce sürecin Kandil’deki parçası olan Karayılan’ın yerine Bayık geçti, sonra aşama aşama sertleşen bir söylem geliştirildi. Sınır dışına çekiliyormuş gibi yapıldı, sonra bazı bahanelerle çekilme durduruldu. Şimdi de sürecin sonuna gelindiği söyleniyor. Bu haliyle Kandil, Öcalan’dan çok, sanki başka yerlerden kulağına fısıldananlarla hareket ediyor gibi. Dolayısıyla gelinen aşama bir bakıma Öcalan=PKK formülünün de sınanması anlamına geliyor. Bu çok önemli, çünkü eğer formül yanlışsa süreç çöker. O halde sürecin bir diğer zaaf noktasının da, bu formülün mutlak olarak kabul edilmesi olduğu söylenebilir.

Sürecin bir diğer zaaf noktası ise, tarafların sürece bakışlarındaki ciddi farklılıktır. Hükümet için süreç genel bir demokratikleşme bağlamında geri çekilme ve silahsızlanma sonunda PKK’nın tamamen etkisizleştirilmesiyken, PKK açısından süreç adeta stratejik ricat olarak algılanmış ve PKK’nın silahlı ya da silahsız ama her durumda daha etkin bir aktöre dönüştürülmesini amaçlamıştır.

***

Tüm bu zaaflar bağlamında benim görebildiği kadarıyla gelinen noktada tıkanıklık iki nedenden kaynaklanıyor. Birincisi, iç dinamiklerle ilgili. Bu açıdan, yerel seçim sürecinin başlaması AK Parti ile BDP’yi çok net biçimde bir seçim savaşına sürüklemiş görünüyor. Çünkü Kürt yoğun illerdeki belediyeleri almak her ikisinin de hedefleri arasında ve bölge halkının çözüm sürecine verdiği destek nedeniyle taraflar bir birini çok keskin bir dille çözüm sürecinin gereğini yapmamakla suçluyor. Bu sayede halk nezdinde ötekini itibarsızlaştırarak oy kazanmayı umuyor. Bu bize BDP ve AK Parti cephesinin tutumunu ve tıkanıklığın içsel nedenini büyük oranda açıklıyor.

Süreçte yaşanan tıkanıklık ikinci olarak ve belki de daha belirleyici düzeyde dış dinamikle ilgili ki, bu da Kandil’in sert tutumunu bize açıklıyor. Şöyle ki: Bayık’ın da açıklamalarında çok net görüleceği üzere, Suriye’deki Kürt bölgelerinde birkaç aydır işler PKK’nın aleyhine gelişiyor. Burada bir yandan Türkiye’nin, öte yandan Barzani’nin PYD’nin etkisini kırmaya yönelik çabaları Kandil’i çok rahatsız ediyor. Bu bölgedeki nüfuz mücadelesinde İran’ın da PKK’nın yanında pozisyon alması reelpolitiğin bir gereği ve öyle de oluyor. Böylece Rojava’da bir yanda Türkiye-KDP-KDP destekli Suriyeli Kürtler ve El Nusra ekseninin, öte tarafta İran-PKK-PYD ve tabii Esed ekseninin yer aldığı bir güç mücadelesi söz konusu. Bu güç mücadelesinde dengelerin kendi aleyhine değişmesi nedeniyle PKK, çözüm sürecini Türkiye ve KBY’yi dizginlemek için kullanıyor. Bayık’ın iç savaş tehdidini bu eksende değerlendirmek gerek.

***

Tüm bunlardan ben şunları anlıyorum: Her şeyden önce dış dinamikler süreci zehirliyor. Kandil Türkiye’nin iç dinamikleri yerine dış dinamikleri dikkate alarak pozisyon belirledikçe ve dış aktörlerin fısıltılarına kulak verdikçe sürecin ilerlemesi zor.

Öte yandan, sürecin kırılganlığı ortada. Taraflar arasında güven bunalımı olduğu açık. Bu anlaşılabilir olmakla birlikte kolay aşılacak bir husus da değil. Yılların birikimi var, yaralı bir toplum var. Buna rağmen hükümet Kürt sorununun çözümü konusunda güven veren bir üslup ve tutum geliştirmedikçe, PKK da silahları bırakma konusunda ikircikli tavrından vazgeçmediği sürece sürecin ilerlemesi zor.

Bir diğer husus, bana öyle geliyor ki, Kandil’in önceliği devletin Kürt sorununu çözmesi değil, kendi örgütsel çıkarlarını tahkim etmek ve meşrulaşarak taban üzerindeki etkisini artırmak. Bayık’ın “anlamlı ve derinlikli müzakere”den kastettiği şey de, PKK’nın geleceğinin ve pozisyonunun ne olacağı. Statü talepleri de aslında PKK’ya statü verilmesi gibi görünüyor. Yani PKK bir biçimde kendi idaresinde bir Kürt bölgesi arayışında. Kamuoyunda çözüm beklentisinin odağındaysa PKK’nın geleceği değil, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü var. Kandil’dekiler bunu görmediği sürece sürecin ilerlemesi zor.

Son olarak, gelişmeler Öcalan’ın PKK’yı kontrol etme ve yönlendirmesinin beklenen düzeyde olmadığını gösteriyor. Sahadakiler, liderlerini kırmamaya çalışıyor, ama büyük oranda bildiklerini okuyorlar. BDP etkili bir inisiyatif geliştirmeden uzak bir biçimde Kandil ile İmralı arasındaki elçilik belki de arabuluculuk görevi üstlenmiş durumda. Halbuki, bu süreçte BDP’nin tarihsel bir misyon yüklenmesi ve PKK’yı meşru zeminde siyasi mücadeleye eklemleyerek silahların tam susmasını sağlamaya dönük bir inisiyatif geliştirmesi beklenirdi. Dolayısıyla Öcalan’ın Kandil’i tam olarak kendine ram etmemesi ve BDP’nin de mevcut süreçte asli bir aktöre dönüşememesi halinde sürecin ilerlemesi zor.

***

Sonuç olarak, toplum adına hareket edenler bazen bazı şeyleri başlayıp yarıda bırakabilirler. Ama herhalde on binlerce insanın hayatına mal olan böyle bir konuda bir süreç başlatıp da, bundan kolayca vazgeçemezler. Madem ki -iyi veya kötü- bir tercihte bulunularak bir süreç başlatılmıştır, bunun gereği artık yapılmak zorundadır. Zira hiç kimsenin, temsil ettiği kitlenin umutlarıyla oynamaya hakkı yoktur. Süreci başlatanların ve ona katılanların, beklentiyi ve umutları bu kadar yükseltmişken, bunu kolayca bitmesine yol açacak bir tutum benimsemeleri kabul edilemez. Çözüm adına beklentiler bu kadar yükseltilmişse, zor da olsa çözüm vizyonu korunarak hareket edilmekten başka çare yoktur.

Bununla birlikte şunu da vurgulamadan edemeyeceğim: Tarafların soruna ve çözüme bakışları yeterince birbirine yaklaşmadıkça, süreç bölgedeki gelişmelerin etkisinden kurtarılmadıkça, Kandil de dış aktörlerin ve dış dinamiklerin etkisinden kurtulmadıkça çözüm sürecinde istenen düzeyde bir ilerleme beklemek de gerçekçi olmayacaktır.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: