SİYASİ DOSYA : Tek parti dönemini tarihçilere bırakalım


CHP Grup Başkan Vekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce.

CHP grubu adına yaptığı konuşmada “Başörtülüler de bizim bacımız” sözleri ile alkış alan CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, İstiklal Mahkemeleri başta olmak üzere Tek Parti Dönemi’nin de tarihçilere havale edilmesini istiyor.

Herkeste bir heyecan. Acaba CHP değişiyor mu? Meclis’te başörtüsü yasağının arkasında durmayarak sorunun çözümüne katkıda bulunan ana muhalefet partisi, statükodan yana tavrını terk mi ediyor? Temel insan hakları ve özgürlüklerin savunucusu bir parti hüviyetine mi bürünüyor? Aklımda bu sorular, Meclis’in yolunu tuttum. Tarihî oturumda CHP grubu adına konuşan ve “Başörtülüler de bizim bacımız” sözleri ile alkış alan CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce ile buluştum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmadan evvel kullandığı odada görüştük. Yolsuzluk dosyaları taşınmış. Duvarda asılı Uğur Mumcu fotoğrafı dikkat çekiyor. İnce, yurtdışından yeni dönmüş, biraz rahatsızdı. Yine de sorularımı cevaplarken Meclis’teki performansını aratmadı.

AK Parti’ye sert eleştirilerini sürdürdü. Aleviler dışında inanç gruplarının hiçbirinin mağdur olmadığını söyledi. İnce, Yalova milletvekili, fizik öğretmenliğinden geliyor. Dershane işletmiş. 28 Şubat sürecinde başörtülü bir öğrencisi hakkında bilgi isteyen bir Batı Çalışma Grubu (BÇG) subayını terslediğini söylüyor. Cumaları kaçırmıyor, kendi ifadesi ile ‘54 hafta camiye gidiyor’. Hac görevini de ifa etmiş. Ailesinde başörtülüler var. Ona göre, din vicdan işi, ibadetler Allah’la kul arasında kalmalı. Muharrem İnce’nin laiklik ve rejimin geleceği ile ilgili kaygısı yok, topluma çok güveniyor. Başörtüsü yasağının üniversitelerden sonra Meclis’te de sona ermesinde rol oynayan CHP’nin inanç özgürlüğüne yaklaşımı İnce’nin cevapları arasında bulunuyor. Değiştiler mi yoksa mecbur mu kaldılar? Yorum sizin…

-CHP daha önce kamuda, üniversitelerde ve Meclis’te başörtüsüne karşıydı. Ancak şimdi bir tavır değişikliği oldu. Bunun sebebi nedir?

Başörtüsü konusunda bir istismar vardı. Bir mağduriyet edebiyatı… Başbakan “Bu Allah’ın emridir” diyor. Allah’ın emri bir tane mi? Tartışmalara bakın? Başörtüsü, içki; tartışmalar bunlar üzerinden gidiyor.

-Bu siyasi bir hamle mi o zaman?

Biz kadınların ya da erkeklerin kıyafetleri üzerinden tartışmayı modası geçmiş bir tartışma olarak görüyoruz. İstediklerini giysinler, hiçbir itirazımız yok. İkide bir çıkıyor “Benim başörtülü bacım” diyor. Başörtüsüzler senin bacın değil mi? Bu doğru bir yöntem değil. Bu toplumu böler. Başörtülü de başörtüsüz de benim bacım.

-Bu sözleriniz çok alkış aldı.

Alkış almasını da anlayamıyorum. Çakma bacımdan söz etmiyorum. Gerçek bacımdan söz ediyorum, öz ana baba kardeşimden. Siyasi söylemde bulunmuyorum. Bunu söyleyen bazı AKP’lilerin bacılarının başı açık.

-Şafak Pavey, “Sekülerizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var” dedi. Sizce laiklik ve rejim endişesi var mı?

Benim hiçbir kaygım yok. AKP’nin şeriat getireceğine inanmıyorum. Parayı bu kadar seven insanın şeriatı getirmesi mümkün değil. Kol kalmaz bunlarda. Maddi çıkarları uhrevi çıkarlarının o kadar önünde ki bunların. Devrimciler böyle değil. Biz de biraz bozulduk. Biz de biraz nasibimizi aldık. Ama bu kadar değil.

-CHP’de laiklik endişesi taşıyanlar yok mu? Tavır değişikliğiniz ne tür tepkilere sebep oldu?

Küçük bir kesim var. Tabanın yüzde 95’i, ezici bir çoğunluğu bunu doğru buldu. Marjinal bir kesim tutumumuzu beğenmedi. Ezici çoğunluk, ‘Yeter artık; işsizliği, yolsuzluğu, töre cinayetlerini, Türkiye’nin dış politikasını konuşun’ dedi. Böyle bir olumlu karşılık aldı. Ben de korkuyordum çok tepki gelir diye, gelmedi, şaşırdım.

-Meclis’te tavır için toplandığınızda yasak devam etmeli diyenler oldu mu?

Bir iki kişi dışında, 23 milletvekilinden 21’i; ‘Yeter, bu mağduriyet edebiyatından kurtulalım’ dediler.

-Kasım Gülek, Hikmet Çetin, Bülent Ecevit gibi bazı CHP’liler dindarlarla, kanaat önderleriyle yakın ilişki içindeydiler. Kılıçdaroğlu da sıcak mesajlar veriyor. Bunu nasıl okumak lazım?

Gerçek dindarların CHP’ye tam yakışacağına inanıyorum. Dinden geçinenler değil.

-Başörtülü milletvekilleri ile görüştünüz mü?

Hayır, arkadaşlar şöhret oldu. Başının dışı değil içi önemli benim için. Bir kere o kürsüye çıkmamışlar. İşsiz kadınları, töre cinayetlerini bir kere anlatmamışlar. Ben onların performansı ile ilgileniyorum.

-Türkiye’de tekke, zaviye ve cemevleri kapatıldı, din dersleri yasaklandı, ezan Türkçe okundu. Bu konularda bir tartışma yaşanıyor mu CHP’de? Bu uygulamalarla yüzleşme var mı?

Bakın tartışalım, hiç korkmayalım bunlardan. Aşırı bir laiklik hassasiyeti olmuş mudur? Olabilir. Ama şöyle düşünün; bir fetvalar dönemi yaşanmış. “Kuva-i Milliye’ye katılanlar gâvurdur, şehit olmaz” gibi fetvalardan tedirgin olmuştur Cumhuriyet. Aşırı duyarlı olmalarını anlamamız lazım. Neden öyle bakmıyoruz?

-“Tek parti döneminde hatalar oldu” diyor musunuz?

Olmuştur. Kimin yok ki! Ne demokrasi standartları ne hukuk standartları bu kadar yüksekti. Bana “İstiklal Mahkemeleri adil mi?” diye soruyorlar. Yahu, İstiklal Mahkemeleri adil olabilir mi? Ülke işgal edilmiş, kurtuluş savaşı yapacaksın, bir isyan, bir başkaldırı var. Burada adalet olur mu? “Ermeni meselesi tarihçilerin işi” diyoruz da tek parti dönemini neden tarihçilere bırakmıyoruz? Tartışalım bunu.

-CHP’yi devrim kanunlarına ve Cumhuriyet’e sahip çıkmadığı için eleştirenlerin partide ağırlıkları ne kadar?

Bakın laiklikten vazgeçtiğimiz anda ne demokrasi kalır ne cumhuriyet. Bu laikliği bir kere doğru anlamamız lazım.

-Demokrasi ve laiklikten Türkiye vazgeçer mi? Tehlike görüyor musunuz?

Böyle bir gedik açmak isteyenler var. Bana göre bunun kökleri, mayası çok sağlam. Ben Cumhuriyet’in yetiştirdiği kadrolara güveniyorum. Anadolu insanının güzelliğine güveniyorum. Anadolu insanının İslam konusunda bir sorunu yok. Başörtüsü sorununu da çözmüştür.

-Meclis konuşmanızda, “Kız kardeşim başörtülü” dediniz. Kardeşiniz neden başını örttü?

Ben geleneksel bir köylü ailesinin çocuğuyum. Baba tarafından üniversiteyi bitiren ilk kişi benim. Dört kardeşiz, ilkokulu bitiren kız çocukları başını kapatıyordu. Babam bizi tarlada çalıştırdı, hayvan otlattık, kız kardeşimi de korurdu. Onu tarlada çalıştırtmazdı. Okula da göndermedi.

-Aile başörtüsüne nasıl bakıyor?

Hiçbir sorunumuz yok. Başı açık olan var, kapalı olan var. Örneğin bir halamın dört kızı var, dördünün de başı kapalıdır. İki teyzem vardı, biri rahmetli oldu, biri açıktı biri kapalıdır.

-Meclis’teki konuşmanızdan sonra ne tür tepkiler aldınız?

Hiçbir tepki almadım. Sadece kardeşimin peşine gazeteciler düştü, onu engelledim. Kardeşimi rahat bırakın dedim.

-Aile fotoğrafı yayımladınız?

Daha önce yayımlamıştım. Orada ailenin yanında daha serbest bağlamış, normalde dışarı çıkarken daha katı kapalı bağlıyor. Anlayamadığım şu; biz sanki farklıyız. O kadar dinî görev var ki yaptığım, bunları hiç paylaşmam. Annem ve ben bilirim, yaptığımız bazı şeyler var. Neden anlatayım bunları? Allah’la aramda. Benim de var ihramlı fotoğrafım, asla paylaşmam. Siyaseti bitirirsem paylaşırım. Bunları kullanmak olur.

-Siz dine bakış açınızı doğru bir şekilde anlatmamış olabilir misiniz? İnönü’ye de, “Halkın dinî hassasiyetlerini dikkate alın, biraz Allah’tan, Peygamber’den bahsedin” diyorlar? Belki de biraz dine bakışınızı halka anlatmanız gerekiyor?

İnönü’nün evinde Kur’an okutulduğunu biliyorum. Bunları kullanmıyor bu insanlar. Bunlar gazetecilerle aramızda olacak işler değil, Allah’la aramızda olacak işler. Bazılarını anlatsam şaşırırsınız, yok canım dersiniz. Kendini Müslüman olarak tanımlayanlara bakalım biraz da, hırsızlık, yolsuzluk bunlarda. Ben 49 yaşındayım, bilerek kul hakkı yemediğimde iddialıyım.

-Toplumda ‘endişeli modernler’ veya ‘laikler’ gibi ‘endişeli dinini yaşamaya çalışan Müslümanlar’ var. Başörtüsü yasağının kalkmasında oynadığınız rolden sonra bu endişeleri gidermek için başka adımlarınız olacak mı?

CHP iktidar olsa; yüzde 3, yüzde 5 neyse inançlı bir kesim korksa bundan, bunlar ‘Eyvah bizim dinimize imanımıza karışacaklar’ diye, önce CHP olarak şöyle düşünürüm; ‘Bunların korkularını yenmem lazım. Ama hükümet öyle yapmıyor. Endişeli modernler var, bunları tam tersine kamplaştırıyor Başbakan. Türkiye’nin yüzde 30’u sol, yüzde 70’i sağ. Başbakan bundan nemalanıyor. Yüzde 30’u kamplaştırmaktan kâr ediyor.

-Böyle bir endişe olduğunu kabul ediyor musunuz?

Varsa böyle bir şey, gereksiz. Ama modernlerin endişesinin haklı olduğunu düşünüyorum.

-Dindarlar 28 Şubat başta olmak üzere olağanüstü dönemlerde çok mağdur edilmediler mi?

28 Şubat’ta haksızlıklar oldu mu? Oldu. Hiç itirazım yok. Ama bugün yapılanların yanında devede kulak kalır onlar. Bugünkü baskı, zulüm 28 Şubat’la kıyaslanamaz. Ne oldu 28 Şubat’ta? Ben dershane müdürüydüm. Bir subay geldi, öğrenci listesini istedi. ‘Senin dershanende başı kapalı bir kız varmış’ dedi. ‘Var, ama o mezun bir çocuk. Onun başına saçına karışamam, başı kapalı da girebilir. Sonra neden subaylar bu işe bakıyor ki, millî eğitimin müfettişleri var, onlar karışmalı’ dedim. O yıllarda dershaneler arasında ayrım yaptılar.

-Nasıl?

Atatürkçü, laiklik yanlısı bir dershane olarak biliniyorduk. Bizim dershaneden kazanan çocuklar harp okullarına gidiyordu ama rakiplerimden kazananları almıyorlardı. Bunu o gün gelen subaya söyledim; ‘Dershaneleri fişleyemezsiniz’ dedim. Yapılan iş bu kadar şeylerden ibaretti. Bugün yapılanlara bakalım. Mağduriyetler bitti. 28 Şubat mağdurlarının hepsi holding patronu oldu. Ya genel müdür oldu ya müsteşar. Silivri mağduriyeti ne olacak?

-Silivri’deki mağduriyetleri siz fevkalade bir şekilde gündeme getiriyorsunuz. Ancak, toplumun diğer kesimlerinin mağduriyetlerini aynı şekilde gündeme getirmiyorsunuz? Bir dershane müdürü olarak yaşadıklarınızı anlattınız; ancak CHP’de siyaset yapmaya başladıktan sonra neden bu konulara yeterince sahip çıkmadınız?

12 Eylül’de 650 bin kişi gözaltına alınıp işkenceden geçirildi. Solculara yapıldı. Silivri’de sahte CD’lerle bir ordu dağıtıldı. 28 Şubat’ta kim içeri girdi? Bunların hepsi oyundur. Kendini dindar olarak tanımlayanlara söylüyorum. Ben de dindarım, dindarlık kimsenin tekelinde değil. Bir kere kendilerini dindar olarak tanımlamaktan vazgeçsinler. İki, ‘mağdurum’ ne mağduru? Karısının başı açık bir tane genel müdür var mı? Ballı maaşların olduğu yerlerde kaç tane CHP’linin çocuğu var? Bu ne mağduriyeti?

-Siz anlattınız işte. Dershaneler fişlendi. Namaz kılanlar işten atıldı, terfi edemediler?

Mağduriyetleri giderildi.

-Alevilerin talepleri var. Onlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Alevilerle ilgili mağduriyet var. Onlara haksızlık yapılıyor. Ben senede 54 kere camiye uğrayan bir vatandaşım. Benim ve Alevi’nin verdiği vergiden imamın maaşı ödeniyor, Alevi’ye bir şey verilmiyor. Ben kul hakkı yenildiğini düşünüyorum.

-Aleviler dışında sorun yok diyorsunuz?

Aleviler dışında yok. Ayrıca Türk, Kürt, Alevi, Sünni kimin ne mağduriyeti varsa gidermeliyiz. Özgürlükler, evrensel hukuk anlamında bir sorun varsa diyorum. İlla aynı dünya görüşünden olmamız gerekmez.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: