Aylık arşivler: Temmuz 2013

MIND CONTROL : Les techniques de contrôle mental de la CIA (ABC News – 1979)


VİDEO LİNK :

ZİHİN KONTROLÜ : Yiğit Bulut’un beynini kontrol etmek için bütçeye gerek yok


ABD’nin insan zihnini kontrol etmeye yönelik çalışmalarının yaklaşık 70 yıllık bir tarihi vardır. Kongre soruşturmaları ve yayımlanan arşivler bu araştırmalara ilk kez İkinci Dünya Savaşı sonrasında girişildiğini kanıtlamaktadır. Konuyla ilgili bilinen ilk deneme Amerikan Donanması tarafından yürütülen Chatter Projesi’dir. CIA de aynı dönemde daha sonra Artichoke Projesi adı altında yürütülecek olan Bluebird Projesi’ni başlatmıştır. Bahsi geçen projelerde hipnoz yoluyla insan hafızasının bir bölümünün silinip silinemeyeceği araştırılmıştır. Bu çalışmaların amacı kritik görevleri olan ve düşmanın eline düşmesi muhtemel personelin hafızalarının bir bölümünün silinmesi; böylelikle çözülseler bile sorguda konuşmalarının engellenmesidir.

Zihin kontrolü üzerine yapılan araştırmaların 1950’li yıllarda ciddi bir artış gösterdiği biliniyor. Örneğin 1953 yılında CIA Başkanı Allen Dulles’in emriyle ünlü MK-Ultra Projesi yürürlüğe girmiştir. Projeye o kadar önem verilmiştir ki CIA kaynaklarının yüzde altısı doğrudan bu işe ayrılmıştır. Peki, bu ani ilginin nedeni nedir? Bu kritik soruyu yanıtlayabilmek için öncelikle “beyin yıkama” kavramının ABD’de nasıl ortaya çıktığına kısaca bir göz atmak gerekiyor.

CIA’NIN ÇEVİRİ HATASI

“Beyin yıkama” kavramı ilk kez Edward Hunter isimli muhabirin 7 Ekim 1950 tarihli Miami Daily News dergisine yazdığı bir makalede kullanılmıştır. Hunter makalesinde Kore Savaşı esnasında esir düşen Amerikalı askerlere ve bu askerler arasında ABD’nin emperyalist uygulamalarına yönelik eleştirilerin yaygınlık kazanmasına değinmektedir. Hakikaten bu dönemde Çinli ve Koreli komünistler ABD’li esirlere yönelik güçlü bir propaganda faaliyeti yürütmüş; bu askerlere zorbaca davranmak yerine onları kazanmaya çalışmıştır. Aslında esirlere kötü muamele etme yerine onları kazanmaya çalışma anlayışı Çin kültüründe binlerce yıldır mevcuttur. Hatta Çin Devrimi’nin önderi Mao Zedung’un bu konuyla ilgili yazıları bile mevcuttur. Bu insani tutumdan etkilenen ABD’li esirler bir süre sonra komünistlere karşı önyargılarını bir kenara bırakarak Kore’de neden savaştıklarını sorgulamaya başlamışlardır.

Amerikan ordusunun ve istihbaratının bu etkiden rahatsız olduğunu tahmin etmek zor değildir. Eski bir istihbaratçı olan ve bir dönem CIA’nın öncülü sayılan OSS’de (Office of Strategic Services – Stratejik Hizmetler Servisi) çalışan Hunter’ın söz konusu makalesini de bu rahatsızlığın bir sonucu olarak ele almak gerekmektedir. Hunter makalesinde Çincedeki hsi nao kelimesini “beyin yıkama” olarak çevirmektedir. Aslında bu terimin beynin yıkanmasıyla alakası yoktur; Taocu gelenekte belirli ritüellere başlamadan ya da belirli kutsal mekânlara girilmeden önce meditasyon yapmak, yani zihni temizlemek için kullanılan xi xin kavramından türetilmiştir. Hunter Çinlilerin zihnin yanlış düşüncelerden arındırılması anlamında kullandığı bir terimi bambaşka bir manada kullanmakta; böylelikle esir askerlerin sorgulayıcı tutumunu “uyuşturucu ya da hipnoz yoluyla beyinleri ele geçirildi” diye açıklamaya çalışmaktadır.

Görüldüğü üzere beyin yıkama kavramı Kore Savaşı esnasında komünizmin ideolojik üstünlük sağladığını gören emperyalistler tarafından “icat edilmiştir”. Buna göre komünistler beynin sırlarını çözmüş ve insan zihnini kontrol etmeyi öğrenmiştir. İnsanları ikna etmelerinin ve kazanmalarının nedeni budur. Bu inanış ABD’de büyük bir korkuya neden olmuştur. Richard Condon’un ünlü romanı Manchurian Candidate (Mançuryalı Aday) bu ideolojik iklim içerisinde kaleme alınmış ve hemen filme çekilmiştir. Bu korku aynı zamanda CIA’nın zihin kontrolü üzerine çalışmalara başlamasına da neden olmuştur. Nitekim CIA eski başkanlarından Richard Helms bir söyleşisinde 1950’li yıllarda Çinlilerin ve Rusların arkasında kalmak istemedikleri için zihin kontrolüyle ilgili deneylere başladıklarını ve bu deneylerin yıllarca sürdüğünü belirtmektedir. [1]

NAZİLERE TAŞ ÇIKARTAN DENEYLER

CIA’nın zihin kontrolü üzerine yaptığı çalışmalardan bahsederken Sidney Gottlieb’in adını özellikle anmak gerekiyor. 1951 yılında CIA’ya katılan Gottlieb doğrudan CIA Başkanı Dulles’in emriyle MK-Ultra Projesi’nin başına geçirilmiştir. Gottlieb yaklaşık 20 yıl süren görevi esnasında fahişeler, akıl hastaları ve tutuklular arasından seçilen deneklerle canavarca deneyler yapmıştır. Denekler hipnotize edilmiş; rızaları ve bilgileri dışında üzerlerinde LSD, eroin, marihuana ve çeşitli kimyasallar denenmiştir. Bu kimyasal maddeler arasında ketamin ve meskalin gibi güçlü halüsinojenler, hipnotik özelliklere sahip skopolamin, kaygı giderici Sekobarbital ve şizofreni tedavisinde kullanılan klorpromazin olduğu biliniyor. Deneklerden bazıları elektro şok ve lobotomi gibi insanlık dışı uygulamalara maruz kalmış; bazılarının psikolojik dengeleri ise bir daha düzelmemek üzere bozulmuştur. Bir deneğe 77 gün boyunca LSD verildiği ve sonuçlarının gözlemlendiği sonradan ortaya çıkmıştır. Gottlieb’in Fidel Castro, Patrice Lumumba gibi liderlere yönelik suikast girişimlerinde rol aldığı da bilinmektedir.

YOK EDİLEN KAYITLAR

1970’li yıllarda ABD emperyalizmi bir gerileme içine girmiştir. Bu dönemde ABD içinde de farklı sesler çıkmış; CIA Watergate gibi ayyuka çıkan skandalları ve yasadışı faaliyetleri yüzünden sert bir biçimde eleştirilmeye başlanmıştır. 1975 yılında bu türden faaliyetleri incelemek üzere Senatör Frank Church başkanlığındaki bir araştırma komisyonu kurulmuştur. Church Komisyonu, çalışmaları esnasında MK-Ultra deneylerini de mercek altına almıştır. Ama Richard Helms ve Sidney Gottlieb, gelmekte olan dalgayı sezip komisyonun kurulmasından kısa bir süre önce yapılan bütün deneylerin kayıtlarını yok ettikleri için bu incelemede buraya kadar aktardıklarımızın ötesinde bir sonuç alınamamıştır. Yine de Church Komisyonu’nun incelemeleri ve yayınladığı raporlar MK-Ultra deneylerinin en azından resmi planda son bulmasına neden olmuştur. Zihin kontrol deneyleri 1976 yılında ABD Başkanı Gerald Ford tarafından resmen yasaklanmıştır.

İSTİSNALAR KAİDEYİ BOZMAZ

Komplo teorisyenlerine göre ABD ülkeleri olduğu kadar zihinleri de tehdit ve işgal etmekte; bu iş için de başta parapsikoloji olmak üzere bir sürü yönteme başvurmaktadır. CIA bu türden operasyonlar için medyum bile istihdam etmektedir. Bu türden komplo teorileri aslında bir yandan parapsikoloji gibi şarlatanlıkların işe yaradığı iddialarını yaymakta; diğer yandan da zihinlerimizi bile kontrol ettiğini söyleyerek alttan alta ABD’nin ne kadar güçlü olduğu propagandasını yapmaktadır. Oysa zihin kontrolü üzerine yapılan çalışmalar ABD’nin gücünün değil ideolojik güçsüzlüğünün göstergesidir. ABD yaklaşık 40 yıl önce resmi olarak son verdiği bu türden çalışmalara muhtemelen devam etmektedir. Ama ABD’nin ve dünyadaki Amerikan karşıtlığının bugünkü durumlarına bakıldığında şimdiye kadar elle tutulur bir başarı kazanılmadığı anlaşılmaktadır. Telekinezi üstadı Yiğit Bulut ve benzerlerini istisna olarak kabul etmek mümkündür. Kaldı ki bu türden zihinleri/beyinleri kontrol etmek için yüksek bütçeli projelere gerek olmadığı ortadadır. Kısacası, ülkemizdeki bir takım isimleri göz ardı edersek, ABD‘nin insanların ve toplumların zihnini kontrol edemediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Komplo teorisyenlerinin zihin kontrolünde kullanıldığını öne sürdükleri parapsikolojik yöntemleri de ciddiye almak mümkün değildir. Gottlieb gibi bazı simaların parapsikolojiyle ilgilendiği, CIA’nın dönem dönem şarlatanlara başvurduğu bilinmektedir. Ama bu durum söz konusu hurafelerin işe yaradığını değil emperyalizmin büyük bir ideolojik sefalet içinde olduğunu göstermektedir. Kaldı ki zihin kontrolü hakkında yapılan deneylere bakıldığında kimyasal maddeler ve uyuşturucular üzerine yoğunlaşan CIA’nın komplo teorisyenleri kadar metafiziğe prim vermediği, pratik konularda son derece “materyalist” olduğu anlaşılmaktadır.

Haluk Hepkon

Odatv.com

[1] http://www.nytimes.com/2008/07/06/weekinreview/06weiner.html?pagewanted=all&_r=1&

MIND CONTROL /// MAMMOUTH – MK ultra project


VİDEO LİNK :

BABAYA BEBEK EMANET EDERSEN :))))))))))))))))) /// @siring @mumtazidil @odatv


MIND CONTROL : THE TIPPING POINT


The Tipping Point.pdf

MIND CONTROL : Stop ! Satellite Mind Control


VİDEO LİNK :

MIND CONTROL : Secret DARPA Mind Control Project Revealed : Leaked Document


What if the government could change people’s moral beliefs or stop political dissent through remote control of people’s brains?

Sounds like science fiction, right? Well, a leaked document reveals that the US government, through DARPA research, is very close to accomplishing this.

Activist Post was recently contacted by an anonymous whistleblower who worked on a secret ongoing mind-control project for DARPA. The aim of the program is to remotely disrupt political dissent and extremism by employing “Transcranial Magnetic Stimulation” (TMS) in tandem with sophisticated propaganda based on this technology. TMS stimulates the temporal lobe of the brain with electromagnetic fields.

The program, conducted by The Center for Strategic Communication, is based at Arizona State University. The DARPA funding for this project can be confirmed on the ASU website here. The head of the project, Steve Corman, has worked extensively in the area of strategic communication as it applies to terrorism and “extremism” – or what could be called “the war of ideas.”

Corman’s latest project Narrating The Exit From Afghanistan and his many presentations make it quite obvious that the mission is to shape the narrative and literally change people’s minds. Lest one believe it will be contained to overseas extremists, we should keep in mind that the word extremist is increasingly used domestically. The dissenters of yesterday could easily become the terrorist sympathizers and supporters of political violence tomorrow.

This DARPA research brings about many ethical questions and dilemmas. Mainly, this research aims to literally induce or disrupt the operation of narratives within the brain. In other words, this research aims to stop individuals from thinking certain thoughts and make others believe things they normally would not believe. This research has tremendous interrogation possibilities and could potentially be used to more successfully spread propaganda or stop political upheaval to an unsuspecting public.

This research is being conducted by The Center for Strategic Communication at ASU and is entitled “Toward Narrative Disruptors and Inductors: Mapping the Narrative Comprehension Network and its Persuasive Effects” A detailed overview of the project can be found in the document below. Highlights include:

  • In phase 3 of the research, the research group will “selectively alter aspects of narrative structure and brain functions via Transcranial Magnetic Simulation (TMS) to induce or disrupt selected features of narrative processing.” (Page 16, emphasis added)

DARPA Vector Logo.eps

Deactivate ur Brain’s Selected Parts, Use Transcranial Magnetic Stimulation !!

VİDEO LİNK :

VİDEO LİNK :

TMS is a very powerful tool used to impair the brain functioning of individuals. See the videos below for a brief demonstration of the effects of TMS.

  • Once the research group determines which parts of the brain are associated with cognitive reasoning and narrative comprehension, they will be attempt to impair those sections in order to “create a fundamental basis for understanding how to disrupt or enhance aspects of narrative structure and/or brain functioning to minimize or maximize persuasive effects on subject proclivity to engage in political violence.” (Page 23)
  • Once it is determined that disruption of certain portions of the brain can enhance persuasive messaging, individuals can be persuaded to do things they normally would not do and believe things they normally would not believe. This could include something as simple as telling a closely guarded secret, to believing in government propaganda, or even committing a violent act. The group writes on page 26, “once we have produced a narrative comprehension model [i.e., how individuals comprehend stories and persuasive messages], end users [aka the government] will understand how to activate known neural networks (e.g., working memory or attention) and positive behavioral outcome (e.g., nonviolent actions) nodes with strategic communication messages as a means to reduce incidences of political violence in contested populations.” The group will investigate “possibilities for literally disrupting the activity of the NCN [narrative comprehension network] through Transcranial Magnetic Stimulation.” (page 30) [text added]
  • The group is so confident that they will be able to induce or disrupt the operations of narratives in the brain, that they say on page 26 that the research “offers the capability to induce or disrupt the operation of narratives in the brain, and develops the capability to induce narrative validity [i.e., the believability of a particular narrative/message], transportation [i.e., the ability to be engaged by a narrative], and integration [i.e., associating a particular narrative with a larger, more culturally specific narrative] with certainty.” [text added]
  • The group gives the following example of this projects usefulness: “If it is the case that activation in one particular neural network enables people to connect personal narrative to master narratives [i.e., cultural narratives], by disrupting activity in that brain area, we should be able to selectively impair that specific aspect of narrative processing while holding other meaning making processes constant, effectively creating a ‘narrative disruptor.’ Not only would this be an important finding in the science of neural networks and narrative persuasion, but would also have considerably practical and strategic importance.” (page 40) [text added]

Essentially, the research aims to literally disrupt how people think and comprehend ideas and messages.

  • Further, and perhaps even more terrifying, on page 40, the group writes, “Mechanical disruptions of narrative processing may be, ultimately, replicated in through targeted strategic communication campaigns that approximate the narrative disruptions induced via magnetic stimulation.” So, after figuring out which parts of the brain are activated by particular persuasive messages and propaganda, the government can test out messages that only activate particular portions of the brain and not others, in order to persuade individuals to believe or not believe something. Essentially, they are attempting to modify brain functioning without TMS, and only words. One can only imagine the strategies the government could use with this technology. They could make the public believe almost anything that suits their needs. It could literally lead to mass brainwashing.

But what does this mean, practically? It means that if this research succeeds, the government will be able to modify how one personally thinks. They could strap you in a chair, put a machine to your head, turn off parts of your brain, introduce a persuasive message, and make you believe it.

Further, through extensive research, they may be able to replicate the machine’s brain disrupting functioning simply through carefully crafted and researched persuasive messages and propaganda. They can use brain imaging to determine which portions of the brain are activated when a particular message is presented to an individual, and if the “right” portions are activated, they know the message will circumvent one’s mental reasoning and lead to almost automatic acceptance. With enough data, the government could spread propaganda through the media that people will almost automatically believe, whether it is true or not.

In terms of interrogation possibilities, Transcranical Magnetic Stimulation can be forced upon individuals to make them believe certain things, say certain things, and perhaps admit to acts they did not actually commit (as the TMS can induce narrative validity), or commit acts they normally would not commit.

The government is literally trying to brainwash the public. This is not science fiction. Technology has made it possible to induce and disrupt cognitive functioning in individuals. In the future, your thoughts may not be your own, but ones that have been implanted into your brain through exceedingly successful and validated propaganda.

Meeting notes indicate concern about how the project will be perceived, particularly the focus on the Christian/Muslim element.

We encourage you to embed these documents on your own website or blog and share them with everyone you know. Page numbers listed above are based on Scribd conversion below; enter the page number you wish to view in the Scribd search box.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: