YANDAŞ MEDYA : İŞ BANKASI KURUCU HİSSE SENETİ


ataturk-is-bankasi-hisse.jpg

İŞ BANKASI KURUCU HİSSE SENETİ

250.000 lirası ödenmiş 1 milyon sermaye ile 26 Ağustos 1924’te tek şube olarak kurulan İş Bankası Mustafa Kemal Atatürk’ün yanı sıra 8 kişilik bir kadro ile işe başlamıştır. Bankanın sermayesi ise Osmanlı Halifesi’nin kurtarılması için yapılan Milli Mücadele’ye destek için Hindistanlı Müslümanlar tarafından gönderilen yaklaşık 600.000 lira’dan karşılanmıştır.

Atatürk’ün yakınlarından Hasan Rıza Soyak’ın hatıralarının 2. cildinde anlatıldığına göre"Hindistan Müslümanları, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsına yaklaşık 500-600 bin lira tutarında bir para göndermiştir. Paşa, bu paranın 500 bin lirasını Büyük Taarruz’dan önce ihtiyaçların karşılanması için Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın emrine vermiştir. Zaferden sonra bu paranın 380 bin lirası İcra Vekilleri Heyeti kararıyla Atatürk’e iade edilmişti. Atatürk bu paranın en faydalı bir şekilde nerede ve nasıl kullanılabilece ğini düşündü ve sonunda 250 bin lirasını İş Bankası’nın temel sermayesi olarak tahsis etti."(Yardım parasından 207 bin lira ise aynı bankadaki 2 nolu hesaba ayriyeten yatırmıştır)

Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre, 30 Haziran 2013 tarihi itibarıyla İş Bankası’nın ortaklık yapısı aşağıdaki gibidir:

İş Bankası Munzam Sandık Vakfı: % 39,74

Atatürk Hisseleri (Cumhuriyet Halk Partisi): % 28,09

Halka açık pay: % 32,17

Etiketlendi:, ,

One thought on “YANDAŞ MEDYA : İŞ BANKASI KURUCU HİSSE SENETİ

  1. ömer şen 18/06/2014, 10:04 Reply

    İŞ BANKASI VE İKİYÜZLÜ BİR ATATÜRKÇÜLÜK HİKÂYESİ!
    Atatürk, 5 Eylül 1938’de İstanbul 6.Noterine teslim ettiği vasiyetname ile İş Bankasındaki kurucu hisselerinin temsilini CHP’ye bıraktı. Vasiyetnameye göre CHP’nin İş Bankası yönetiminde sadece “temsil” edeceği bu hisselerin gelirleri (temettü) Türk Dil ve Türk Tarih kurumlarına verilecekti.
    Hukuki statüsü böyle belirlenen İş Bankasındaki CHP hisselerinin, Dersim katliamında yakınları zarar görenlerin kayıplarının tazmin edilmesi için satılması yönündeki tuhaf öneri üzerine parti-banka ilişkileri gündeme geldi. Tartışma sırasında Moskova’da bulunan İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, CHP’nin banka üzerinde hiçbir zaman siyasi baskısının olmadığını belirtirken önemli bir not düştü.
    “CHP bu anlamda etkisiz, ama üzerimizde siyasi baskı olmadı mı? Oldu!
    Sadece bir kere, o da CHP’den değil, Erol Evcil’e kredi verilmesi için Tansu Çiller’den geldi. O krediyi Çiller verdirdi…”
    Bu yazının hikâyesi işte burada başlıyor. (bizim hatırlatacağımız süreçle bağlantısı olmamakla birlikte Ersin Özince’nin, bu sözlerin yayımlandığı gazetelere böyle bir açıklama yapmadığını bildiren bir açıklama gönderdiğini de not edelim).
    Öldürülen iş adamı Nesim Malki cinayetini azmettirmekten hüküm giyen ve Alaattin Çakıcı’ya uzanan ilişkileriyle yeraltı dünyasının önde gelen tehlikeli isimleri arasına yerleşen Erol Evcil nasıl oldu da İş Bankasından 150 milyon dolar kredi alabildi?
    Özince’nin Moskova’da yaptığı açıklama önemli, ancak Çiller ile sınırlı tutulacak bir cevabın, banka tarihindeki bu utanç sayfasının sürpriz sorumlularını, kirli ilişkileri aklama gibi bir riski bulunuyor. Gelin, 28 Şubat ile Susurluk skandalı sürecine de rastlayan ve kirlenmeyen bir tarafın kalmadığı bu utanç sayfasının üzerindeki perdeyi birlikte aralayalım. Sonra da, bu yazıyı sonuna kadar okuma sabrı göstereceklere 28 Şubat vurgusu nedenini açıklayalım.
    Evcil’e bankanın öz sermayesinden fazla kredi
    İş Bankası, Erol Evcil’in sahibi olduğu Eze Zeytincilik’e, Tansu Çiller’in Başbakan olduğu 1994 yılından itibaren kredi vermeye başladı. Bursa Şubesi Mehmet Ertaş’ın talebiyle İş Bankası Yönetim Kurulu’nun Eze Zeytincilik’e verilmesini onayladığı kredi miktarı 1996 yılında 150 milyon doları bulmuştu. Bir başka deyişle, Erol Evcil’e verilen kredi miktarı, İş Bankasının o dönemdeki öz sermayesini geçmişti!
    Erol Evcil kredi borçlarını ödeyemeyince – ki ödemesi mümkün değildi – İş Bankası Mart 1997’de Eze Zeytincilik’e el koydu. Evcil’in şirketi, 47 milyon dolar değer biçilerek İş Bankasının olmuştu. Dönemin İş Bankası Genel Müdürü Ünal Korukçu tarafından görevlendirilen banka müfettişi Erdoğan Senem ise, bankanın 47 milyon dolara edindiği Eze Zeytincilik’in değerinin 1997 sonu itibarıyla 20 milyon doları aşmadığı raporuna geçirmişti!
    Evcil için kitabına uydurulan teminatlar, Müfettiş incelemelerinde, Evcil hakkında gerekli istihbaratın yapılmadığı, verilen çekler ile krediye karşılık teminat olarak gösterilen senetlerin karşılıksız çıktığı raporlandı. Müfettişlere göre, Bursa Şubesi Müdürü Mehmet Ertaş, karşılığı olmayan “hatır senetleri” ile Evcil’in durumunu gizlemişti. Ancak bunun bir gizleme değil, bir “kitabına uydurma” olduğunu herkes biliyordu. Zira bırakın 150 milyon dolar veren İş Bankasını, sokaktaki insan bile Evcil’in durumunun farkındaydı! Ersin Özince’nin Çiller’in baskısını yıllar sonra duyuran açıklaması da bu durumu teyit ediyor.
    Devam edelim, Genel Müdür: Büyük başarı!
    İş Bankası kredileri geri ödemelerini yapmayan Evcil’in 4 bin ton ipliğine el koymuştu. Ancak daha sonra anlaşıldı ki banka, genel müdürlüğün “sözlü talimatı” ile 3 bin ton ipliği iade etmiş, kalan 900 tonu da Evcil’in adamları depoyu basarak kaçırmışlardı. Müfettiş saptamalarına göre, depo baskını sırasında bekçinin yaptığı ihbara rağmen banka hiçbir önlem almaya gerek görmemişti!
    Evcil’e verilen kredileri onaylayan İş Bankası Yönetim Kurulundaki görüşmelere ilişkin tutanaklar da, Evcil skandalının kayıtlarını taşıyor. Skandalı da kapsayan süreçte 10,5 yıl İş Bankası Genel Müdürlüğü yapan Ünal Korukçu, Yönetim Kurulunda Evcil’e verilen kredileri savunuyor, el koydukları Eze Zeytincilik’in kârlarıyla alacakları tahsil edeceklerini söylüyor, hatta büyük bir başarı sağlandığını öne sürüyordu!
    Aynı zamanda Türkiye Bankalar Birliği Başkanı da olan Korukçu, bu “büyük başarı”nın ardından, kamuoyuna 2002 yılına kadar başında kalacağını açıkladığı İş Bankası Genel Müdürlüğünden emekliliğini isteyerek ayrılmak zorunda kalacaktı!
    Basisen Sendika Başkanının oğluna Evcil suçlaması
    Bu arada skandal her cepheden gelen bilgi ve iddialarla boyutlanıyordu. Müfettiş Erdoğan Senem’in raporuna göre, İş Bankasının hâkim ortağı durumunda bulunan banka çalışanlarının kurduğu BASİSEN sendikasının genel başkanı Metin Tiryakioğlu’nun oğlu Burak Tiryakioğlu’nun Erol Evcil ile ortak işleri vardı.
    Raporunun ardından banka yönetiminden baskı gören Senem, CHP’yi temsilen Yönetim Kurulunda bulunan Mustafa Timisi’ye bir mektup yazdı. Senem, bankadaki Evcil skandalının duyulmasını da sağlayan bu mektupta, Teftiş Kurulu Başkanı Atakan Yumrukçal’ın raporu yenilemesini, özellikle Burak Tiryakioğlu’na ilişkin bölümü rapordan çıkarmasını istediğini öne sürüyordu. Müfettiş Senem’in baskılar üzerine istifa ettiğini belirtip, bu utanç hikâyesindeki inanılması güç bir sayfayı daha çevirelim.
    Türkiye Barolar Birliği Başkanı: Suç yok!
    Rezalet üzerine, Genel Müdür Ünal Korukçu, aynı zamanda bankanın “hukuk müşaviri” olan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen’den rapor istedi. Ceza hukuku profesörü olan Özgen’in, 27 Ekim 1997’de “İş Bankası Hukuk Müşaviri” şapkasıyla yazdığı 4.sayfalık rapor “çeteler Barolar Birliği’ne kadar uzandı” yorumlarına (Bkz: O dönemde Çağdaş Hukukçular Derneği ve eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan’ın açıklamaları) neden oldu.
    Ne diyordu Prof. Özgen 4 sayfalık raporunda?
    Evcil’e kredi verilmesini Yönetim Kurulundan isteyen (şöyle de söyleyebiliriz; Evcil için Yönetim Kuruluna kredi talebi göndermesi istenen!) Bursa Şubesi Müdürü Mehmet Ertaş’ın ceza hukuku açısından “memur” sayılmadığı için memur suçlarıyla cezalandırılamayacağını belirtiyordu. Ertaş’ın Erol Evcil’den gerçek senet yerine “hatır senedi” almasının “emniyeti suistimal” fiili kapsamına girebileceğini belirten Özgen, “Ancak” diye bir parantez açıyor, “Yargıtay’ın benzer bir olayda emniyeti suistimal suçunun oluşmayacağını, fiilin Bankalar Yasası’na muhalefet suçunu oluşturacağını içtihat ettiğini” belirtiyordu.
    Tam bu noktada bir kez daha “Ancak…” diyen Özgen, şöyle devam ediyordu: “Bankalar Yasası’na muhalefet suçunun oluşabilmesi, şube müdürünün bu senetleri ‘hatır senedi’ olduğunu bilerek kabul etmiş olmasına bağlıdır. Bu dava sırasında ispatlanamaz ve müdürün bu senetlerin alındığı anda ödeneceği inancı ile hareket ettiği sonucuna ulaşılırsa, bu takdirde şube müdürünün kasdının mevcut olmaması nedeni ile aklanması söz konusu olur.”
    Banka zararının doğduğu şubede müdürün nasıl sorumlu tutulabileceği yerine nasıl bu işten kurtulabileceği üzerinden giden Özgen, Bankalar Yasasına muhalefetten suçlu bulunması durumunda da müdüre sadece para cezası ile 3.ay süreyle bankalarda çalışmama yaptırımı uygulanacağını belirtiyordu.
    ‘Evcil kendi malını aldı’ peki, Erol Evcil’in İş Bankası kontrolündeki depodan baskınla kaçırdığı 900 ton iplikte durum ne? Prof. Özgen’e kulak verelim:
    “Yasalarımızda böyle bir fiile uygulanabilecek bir hüküm mevcut değildir. Böyle bir olayda ilk başta ‘hırsızlık’ düşünülebilir ancak hırsızlıkta temel unsur ‘başkasının malını’ almaktır. Oysa burada Erol Evcil, ‘başkasının’ değil, kendi malını almaktadır…”
    Prof. Özgen’in yaklaşımına göre adeta “Erol Evcil kendi malını kurtarıyorsa burada hırsız İş Bankası” gibi görünüyor. Hırsızlık uymadı, 900 ton ipliğin kaçırılması başka bir suçun kapsamına girebilir miydi?
    Yine Özgen’e kulak verelim: “(olayda) dolandırıcılık unsurları da mevcut değildir. (….) burada doğrudan doğruya mal depodan alınmış, herhangi bir hile ile mağdur yanıltılarak bir işlem yaptırılmamıştır. Konut dokunulmazlığı ihlali suçu da söz konusu olamaz. İstikrar bulmuş Yargıtay kararlarına göre bu suç ancak meskenlerde işlenebilir, işyeri, depo gibi yerlerde bu suç söz konusu olamaz” hiç kimse suçlu değil!
    Peki, 900 ton ipliğin kaçırılması sırasında bekçinin haber verdiği İş Bankası Bursa Şubesi Müdürü Ertaş’ın hiçbir işlem yapmamasında bir suç, en azından bir kabahat bulunabilir miydi?
    “Hayır” diyordu Prof. Özgen: “Kendisine haber verilmesine rağmen hiçbir şey yapmayan şube müdürünün eyleminde de suç unsuru yoktur. Eğer banka personelimiz memur sayılsalardı, bu fiil ‘görevi ihmal’ ya da ‘kötüye kullanma’ olarak nitelenebilirdi.”
    İş Bankası, karanlık ilişkileri kamuoyunda sorgulanan Erol Evcil’e, gerçeği yansıtmayan sözüm ona teminatlarla 150 milyon dolar kredi vermiş, geri alamıyordu. Bu sürecin hiçbir sorumlusu, hakkında dava açılabilecek tek bir kişi, en azından suç duyurusu yapılacak bir tek olay, hiç olmazsa disiplin cezası verilecek bir kusur olamaz mıydı?
    Örneğin; Genel Müdür Ünal Korukçu’nun görevlendirmesi üzerine ilk raporu hazırlayan ve Evcil’e verilen kredilerin bir risk taşımadığı görüşünü savunan banka müfettişi Dündar Parlar için bir sorumluluk öne sürülebilir miydi?
    “Olmaaaaz” diyordu Prof. Özgen raporunda ve “Parlar’ın da görevini gereğince yapmamak ya da gördüğü / bildiği bazı şeyleri saklamakla sorumlu tutulabileceğini, ancak memur olmadığı için bu nedenlerle suçlanamayacağını” anlatıyordu…
    Müfettiş: Karanlık ilişkilere nasıl 150 milyon dolar verilir?
    Baskılar üzerine istifa eden müfettiş Senem, mektubunda “Anapara riski yaklaşık olarak 150 milyon dolara varan kredilerin, ‘asker kaçağı’ en baştan itibaren son derece karanlık ve kirli ilişkilerin içine girmiş olan bir insanın kurduğu firmalara, hiçbir çekince duyulmaksızın verilmiş olması nasıl açıklanabilir” diye isyan ediyordu…
    Müfettiş isyan ediyordu ama Prof. Özgen “suç duyurusu” kabilinden bir şey bile önermiyordu bankaya! Bu kadar yeter…
    Özgen’in “usulsüzlük var, ama suçlu yok” raporu böyle, ancak bir süre sonra şube müdürü hakkında dava açıldığını, hakkında suç duyurusu yapılan Genel Müdür Korukçu’nun daha uzun süre devam ettireceğini açıkladığı genel müdürlük görevinden apar topar emekliliğini istemek zorunda kaldığını not edelim…
    ‘Atatürk devrimine karşı devrim sürecindeyiz’ o dönemde İş Bankasındaki icraat üzerine milyonlarca dolarlık bir parantez daha açmamız, banka tarihindeki başka bir utanç sayfasının perdesini aralamamız gerekiyor. Ama bunu başka bir yazıya bırakalım…
    Sahi, İş Bankasındaki 28 Şubat bağlantısını açıklayacaktık…
    Prof. Eralp Özgen’in raporu yazdığı tarih olan 27 Ekim 1997’de 28 Şubat sürecinin dumanı tütüyordu. 28 Şubat 1997’de Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller liderliğindeki koalisyon hükümetine “yaptırım” uyarısı da içeren Milli Güvenlik Kurulu kararlarının ardından hükümeti topa tutanlar arasında “Türkiye Barolar Birliği Başkanı” olarak Prof. Eralp Özgen de vardı. Erol Evcil kredileri konusunda adeta gizli koalisyon oluşturduğu Çiller ile Erbakan’a kamuoyu önünde kızıyordu…
    Özgen, “Atatürk’ün başlattığı aydınlanma devrimine karşı, bir karşı devrim süreci yaşamaktayız” diyordu… bozuk da olsa saat, nihayet doğruyu göstermişti işte!
    Haksız mıydı, Prof. Özgen?
    Atatürk’ün mirası Atatürkçü baro başkanlarının savunduğu tezgâhlar ile İş Bankasında yağmalanmıyor muydu?

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: