ARAŞTIRMA DOSYASI /// M. MURAT TAŞAR : Pentagon’un Yeni Haritası’nda Türkiye /// @mmt_1964


Soğuk Savaş döneminde Türkiye ABD’nin Çevreleme Politikası’nın bir sonucu olarak Kuzey Atlantik İttifakı’nın kanat ülkesiydi ve bu bağlamda uluslararası ilişkilerde rol üstlendi. ABD’nin jeopolitik söyleminde değişik zamanlarda köprü, enerji koridoru, pivot ülke, model ülke, Batılı, Doğulu, laik – demokratik İslam ülkesi, müttefik, stratejik müttefik olarak tanımlandı. Soğuk Savaş’ın bitimiyle ortaya çıkan belirsizlik sürecinde Türkiye’nin jeopolitik konumun yeni imkânlar sunduğu ileri sürüldü. Bu imkânların en önemlisi Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nden kopan ve Bağımsız Devletler Topluluğu’na dâhil olan (daha çok Türk kökenli) ülkelerle her alanda ilişkilerini arttırarak yeni açılımlar elde etme çabasıydı. Buna bağlı olarak enerjinin Batı’ya ulaştırılmasında köprü işlevinden yola çıkılarak Türkiye’nin jeopolitik önemi vurgulandı. Aynı zamanda Rusya ve İran karşısında denge unsuru olarak ortaya çıktı. Balkanlarda barışı sağlamakta ve istikrarın sürmesinde kilit ülke görevi üstlendi. Bu süreçte, sürmekte olan AB üyelik süreci yeni bir ivme kazansa da AB üyeliğinin gerçekleşemeyecek bir çaba olduğu anlaşıldı. Ancak yine de en sık yapılan vurgu Türkiye’nin Batı’ya enerji aktarımı için köprü işlevidir. Barnett’in, Türkiye’yi (neoliberal jeopolitik teorisi) Pentagon’un Yeni Haritası’nda Sınır Ülkeler kategorisine yerleştirmesinde bu şekilde köprü olarak algılanıyor olmasının etkisi büyüktür.

Kitabın Türkçe baskısına yazdığı önsözünde Neden Türkiye, küre­selleşmenin İşleyen Merkezi tanımında yer almıyor? sorusuna şu cevabı vermektedir: Ben, Türkiye’yi küreselleşmenin Entegre Olmamış Boşluğu tanımının ya da küresel ekonomiyle en az bağlantılı ve bu yüzden de kitlesel şiddet ve çatışma riskine en açık ülke­ler grubu içine dâhil ettim. Bunun üç nedeni var. İlki tü­müyle coğrafidir. Türkiye tam anlamıyla Avrupa, Ortadoğu ve Kafkaslar arasında bir köprüdür ve Soğuk Savaşın sona ermesinden beri, bahsettiğim son iki bölgede ortaya çıkan istikrarsızlıklardan çok zarar görmüştür.

İkinci neden, Türkiye’nin uzun bir süredir NATO askeri birliğinin bir parçası olmasına rağmen, AB üyesi olmaması­dır. Bu haksızlık mıdır? Bence öyle. Bu ayrımcılık, Türki­ye’nin benim Sınır Devleti olarak tarif ettiğim durumunu yansıtmaktadır. Yani küreselleşmenin İşleyen Merkez’iyle Entegre Olmamış Boşluk arasındaki çizgi üzerinde yer alan bir ülkedir. Aslında Avrupa, Türkiye’yi Boşluk içindeki güçlere karşı askeri bir kalkan olarak kullanmak istemekte ancak Türkiye’yi Merkez’in ekonomik güç paylaşımına tam üye olarak layık görmemektedir.

Bir Sınır Devleti olarak Türkiye, hem Merkez’e hem de Boşluk’a ait olarak tanımlanabilir. Bu yüzden, Türkiye’yi Boşluk’a dâhil ederken üçüncü nedenim de şuydu: Ben as­lında, "Türkiye, Avrupa Birliği’ne alınmadığı sürece, nasıl Merkez’de olabilir?" sorusundan ziyade "Türkiye neden Merkez’de değil?" sorusunun tartışıldığını görmek istiyo­rum. Ben ikinci soruyu tercih ediyorum, çünkü Avrupa’nın Türkiye’yi birliğe kabul etme kararının, sadece kendi çıkar­larını gözeten bir anlayış için, bir örnek olması gerektiğine inanıyorum. Bu anlayış, en sonunda İslam dünyasının küre­sel ekonomiyle tam olarak bütünleşmesi için Merkez’i hare­kete geçirecektir. Kısaca, bu tarihi süreci mümkün olduğun­ca vurgulamak istiyorum ve bunu da Türkiye’nin Merkez’in güçlü askeri birliğine dâhil olduktan yıllar sonra bile, hala Merkez’den ekonomik olarak dışlanmasının altını çizerek yapacağımı düşünüyorum.

Türkiye’nin; modern, İslami bir devletin küreselleşmenin önemli bir parçası olabileceğini göstererek, bu tarihi görevi yerine getirmesi en içten dileğim[1].

Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye’nin stratejik – jeopolitik konumuna ilişkin Doğu ile Batı arasında köprü tanımı Barnett’te de kendini göstermekte ve Türkiye’nin Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya arasında köprü olduğunu söylemekte, ancak bununla da kalmayarak Türkiye’yi aynı zamanda Sınır Devleti tanımı içine sokmaktadır. Hem Merkez’e hem de Boşluk’a ait, yani bir anlamda yine bir köprü işlevi yüklemektedir. Ancak en önemli vurgu bir beklenti olarak ileri sürdüğü Türkiye’nin; modern, İslami bir devletin küreselleşmenin önemli bir parçası olabileceğini göstererek, tarihi bir görevi yerine getirmesine yapılmaktadır.

Barnett Türkiye’ye ilişkin söz konusu beklentisini yani Türkiye’ye yüklediği tarihi görevi, Eylül 2010 tarihinde yazdığı Yeni kurallar: ABD, faal ve bağımsız bir Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor[2]başlıklı makalesinde daha geniş anlatmıştır. Bu makale Türkiye’nin küreselleşen dünyada oynayacağı yeni rolleri tanımlamanın yanında, aktif olarak Türkiye’den nasıl fayda sağlanacağının izahını da yapmaktadır: Bir Müslüman devletin, Müslüman devlet olarak kalmayı sürdürürken, küreselleşmenin ortasında kendisini nasıl iyileştirebileceğinin örneği olması gerektiğini, ideal Müslüman bir stratejik partnerin Amerikan çıkarlarına Amerika’nın yapamayacağı katkıları yapabileceğini söyleyerek başladığı makalesine, söz konusu bu katkıları yapacak ülkenin Türkiye olmasını dilemekle devam etmekte, küreselleşme bağlamında Türkiye’nin yapabileceği katkıları sıralamaktadır:

– Kuran’ın yeniden yorumlanması, Peygamber Muhammed’in mesajının modern çağ için güncellenmesine cesurca öncülük etmesi.

— Tahran’ın nükleer programı ile ilgili olarak diplomatik temas kurması ve onun Ortadoğu’daki etkili nüfuzunu zarifçe dengelemesi.

— Suriye’yi sisteme entegre edebilmek için ekonomik imkanları kullanması / yumuşak öldürücüyle (soft kill) mümkün olan her şeyi yapması.

– Irak’a yatırım akışı sağlayarak, Irak’ın istikrarının koruyucusu olması,

– ABD’nin Rusya ile ilişkilerini yeniden başlatmasına yardımcı olması ve Balkanlar’da ABD’nin yarım bıraktığı operasyonları sessizce perçinlemesi.

– Güney Lübnan ve Afganistan’a asker göndermesi, Afganistan’da uzlaşmayı teşvik için Taliban’a erişmesi.

– İstikrarsız Kafkasya ve Orta Asya’da altyapı geliştirme çalışmalarına katkı sunarak gelişmekte olan bu ekonomileri Batı’ya bağlaması,

– Ve tüm bunları, komşularla arasındaki tarihi ihtilafları bastırarak dolayısıyla da emperyal niyetler taşımadan, sıfır toplamlı oyuna başvurmadan, hüsn-ü niyet şartıyla yapmalıdır.

İran’ın nükleer silah edinmesinin bir ‘eğer’ meselesi olmayıp bir ‘ne zaman?’ meselesi olduğunu uzun zamandır savunduğunu söyleyen Barnett, nükleer bir İran karşılığında ABD’nin ne alacağı sorusunu ortaya atar; Bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’nun sil baştan yeniden güvenlik açısından yapılandırılacağını, İsrail’in Filistin’le kalıcı bir barış yapma fırsatı doğacağını, İsrail – İran, sonra İran – Türkiye ve İran – Suudi Arabistan arasında çetin müzakerelerin başarılı olması için de enerji bağımlısı ülkelerin seferber olacağını, ancak son tahlilde hem İran’ın beklentilerini hem de İsrail’in korkularını gidermek konusunda ABD’nin masada Türkiye’yi görmek isteyeceğini belirtmektedir. Ve Yeni kurallar: ABD, faal ve bağımsız bir Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor başlıklı makalesini şu cümle ile tamamlar: Türkiye her ne kadar içimizdeki diken gibi algılansa da zamanı gelip bu yola girildiğinde, gerçekten muhtaç olduğumuz müttefik olduğunu gösterecektir.

Görüldüğü gibi Türkiye bağımsız egemen bir devlet değil, Amerikan politikalarının destekçisi bir ülke konumuna indirgenmiştir. Türkiye’nin küreselleşmeye tam entegre olmak dışında bir seçeneğinin kalmadığı, 1990’dan günümüze kadar yaşanan gelişmelere, yani büyük resme baktığımızda da görülen manzaradır: Yakın tarihimizde ekonomik anlamda küreselleşme yolunda en önemli adım 24 Ocak 1980 Kararları ile atılmıştır, bunu kısa süre sonra 12 Eylül 1980’de antiemperyalist sağ ve sol (küreselleşme karşıtı) siyasal akımların tasfiyesi izlemiştir. 12 Eylül 1980’den 28 Şubat 1997’ye kadar geçen süreçte antiemperyalist (küreselleşme karşıtı) Siyasal İslam, İran İslam Devrimi’nin etkisi ve ABD’nin Sovyetlere karşı Yeşil Kuşak stratejisi bağlamında 12 Eylül Rejimi’nin Ilımlı İslam yaratma politikalarıyla siyaset sahnesine çıkmıştır. Soğuk Savaş sonrası Türkiye’de dönüşüm her ne kadar Özal’la başlamış olsa da asıl dönüşüm süreci 28 Şubat’la başlamış, Postmodern darbe olarak da anılan bu süreçte Küreselleşme Karşıtı (anti emperyalist) Siyasal İslam tasfiye edilmiştir[3]. Söz konusu Siyasal İslam Batı’ya yüz çeviren, küresel kapitalizm ittifakları dışında D8 gibi kurumlaşmalara gitmeye çalışan, İşleyen Merkez ile arasında Bağlantı kurmayı reddeden bir anlayıştı. 28 Şubat bu İslami anlayışı siyaset sahnesinden sildi. Dolayısıyla küreselleşen Yeni Türkiye’nin beslendiği ana kaynak 28 Şubat’tır.

Siyasal İslam’ın kalkınmacı ideolojinin meşruiyetine sığınıp antikapitalist / antiküreselleşmeci ideolojisini terk ederek neoliberal küreselleşmeye entegre olmayı seçmesiyle küresel kapitalizmin Türkiye’deki İslami bileşenleri sahneye çıkmışlardır. Küreselleşme Yanlısı Siyasal İslam olarak da nitelenebilinecek farklı gruplardan oluşan bu siyasi varlık Türkiye’de neoliberal küreselleşmenin lokomotifi olmuştur. Sonra yaşanan süreçte Kemalist kurumsallaşmanın ulus devlet ideolojisi, küreselleşme önünde en büyük engel olduğundan, kısmen Kemalizm de tasfiye edilmiştir. Devlet içinde Rusya ve Çin’i ayrı kutup olarak gören ve gerekirse İran ile ittifak yaparız diyenler ve Türkiye’nin NATO üyeliğini sorgulamaya kalkanlar tasfiyeye uğramışlardır[4].

Sovyetlerin dağılmasından sonra bir süre işlevsiz kalan NATO yeniden yapılandırılarak Boşluk’a müdahale gücüne dönüşmüştür (Bosna ve Kosova misyonları ile başlayan süreç). Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de Sovyetlere karşı konuşlandırılan silah ve radar sistemleri artık Ortadoğu’ya yönelik konuşlandırılmaktadır. Bu bağlamda Füze Kalkanı sisteminin topraklarında konuşlandırılmasını Türkiye’nin kendisinin istemiş olması da dikkate değerdir. Yeniden yapılandırılan NATO’nun yeni güvenlik konseptine en büyük destek de Türkiye’dendir ve yakın dönemde Bosna, Kosova ve Afganistan’da önemli görevleri yerine getirmiştir. Arap Baharı ile Türkiye’nin uluslararası arenada oynayacağı rol arasında doğrudan bir ilişki vardır ve bölgedeki muhtemel operasyonlarda NATO içinde veya dışında önemli görevler üstelenecektir. Libya’yı özgürleştirme operasyonu Türkiye’deki karar vericiler katında NATO’nun yeni rolünün (de facto) benimsenmesine yol açmıştır.

Küreselleşme konjonktürüne bağlı olarak Türkiye’de ‘darbeler dönemi‘nin kapanmasıyla askeri vesayeti sonlandırıcı yasal ve adli yollara başvurulmuştur. Bundan sonra ABD tüm dikkatini Pasifik bölgesine yönelttiğinde, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, bölgesel güç rolünü üstlenecek bir Türkiye’nin ortaya çıkması amaçlanmaktadır. Bu yüzden TSK, küresel sistemin bölgesel stratejisi için yeniden yapılandırılmalıydı ve bu yapılmaktadır. Boşluk’ta yer alan ülkelere neoliberal küreselleşme gereği sivil toplum ve insan hakları makyajıyla demokrasi ihracı için Türkiye’ye ihtiyaç vardır. Ancak tüm bunları layıkıyla yerine getirebilmesi için de öncelikli ev ödevi Kürt Sorunu’nu bir şekilde çözmesi elzemdir.

Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra Türkiye’de yaşanan toplumsal, siyasal ve ekonomik dönüşüm küreselleşme bağlamında değerlendirilmelidir. Nihai olarak Türkiye’nin İşleyen Merkez ile arasındaki Bağlantının daha arttırıldığı bir sürece girilmiştir. Yeni Türkiye, bütün kurumları ve anayasal yapısıyla küresel ekonomiye tam entegre olmuş bir Türkiye olacaktır.

Dünden Bugüne Jeopolitik – Dünya ve Türkiye (Ülke Yayınları, Haziran 2013) adlı eserden alınan bu yazı bizim için düzenlenmiştir.

Etiketlendi:, , , ,

One thought on “ARAŞTIRMA DOSYASI /// M. MURAT TAŞAR : Pentagon’un Yeni Haritası’nda Türkiye /// @mmt_1964

  1. Ibrahim Erat 21/09/2014, 01:41 Reply

    abd taşöreni türkiye.. heh …olmayalım olmayacağız inşallah
    köleliğin en pis çeşidi budur sanki…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: