ARAŞTIRMA DOSYASI /// M. MURAT TAŞAR : Kosova Arnavutlarının bağımsızlık mücadelesi /// @mmt_1964


Ülke Dergisi, sayı 33, Ocak 1999

M. Murat TAŞAR

Tarihte Kosova

İki milyona yakın nüfusunun %90’ı Arnavut olan Kosova’da %7 Sırp, %2 Karadağlı ve 15.000’e yakın da Türk yaşamaktadır. 50.000 Hıristiyan Arnavut dışında Kosova Arnavutlarının çoğunluğu Sünni Müslümandır, az sayıda olmakla birlikte Bektaşi Arnavut da vardır, ayrıca Boşnak Müslümanlar da vardır.

Eskiçağ’da Dardan ve İlirler’in yaşadığı Kosova daha sonraları Roma ve Bizans hâkimiyetlerine girdi. VI. – VII. yüzyıllarda başlayan Slav göçleri sonrası Kosova Ortaçağ’a gelindiğinde tamamen Slavlaşmıştı. Sahip olduğu zengin maden yatakları yüzünden 1170’te Stefan Nemandiya tarafından kurulan Ortaçağ Sırp devletinin vazgeçilmez bir parçası oldu. Ortaçağ’da Sırbistan’ın sahip olduğu refahın ekonomik temelini oluşturan Kosova’da Novo Brdo, Trebça ve başka yerlerde değerli taşlar çıkarılmaktaydı.

Bu dönemde Kosova’da bir çok görkemli Sırp-Ortodoks kilisesi yapıldı. Bu yüzden daha sonraları Sırplar tarafından "Sırplık’ın beşiği" sayılmıştır. Kosova mitolojik-tarihi önemini 1389’daki Kosova Meydan Savaşı ile kazanır. Bu savaşta Sırpların Osmanlı Ordusu’na yenilmeleri ile bugünkü Sırbistan ve Karadağ dışında Arnavutluk, Makedonya ve Kuzey Yunanistan’ı kapsayan Ortaçağ Büyük Sırbistan İmparatorluğu tarih sahnesinden silindi. Bu yenilgi yüzyıllar boyunca özellikle Sırp-Ortodoks Kilisesi tarafından mitolojik ögeler katılarak yaşatıldı. Bu mitolojik ögelerin etkisiyle ortaya çıkan Sırp ulusal bilincinde, "Sırp ulusal birliği"nin (Sırpsko jedinstvo) merkezi Kosova ve Sırp halkı da ‘Tanrı’nın seçilmiş halkı’ (Nebeski narod) oldu9.

Sırp nasyonalistler ve Ortodoks Kilisesi tarafından Kosova’ya ilişkin yaratılan bu mitolojiye aykırı olarak, zamanla Sırpların Kosova’yı terk ettikleri ve nüfuslarının gittikçe azaldığı gözlenmiştir. Sırpların Kosova’dan göçü ve Müslüman Arnavutların yerleştirilme sebepleri bugün de tartışmalıdır. Arnavutlar Osmanlı’nın Balkan’a yayıldığı dönemde kuzey Arnavutluk’un dağlık ve verimsiz bölgelerinden Sırplar tarafından terk edilen, ataları İlirler’in topraklarına, verimli Kosova ovalarına yerleşmişlerdir. İslamlaşmada, 1690’da Avusturyalı Prens Eugen’in Osmanlı topraklarının içlerine kadar yaptığı akınlar sonrasında geri çekilirken Osmanlı’nın karşı akınlarından korkan İpek Patriği III. Arseniye Sırnoyeviç’in 30.000 Sırp aile ile birlikte Kosova’yı terk etmesi önemli rol oynamıştır. Bu tarihten sonra Kosova’ya Müslüman Arnavutların yerleşmesi teşvik edilmiştir. İslamlaşmak Arnavutların hem yerleşim yerlerini genişletebilmelerine imkân tanımış hem de Slavlaşmaktan kurtulmalarını sağlamıştır2.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hüsran yıllarında Arnavutlar

1912/13 Balkan Savaşları sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun sadık Müslüman tebaası olarak kalan Arnavutlar, Osmanlı toprağında yeni ortaya çıkan Hıristiyan devletlerin kendi topraklarını parçalama tehlikesine 1878’de Prizren Birliği adı altında bir panarnavut kongresiyle karşı çıkmaya çalıştılar. Rus-Osmanlı Savaşı sonrası 1878’de toplanan Berlin Kongresi ile Balkanlara yeni düzen vermeye çalışan büyük güçlere karşı bu Prizren Birliği’nin aldığı karar Osmanlı İmparatorluğu’nda kalmaya devam etmek olmuştur3.

İmparatorluğun hüsran yıllarındaki en önemli gündemi, Balkan’da tutunabilmekti. Balkan yitirilmek üzereyken, İttihad ve Terakki kadroları parçalanmayı durdurma saikıyla, Yanya, İşkodra, Selanik ve Kosova vilayetlerini temsilen Meclis-i Mebusan’da bulunan Arnavut vekillerin Arnavutça eğitim ve Arnavut çoğunluğun yaşadıkları bölgelere idari özerklik taleplerini reddetmişlerdir. Avrupalı güçlerin giderek etkilerini artırdıkları Balkan’ın İmparatorluğun elinden er ya da geç çıkacağı aşikâr iken, çoğunluk olarak yaşadıkları bölgelerde, özellikle Slav milletlere karşı varlıklarını güçlendirme gibi haklı bir istek, Arnavut ayrılıkçılığı gibi değerlendirilmiş, Hıristiyan milletlere verilen haklar onlardan esirgenmiştir. Bu politika sonucu ne yazık ki Arnavutlar, tarihi düşmanları Karadağlılar ile birlikte Osmanlıya karşı ayaklanmışlardır. Osmanlıyı Balkan’dan söküp atan Yunan, Sırp ve Bulgar ittifakı, Arnavutların İstanbul’a bu şekilde yabancılaşmaları ile daha kolay kurulmuştur. Daha da acısı Balkan’da güçlü bir Arnavut ülkesi (Arnavutların çoğunlukta yaşadıkları bölgelerin birleşmesi ile) yaratma şansının Balkan Harbi’ni doğuran süreçte, hiç kullanılmamış olmasıdır. Balkan Harbi kaybedilince Arnavut halk birçok yerde yurtlarından sökülmüş, Selanik vilayetinde yaşayanların bir kısmı zorla Hıristiyanlaştırılmış, dininden vazgeçmeyenler katledilmiştir.

Balkan Savaşları sonrası işgal

Kosova sorununun başlangıcını, Balkan savaşları bitimine kadar götürmek mümkündür. Nüfusunun büyük bir bölümü Arnavut olan Kosova ve Makedonya’nın bazı bölgeleri Çarlık Rusya, Fransa ve İngiltere’nin desteklediği Sırp ordusunca bu dönemde ele geçirilmiştir4.

Balkan Savaşları sonrasında Kosova’yı işgal edebilen Sırbistan bu sayede milli rüyasını da gerçekleştirmiş oluyordu. Sırbistan’ın Kosova’ya bu geri dönüşü Türk ve Arnavutlara karşı katliamlar yapılarak mümkün olabildi. Osmanlı’nın Balkan’dan çekilmesinden sadece birkaç yıl sonra sayıları onbinleri bulan Arnavut Sırplar tarafından öldürüldüler. Arnavutlar bu çok yönlü baskılara sürekli ayaklanarak cevap verdiler.

Osmanlı Balkan Savaşları ile geri çekilmek zorunda kalınca 1913’te Düvel-i Muazzama’nın topladığı Büyükelçiler Konferansı korumasız kalan Arnavut topraklarını parçaladı ve Arnavut nüfusun yaşadığı Kosova Sırbistan’a bırakıldı. Savaşın sonunda oluşan bu sınırlar 1919 yılında imzalanan Versay Anlaşmasıyla da uluslararası sınırlar olarak kabul edilmiştir. Bu dönemde etnik dağılımdan çok uluslararası dengeler gözetilerek Arnavutluk’un sınırları da çizilmiştir5.

İşte bu 1913 tarihi aynı zamanda Kosova’nın sömürgeleştirilme sürecinin de başlangıcıdır ve bu süreç sonunda Sırp nüfusun 1/4 oranından 1/3’e çıktığı görülmektedir.

Kosova’da ilk gerilla hareketi: ‘Kaçaklar’

1998 Martında UÇK’nın lideri olarak ileri sürülen Yaşari ailesinden kadın, çoluk çocuk 20 kişinin öldürüldüğü Drenitsa bölgesi, Kosova’da herhangi bir yer değildir. Bu bölgedeki güçlü gerilla hareketlerinden biri I. Dünya Savaşı’ndan sonra Azem Beyta’nın oluşturduğu ve kökü Osmanlı idaresinin son dönemlerinde ortaya çıkan Kaçaklara kadar giden gerilla hareketidir. Sayıları kimi zaman 600’e kadar ulaşan gerillası ile Beyta, Sırp polisi ve jandarmasına karşı uzun yıllar savaşmıştır, hatta Sırp hükümeti top ve uçak bile kullanmak zorunda kalmıştır. Bu başarılı ‘Kaçak’ hareketi ile Beyta Kosova’da Drenitsa (1923-24’te) başta olmak üzere bazı bölgeleri kurtarılmış bölge haline getirebilmiştir. Harekete bir son vermek için Sırp polisi hareket üyelerinin ailelerine büyük baskılar uygulamış; aile mensuplarından kadın, çocuk ayırımı yapmadan birçoklarını öldürmüştür. Ancak ‘Kaçak Hareketi’ Arnavutluk Kralı Ahmet Zogu’nun Yugoslavya’nın yardımıyla Arnavutluğa dönüşünden sonra (1924) Yugoslavya Ordusu tarafından yok edilebildi. Birçok adamının Arnavutluğa kaçtığı Azem Beyta öldürüldü. Bugüne kadar da mezarı bulunamayan ve adına şarkılar, türküler bestelenen Beyta halk arasında bir efsane kahraman olarak kaldı ve Kosova Arnavutlarının Bağımsızlık Mücadelesi’nin sembolü oldu. Zogu aynı zamanda merkezi İşkodra’da olan ‘Kosova Milli Savunma Komitesi’nin yok edilmesinde de Yugoslavya’nın piyonu olarak görev aldı. Komite liderlerinden Bayram Curri Zogu’nun birliklerine karşı savaşırken 1925 yılında ve komitenin en önemli isimlerinden Hasan Piriştina da Selanik’te Zogu’nun bir ajanı tarafından öldürüldüler.

İki dünya savaşı arası Kosova’ya yönelik Sırp politikası

Sırbistan Başbakanı Nikola Paşiç iki savaş arasında Arnavutlara ilişkin Sırp politikasını şu sözleri ile özetlemişti: ‘Arnavutların üçte birini öldür, üçte birini sür, geri kalan üçte biri de asimile et’. Sırplar bu politikaya zaman içinde ihtiyaç duydukça başvurdular.

1918 yılından itibaren Kosova’nın nüfus yapısını değiştirmeye çabalayan Sırp idareciler kabaca şu üç yönteme başvurmaktaydılar: Arnavutları, Arnavutluk ya da Türkiye’ye göçe zorlamak; Slav kolonizasyonu ve asimilasyon. Bu yöntemlerle kısmen başarılı olabilmişlerdir. Arnavutların bir kısmı Arnavutluk ve Türkiye’ye göç etmişlerdir. Şüphesiz ki o dönemin politikacılarının aymazlığı yüzünden Türkiye göçmen kabulünde Sırplara daha istekli görünüyordu. Üstelik Arnavutluk’un göçmen kabul etme kapasitesi Türkiye’ye nazaran daha da düşüktü. Bu sebeplerden Türkiye’ye yönelik göç politikaları ürettiler.

Belgrad’da 1937 yılında "Sırp Kültür Klubü"nde hükümet temsilcileri, askeri yetkililer ve bilim adamları arasında Arnavut sorunu üzerine yapılan müzakereler Vaso Cubriloviç’in6, 7 Mart 1937’de zamanın Yugolavya Krallığı Hükümeti’nin Başbakanı Stoyadinoviç’e sunduğu bir raporla son buldu. Cubriloviç bu raporunu 1944 yılında Tito Partizanlarına da vermiş ve öldüğü 1990 yılına kadar da savunmuştur.

Cubruloviç memorandum niteliğindeki bu raporunda Arnavut sorununun çözümü için Müslüman Arnavutların zorla göç ettirilmelerini önerdi: Hükümetin Yugoslavya’nın kanlı Balkan toprakları üzerinde bulunduğunu unuttuğunu ve Kosova sorununu kolonizasyon gibi hızlı sonuç vermeyen, Batılı metodlarla çözmeye çalıştığını ve çözümün ancak Arnavutların kitle halinde göç ettirilmeleriyle sağlanabileceğini, Balkan ülkelerinin 1912’den beri bu yönteme başvurduklarını öne sürmüştür. Cubriloviç’e göre göç için iki ülke söz konusudur: Arnavutluk ve Türkiye. Türkiye’nin Arnavutluk’a nazaran göçmen kabul etmedeki kapasitesinin büyüklüğünü şu şekilde ifade eder: "Modern Türkiye Anadolu daha iskân olunmamış ve işlenmemiş büyük toprakları ile bir iç kolonizasyon için sınırız imkânlar sunmaktadır"7. Ona göre, Müslüman din adamları ve Arnavut ileri gelenleri para ya da tehditle göçe ikna edilmeli, başarılı olunamaması halinde ise polis terörüne başvurulmalıydı. Bu memorandum, 1991 yılında Yugoslavya’da çıkan savaş sırasında ve 1992’den sonra özellikle Bosna-Hersek’teki Müslümanlara karşı uygulanan "etnik temizleme" faaliyetlerinin daha 1930’larda Kosova Arnavutlarına karşı düşünülmüş olduğunu göstermektedir.

Kosova’dan Türkiye’ye ilk resmi göçün de bu memorandumun açıklanması sonrasında olması ilginçtir. 1938 yılında Yugoslavya ile Türk hükümeti arasında 40.000 ‘Türk’ ailesinin Kosova ve Makedonya’dan göçüne ilişkin anlaşma imzalandı. 1944’e kadar toplam 200.000 kişinin göçünün öngörüldüğü bu anlaşma gereğince Yugoslavya her aile için o zamanın değeri ile Türk hükümetine 500 Türk Lirası ödeyecekti. Bu olay, araya II. Dünya Savaşı’nın girmesi ile anlaşmanın bütünüyle uygulanması engellenmiş de olsa Türkiye’nin Balkanlar konusundaki duyarsızlığına iyi bir misal teşkil etmektedir. Türk hükümetleri Balkan’da stratejik bir Müslüman azınlık saklamaya gerek görmediler. Bu dar görüşlülüğe bir de Balkan’da Türk olmayan Müslüman azınlıklara karşı Müslüman Türk azınlıkların kışkırtılması eklendi. Bu iki tavır; Balkan Müslümanlarının Türkiye’ye göç etmesine izin verme ve Türkiye’nin Balkan politikasını Balkan’daki Türk azınlıklar üzerine kurma, Türk hükümetlerinin Balkan politikalarını oluşturmaktadırlar.

Baskılar göçle sınırlı değildi. Daha 1932’de bölge Müslümanlarının tek örgütlü teşkilatı olan ‘İslam Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti’ kapatıldı. Vakıflara el koymak ve tarım reformu ile Müslümanlardan mülkiyet gaspı ekonomik bağımsızlığı yok etmeye yönelik diğer tedbirlerdi.

II. Dünya Savaşı’nda Kosova

Nisan 1941’de Yugoslavya’nın Mihver Devletleri tarafından işgali Arnavutların birleşebilmeleri için uygun zamanı yarattı. İtalyan, Bulgar ve Alman işgal bölgelerine ayrılan Kosova’nın büyük bölümü ve Makedonya’nın batısı İtalyan işgal bölgesi oldu. Kosova’nın geri kalan bölümünü zengin maden yatakları yüzünden (Trebça’daki kurşun ve gümüş yatakları) Almanlar işgal etmişlerdi. İtalya yaz 1941’de kendi işgalindeki bölgelerin Arnavutluk ile birleşmesine izin verdi. İtalyanların 8 Eylül 1943’te çekilmelerinden sonra Alman hükümeti Birleşik Arnavutluk’u savaş sonunda tanıyacağını söyledi. Artık birleşik Arnavutluk’un bir parçası olan Kosova ve Batı Makedonya’da II. Dünya Savaşı boyunca Almanlar tarafından Arnavut okulları, idaresi ve jandarması kuruldu. Bu sebeplerden komünistlerin öncülüğündeki Partizan hareketi Kosova’da oldukça zor tutunabilmiştir. Başlangıçta Kosova Arnavutlarının Partizanlara katılımı oldukça sınırlı sayıda kaldı ve ilk Partizan Birliği ‘Zeynel Aydini’ adıyla Eylül 1943’te kuruldu. Ancak Mayıs 1944’te I. Kosova Tugayı’nın kurulması ile Partizanlar Kosova’da belli bir güç kazanabildiler ve 12 Arnavut savaştaki başarılarından dolayı halk kahramanı ilan edildiler.

Fakat Kosova Arnavutları arasında komünist, buna bağlı olarak partizan hareketinin güçlendiği 1944 yılında, yine Drenitsa bölgesinde (Mitrovitsa ve Podliyeva bölgelerinde de) Şaban Poluzha’nın bağımsızlık savaşçısı olarak ortaya çıktığını görmekteyiz. Drenitsa, Poluzha’nın Tito Partizanları’na direndiği ve onlara karşı büyük başarı kazandığı yerdir. Bu bölgede Arnavutluk’tan gelen partizanlar ile Tito partizanları karşılıklı işbirliği ile Almanlara karşı operasyonlar yapmaktaydılar. Kosova’nın Arnavutluk ile birleşmesini arzulayan Şaban Poluzha Tito partizanları ile işbirliği yapılmasına karşı çıktı. Arnavutluk’tan gelen partizanlar Yugoslavya içlerine, Bosna-Hersek ve Karadağ’a geçerlerken Poluzha’nın birlikleri Kosova’da kalarak Tito partizanlarına karşı savaştılar. 1944/45 kışı boyunca başta Drenitsa bölgesi olmak üzere Kosova’da şiddetli çarpışmalar yaşandı. Burada Poluzha’nın birlikleri 170 partizanı öldürdüler. 1946 yılında da Poluzha öldürüldü. O tarihten beri de Kosova tekrardan Yugoslavya’nın bir parçası oldu.

Tito Yugoslavyası’nda Kosova

1948’de Stalin ile yaşanan kriz ertesinde Yugoslavya’nın Kominform ile arası açıldı. Kominform’a dâhil olmayan Arnavutluk’un Enver Hoca’sı ile Tito’nun arası da bozuldu. Tito ile Enver Hoca arasındaki bu soğukluk sonucu Yugoslavya Kosova Arnavutlarını güvenilmez olarak damgaladı. Enver Hoca da ‘faşist’, ‘revizyonist’ Tito kliğine karşı Kosova Arnavutlarını ayaklanmaya çağırdı. Hoca’nın bu tavrı Yugoslavya’da yaşayan Arnavutların durumunu daha da kötüleştirdi; savaş öncesi Yugoslavya’da içinde bulundukları durumla tekrar karşı karşıya kaldılar.

Yugoslavya Federal İçişleri Bakanlığı’na Sırp Alexander Rankoviç’in gelmesi sonrasında ise Arnavutlara karşı baskılar Tito’nun da göz yumması ile artarak çoğaldı. Bu dönemde (1948–66) keyfi tutuklamalar, mahkemeler ve öldürmeler gündelik olaylar arasında sayılmaya başlandı Kosova’da. Özellikle gizli polisin gözetimi sürekli üzerlerinde olan Arnavut aydınlar ve mahalli politikacılar bu terör dalgasından ilk etkilenenler oldular. Tito Yugoslavyası’nda Arnavutlar artık ikinci sınıf vatandaştılar.

İki savaş arasındaki yöntem yeniden uygulanmaya koyuldu ve Müslüman Arnavutların Türkiye’ye göçü özellikle teşvik edildi. 1951 yılından sonra bu resmî terör dalgası sonucu başta Makedonya olmak üzere Yugoslavya’nın değişik kesimlerinden birçok Arnavut kendilerini Türk olarak deklere ettirip Türkiye’ye göç etmeye uğraştılar. 1953 ile 1966 yılları arasında Yugoslavya’dan Türkiye’ye göçen 231.000 kişinin 80.000’i Arnavut idi.

Sırp polisi Kosova’da 80’li yıllardan itibaren tekrar tekrar başvuracağı silah toplama bahanesi ile baskı uygulama yöntemini ilk defa 1955/56 kışında sahneledi ve 30.000 Arnavut tutuklanma, işkence gibi her türlü kötü muameleye maruz kaldı. 1956 yılında Prizren’de önce tarikat üyeleri dervişlere daha sonra da orta ve alt tabakadaki komünist Arnavut kadroya karşı bir tutuklama furyası başlatıldı. Tamamen Sırpların kontrolündeki polis resmi Arnavutça gazete ‘Rilindiya’nın abone listelerindeki isimlere karşı bile terör uyguladı. 1964’te yeni bir terör dalgası daha geldi ve başta Adem Demaçi olmak üzere bir çok Arnavut aydın tutuklandı.

Rankoviç’in Temmuz 1966’da görevden uzaklaştırılması Arnavutlara uygulanan devlet terörünün bir derece olsun açığa çıkmasına da yol açtı. Voyvodina 1963’te muhtar bölge olmuştu. 1968’in Kasım ayında Piriştina ve Tetovo’da (Kalkandelen = bugün Makedonya’da) yapılan gösterilerde Arnavutlar daha fazla hak taleplerinde bulundular. 1969’da da Kosova’ya Sosyalist Otonom Bölge statüsü tanındı. Daha sonra anayasada yapılan değişiklikler ile cumhuriyete yakın bir statü kazandı. Bu dönemde Tito’nun Kosova’ya cumhuriyet statüsü vereceği ancak Sırp tepkisinden korktuğu da söylentiler arasındadır. Kosova Sırbistan’ın bir parçası olarak tanınmış olmasına rağmen artık ‘Yugoslavya’nın federal yapısının parçası’ idi. 1989’da Yugoslavya’nın diğer altı cumhuriyeti ile aynı haklara sahip olduğu otonomisi alınana kadar da bu böyle kaldı.

Bu tarihten sonra Kosova’da Arnavutlar lehine gelişmeler görülmeye başlandı: Parti ve bürokrasi ellerine geçti. Arnavutça resmî dil olarak tanındı. 1971’den sonra da Priştina’da bir Arnavut üniversitesinin kurulmasına izin verildi. Arnavut aydınların Tirana’ya rakip bir merkez düşü de böylece gerçekleşti[8]. 1974 yılında Tito’nun Yugoslavya’nın bekası için Kosova Arnavutlarına ayrılma hakkı da dâhil, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda geniş muhtariyet veren anayasayı kabul ettiğini görüyoruz. Bu yeni anayasaya ile Kosova federasyon organlarında söz hakkına sahip oldu.

Zengin maden yataklarına (çinko, kurşun, kadmiyum, krom, manganez ve boksit vd.) sahip Kosova’da halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır[9]. Bölgenin ekonomik geri kalmışlığını federasyon kasasına akan dış kredilerden Kosova’ya düşen pay ile iyileştirebilmek pek mümkün olamadı. Dış krediler ile yapılan yatırımların Kosova ile diğer cumhuriyetler arasındaki iktisadi kalkınmışlık düzeyini azaltması beklenmeli iken, tersine aradaki mesafe daha da açıldı. Bu krediler imalat sanayisinin kurulması ve teşviki yönünde kullanılmayıp sadece Kosova’nın zengin madenlerinin çıkartılmasında, Piriştina’ya göstermelik yatırımlar yapılmasında (kamu binalarının restore edilmesi ve yeni kamu binalarının yapımında) harcandı.

Tito Yugoslavyası’nda Kosova Arnavutları ile Enver Hoca’nın Arnavutluğu arasında iyi ilişkilerin varlığından ne yazık ki söz edebilme imkânı yoktur. Enver Hoca ve rejiminin kuklaları daha özgürlükçü, daha açık Kosova Arnavutları ile ilişkiye girmekten hep kaçınmışlardır. Arnavutluk ateist bir devlet olduğundan Kosova Arnavutlarının dinî inançlarını görece yerine getirebilmeleri de Hoca’nın hiç hoşlanmadığı bir durumdu. Yugoslavya’nın Kosova veya diğer bölgelerinden Arnavutluk’a kaçan Arnavutlar çoğu zaman dışlanmakta, tutuklanmakta ve hatta Yugoslav yetkililere teslim edilmekteydiler.

Tito sonrası Yugoslavya’da Kosova

4 Mayıs 1980’de Tito’nun ölümü sonrasında Kosova’da durum gittikçe daha gerginleşti. Mart 1981’de üniversite öğrencilerinin gösterileri başladı. Sırpların bir piyonu olan polis şefi Arnavut Rahman Morina Sırp özel polis birliklerini Kosova’ya çağırdı. Polisin şiddet kullanması sonucu resmî rakamlara göre bu gösterilerde 9 öğrenci öldü, 250’si yaralandı. Sırp yönetimi bu olaylara Kosova’nın mahalli parti organlarında temizlik yaparak cevap verdi. Piriştina üniversitesi de bu temizlikten nasiplendi. Mahkemeye çıkarılan Arnavutların karşılaştıkları suçlama genellikle nasyonalist olmaktı. Bu dönemde Sırp şovenizminin hâkimiyetindeki Yugoslavya’da milli şuur ve kimliğe ilişkin her türlü talep nasyonalizm olarak niteleniyordu. 1984 yılına kadar mahkûm olan Arnavutların sayısı 2000’e ulaştı. Aynı dönemde Sırplar başlattıkları bir kampanya ile Arnavutların neden Yugoslavya içinde bir cumhuriyete sahip olamayacaklarını izaha çalıştılar: Kullanılan iki argümandan ilki iki Arnavut devletinin mevcut olamayacağı, ikincisi ise azınlıkların değil, halkların kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğu şeklindeydi.

Kosova’da olağanüstü hal 1980 sonrasında kısa aralıklarla hep sürdü. Nasyonalist-sosyalist Miloşeviç’in 1986’da Sırbistan Başkanı olması ile de gerginlik daha da arttı. Miloşeviç’in iktidara yükselişi ertesinde Kosova’dan Belgrad’a peş peşe gelen delegasyonlar Sırbistan Başkanı’na Arnavut saldırılarından şikâyet ettiler. Sırp Hükümeti Haziran 1986 sonunda Kosova’nın otonomisini sınırlandırmayı ve kontrolü geçici olarak cumhuriyet hükümetine aktarmayı kararlaştırdı. Miloşeviç bu kararı ile Kosova’nın otonomisinin kaldırılmasını, yani Sırp şovenizmini, yükselişinde araç olarak kullanmak istediğini de ilan etmiştir. Sırp Bilimler ve Sanat Akademisi de 1986 yılında açıkladığı ve Miloşeviç’e ihtiyaç duyduğu ideolojik malzemeyi sunduğu memorandumunda en önemli konu olarak Kosova’yı işliyordu.

19 Kasım 1988’de Belgrad’da yapılan ve 1.000.000 dan fazla kişinin katıldığı bir mitingde Miloşeviç Kosova’nın otonomisini kaldırmak yönünde bir anayasa değişikliğinin planlandığını ve böylece Sırbistan’ın bütünlüğünün yeniden sağlanacağını söylüyordu. Bunun üzerine Kosova’da yeniden gösteriler başladı; Trebça’da Kosovska Mitrovitsa’daki çinko ve kurşun madenlerinde başlayan işi bırakma eylemi yayılarak sürdü. Yine Trebça’da Stari Trg’daki maden işletmesinde işçiler 1.500 metre yerin altında süresiz açlık grevine başladılar ve süresiz genel grev çağrısı yapıldı; Kosova Köminist Partisi şefiğine yükselen Rahman Morina ve diğer hain olarak niteledikleri Arnavutlar’ın istifa etmesini ve 1974 anayasasının yeniden uygulamaya konmasını talep ettiler.

Bu olaylar üzerine Belgrad hükümeti federal polisi Kosova’ya gönderdi. Şubat 1989 sonunda Kosova’da olağanüstü hal yeniden ilan edildi. 23 Mart 1989’da da Sırbistan parlamentosu Kosova’nın otonomisinin kaldırıldığı anayasa değişikliğini kabul etti. Artık Kosova’da polis, mahkemeler, resmî dairelerdeki makamlar Sırpların eline geçmişti. Arnavutlar için yeni bir resmî terör dönemi başladı. Miloşeviç bütün bu olanlara aldırmaksızın Kosova Meydan Savaşı’nın 600. yıldönümünde 28 Haziran 1989 günü, Sırp Ortodoks kilisesi için kutsal ‘Vodov Dan’ gününde, iki milyondan fazla Sırp’ın toplandığı mitingde zaferinin tadını çıkarıyordu: "Bugün, 600 yıl sonra biz tekrar savaştayız."

Yeraltında Cumhuriyet – LDK (Lidhja Demokratike e Kosovës / Democratic League of Kosova) ve Rugova’nın Gandi Politikası

1989/90 sene-i devriyesinde Kosova Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Rugova liderliğinde Aranavutlar’ın büyük desteğini alan Kosova Demokratik Birliği (LDK) kuruldu. 1990 yılı ilkbaharında baskılar bu defa şiddetini artırarak yeniden başladı; Puduyevo’da içme suyuna zehir katılması bahane edilerek sayıları çok az kalan Arnavut polisler işten atıldı. Kosova Komünist Partisi ise çok önceleri Sırplaştırılmıştı. Yaz başında yeni bir anayasa krizi patlak verdi: 1990 başında yeni anayasa ve Sırp Cumhuriyeti Başkanı’nın yeni görev süresi bir referandumla kabul edilmesi gerekiyordu. Arnavut parlamenterler ve daha halen görevde kalabilen politikacılar otonominin bu şekilde daha fazla sınırlandırılmasına karşı çıktılar. Bunun üzerine 27 Haziran 1990’da Sırp parlamentosu Arnavut üyelerin oyları olmaksızın Kosova’da olağanüstü bir idare kurulmasını ve bölgeye başbakan yardımcısı unvanına sahip, sınırsız yetkisi olan bir ‘komiser’ atanmasını kararlaştırdı. Artık bir sömürge olan Kosova’nın ‘valisi’ sosyalist Miloşeviç’in parti yoldaşı Momçilo Traykoviç idi.

2 Temmuz 1990’da Kosova Bölge Parlamentosu’nun seçilmiş Arnavut vekilleri parlamento oturumuna katılmak istediklerinde parlamento kapıları yüzlerine kapatıldı; parlamento girişi de polis tarafından tutulmaktaydı. Bunun üzerine Kosova Bölge Parlamentosu’nun yasal olarak seçilmiş Arnavut vekilleri parlamento basamaklarında oturum yapıp Yugoslavya’nın bir parçası egemen ‘Kosova Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Arnavutlar, Bosna-Hersek ve Sırbistan gibi Yugoslavya’nın diğer halklarının attığı adımı attılar ve ‘egemenlik’ ilan ettiler.

5 Temmuz 1990’da Sırbistan tepkisini Bölge Parlamentosu’nu fesih ederek gösterdi. Tutuklanma ile tehdit edilen 114 Arnavut vekilin çoğu ya yeraltına indi ya da Kosova’yı terk etti. Eş zamanlı olarak Arnavutça yayınlanan günlük gazete Rilindiya’da yasaklandı. Piriştina TV’si ve Radyo’nun Arnavutça yayını durduruldu. Bütün işletmelerden Arnavut yöneticiler ve işçiler atıldılar. Kosova’nın iktisadi teşekkülleri ve bankalar Sırplaştırıldı. En şiddetli baskılar Arnavut sağlık personeline uygulandı; binlerce doktor, hemşire ve hastabakıcı işten atıldılar.

Yeni anayasa gereğince 9 Aralık 1990’da yapılan Sırbistan seçimleri Arnavutlar tarafından boykot edildi. 1991 Sonbaharı’nda Arnavutça öğrenime son verildi; hemen hemen Arnavut öğretmenlerin tamamı Sırp Cumhuriyeti öğrenim-eğitim planına göre ders vermeye direndiler ve tamamına işten el çektirildi, bir yıl sonra da Arnavutlar’ın daha halen kalabildiği tek enstitü olan Albanaloji’de temizlik yapıldı.

Arnavutlar Sırpların bu hak ihlallerine yeraltında Sırp devlet kurumlarına paralel, işlevsel kurumlar oluşturarak cevap verdiler. Özellikle eğitim ve sağlık alanında büyük başarılar elde edildi. Kronolojik olarak devletleşme yolunda atılan adımlar şöyledir: 21 Kasım 1991’de 130 sandalyeli parlamento oluşturuldu. 24 Mayıs 1992’de İbrahim Rugova Devlet başkanlığına seçildi. Sırpların yasadışı ilan ettiği ama engellemediği seçimler 24 Mayıs 1992’de yapıldı. Tıp doktoru Buyor Bukoşhi başkanlığında bir sürgün hükümeti 21 Kasım 1991 Almanya’da kuruldu. Tiran Kosova Cumhuriyeti’ni tanıyan tek ülke oldu. Bu yeraltı devleti için Kosova’da yerleşik, durumu iyi Arnavutlardan gelirinin %10’u, yurtdışında çalışanlardan gelirinin %3’ü vergi olarak toplanmaya başlandı.

Yeraltında yürütülen "paralel eğitim" Kosova Aranavutlar’ının Sırplaştırılmış ders müfredatlarına ve yine paralel yürütülen sağlık hizmetleri hem Arnavut doktor ve hastabakıcıların yığınlar halinde işten atılmalarına hem de Sırplar tarafından yürütülen "gizli doğum kontrolüne" verdikleri bir cevaptır. 350.000 temel öğretim (ilk, orta ve lise) ve yaklaşık 12.000 yüksekokul öğrencisine dersler 1991’den beri evlerde verilmektedir.

Arnavut temsilciler bağımsızlığa geçiş sürecinde Kosova üzerinde uluslararası bir idarenin oluşturulmasını kabul edeceklerini de açıklamıştılar. Bağımsızlık ilanı sonrasında LDK pasif ve şiddete dayanmayan bir direniş politikası (Gandici) geliştirdi, Rugova bu politika ile Kosova’nın Arnavut halkının yok olmaktan kurtarıldığını söylemektedir. Sırp baskısını ve ayrımcılığını bir derece olsun hafifletebilmek için yeraltında oluşturulan bu "Devlet kurumları" ile Kosova sorununun uluslararasılaştırılmasına da çaba gösterilmektedir.

Sırp baskı siyaseti karşısında yegâne korumayı uluslararası kamuoyunun desteği sağlayacağından, Kosova Aranavutlar’ının siyasi liderleri bağımsızlık ilanının başından beri bu desteği almayı öncelikli siyasi amaç edinmişlerdir. İbrahim Rugova ve Buyor Bukoşhi başkanlığındaki hükümet özelikle Dayton Barış Süreci’ne umut bağladı ve bu sürecin Batılı hükümetlerde Balkan’a ilişkin sorunları çözmeye yönelik oluşturduğu olumlu atmosferden faydalanmaya çabaladılar10.

1990 yılından itibaren LDK, Kosova Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmasını sağlamaya yönelik politika yürüttü. Arnavutlar bağımsızlık ilanlarını 1974 Anayasası’nın kendilerine tanıdığı siyasi hakka dayandırmaktadırlar. Kosova’nın Sosyalist Yugoslavya Federasyonu’nun eşit haklara sahip bir parçası olduğunu ve bu yüzden de kendi kaderlerini tayin hakkını kullandıkları iddiasındadırlar. Bir başka ifade ile Arnavutlar SYF içinde bir azınlık değildiler, dolayısıyla Sosyalist Yugoslavya Federasyonu’nun çöküşünden sonra Federasyonu oluşturan diğer Slav milletlerinin sahip olduğu haklara sahiptiler. Bu haklardan en önemlisi ise kendi kaderini tayin hakkıdır.

Sırp baskı siyaseti karşısında yegâne korumayı uluslararası kamuoyunun desteği sağlayacağından, Kosova Aranavutlar’ının siyasi liderleri bağımsızlık ilanının başından beri bu desteği almayı öncelikli siyasi amaç edinmişlerdir. Rugova ve Bukoşhi başkanlığındaki hükümet özelikle Dayton Barış Süreci’ne umut bağladı ve bu sürecin Batılı hükümetlerde Balkan’a ilişkin sorunları çözmeye yönelik oluşturduğu olumlu atmosferden faydalanmaya çabaladılar.

LDK’nın izlediği bu uzun vadeli Gandici siyasi strateji başarısız oldu. Rugova’nın bu uzun vadeli uluslararasılaştırma siyasetini reddeden karşı gruplar ortaya çıktılar. Rugova etrafında toplanan grup şiddetten arınmış stratejiyi savunurken, karşısında oluşan ikinci grup Rugova’nın "Gandi politikası"nın etkisiz olduğunu ve dünya kamuoyunu ancak bir "Arnavut intifadası"nın bir şeyler yapmaya zorlayacağı görüşündeydiler.

Sırp idaresi Kosova’da kurulan paralel Arnavut devletine beklendiğinin aksine fazla sert tavır göstermedi, tutuklananlar hep ikinci üçüncü dereceden kişiler oldular. İbrahim Rugova ve Kosova Demokratik Birliği de şiddete dayanmayan bir siyaset takip etti. Kosova’nın Arnavut halkının silaha sahip olmaması ve Arnavutluğun Kosova sorununa bulaşmaktan uzak durması Rugova’nın bu politikasının sebepleridir. Uluslararası topluluk ise Bosna-Hersek sorununa gösterdiği ilginin neredeyse 1/10’unu dahi Kosova sorununa göstermedi; Dayton Barış Anlaşması’nda da Arnavutlar yine unutulanlar oldular.

Yeni gösteriler ve gerilimin tırmanması

Kosova, Eylül 1997 başından itibaren bir yandan Sırplara yönelik silahlı saldırıların artması öte yandan birçok Arnavut’un Sırp mahkemeleri tarafından yüksek cezalara çarptırılmaları yüzünden gerilimli idi. Yine aynı ayda 1 Eylül 1996’da Miloşeviç ile Rugova arasında imzalanan anlaşma uyarınca Arnavut öğrenci ve öğretim görevlilerinin (takriben 15.000) resmî okullarda eğitim-öğrenim görebilmesini öngören antlaşmanın geçen zaman içinde Sırp tarafının ilgisizliği yüzünden hayata geçirilememesi gösteriler ile protesto ediliyordu. Bu gösterilerin daha öncekilerden önemli yanı Arnavutçanın eğitim dili olarak tanınması talebi idi. Gösterilere Sırp polisi sert müdahale etti ve aralarında Aranavutlar’ın yeraltı üniversitesinin rektörü Eyup Statovtsi’nin de olduğu yüzlerce gösterici tutuklandı. 29 Ekim 1997’de de bir başka gösteri daha yapıldı. Yine Ekim ayı içinde Sırp ve Arnavut temsilciler anlaşmayı yürürlüğe koymanın önşartlarını belirlemek için bir araya gelip görüştüler, fakat bir sonuç alınamadı.

Bu gelişmeler Kosova’nın bağımsızlığına barışçı yoldan ulaşmak isteyen Rugova’nın durumunu zayıflattı. Hem Adem Demaçi11 hem de Kosova sürgün hükümeti Başbakanı Buyar Bukoşhi Rugova’nın ‘pasif direnişi’nden vazgeçilip, Arnavut halkın ‘enerjik direnişe’ geçmesini talep ettiler. Kırsal kesim Aranavutlar’ı Rugova’yı desteklemeye devam ederlerken, şehirlerde öğrencilerin tertiplediği gösterilerde görüldüğü gibi Rugova’ya karşı muhalefet büyümekteydi. Sırp polisinin sert tepki gösterdiği ve Rugova’nın karşı çıktığı bu gösteriler Mart 1998’de Kosova’da yaşanacak gerilimli olayların da sinyalini verdiler.

Öte yandan Rugova’nın durumu, Kosova Arnavutları liderleri tarafından silahlı çatışmaların yoğunlaşması halinde koruyucuları olarak gördükleri Arnavutluk’un tavrını değiştirmesi ile de zayıfladı. Fatos Nano liderliğindeki Arnavutluk’un yeni sosyalist hükümeti daha önce iktidardaki Sali Berişha’nın Demokrat Parti hükümetinden farklı olarak Kosova Arnavutlar’ının bağımsızlıklarını desteklemeyeceğini ve Kosova’nın Yugoslavya Federasyonu (YF) içinde kalarak sorunun çözüme ulaştırılması gerektiğini ilan etmişti. Arnavutluk hükümeti ile YF arasında bu yönde görüşmeler Yunanistan’ın arabuluculuğu ile Girit’teki Balkan ülkeleri zirvesinde (3/4 Kasım 1997) atıldı ve Miloşeviç ile Nano bir araya geldiler. Rugova ve LDK Arnavutluk’ta İlkbahar 1997’deki devlete isyan sırasında açıkça Berişha’yı desteklemişlerdi, bu tavır ve Arnavutluk sosyalistlerinin Yunanistan sevdası yüzünden yeni dönemde Arnavutluk Kosova’yı tamamen Sırp arzularına terk etti.

Kosova Kurtuluş Ordusu’nun bu ümitsiz dönemde ortaya çıktığını ve eylemlere başladığını görmekteyiz. Kosova Kurtuluş Ordusu, Sırp baskılarına Kosova halkının meşru savunma hakkının bir neticesi olarak meydana gelmiş silahlı bir direniş hareketidir.

Rugova’nın pasif direniş politikasının bir sonuç vermemesi Sırp polis karakollarına, Sırp resmî görevlilere, Krayina ve Bosna-Hersek’ten getirilip Kosova’ya yerleştirilen Sırpların bulunduğu mülteci kamplarına ve ‘Arnavut işbirlikçilere’ karşı UÇK’nın (Kosova Kurtuluş Ordusu) düzenlediği saldırıların yoğunlaşmasına da yol açtı.

Kosova’da Arnavut halk arasında yaşanan bu radikalleşmenin en önemli sebebi yıllar boyu sürdürülen Sırp polis baskısı ile federal hükümetin her türlü meşruiyetini Arnavut halk arasında kaybetmesidir. Ayrıca genç nüfusa sahip Kosova’da hiç Sırpça bilmeyen bir nüfusun yetişmiş olması da Sırp devleti veya YF’ye karşı Aranavutlar’ın kimlik sorununu doğurmuştur.

Sırpların tutumu

Sırp hükümetine göre Kosova Sırbistan’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Azınlık statüsüne sahip Arnavut halk muhtariyet veya kendi kaderini tayin haklarına sahip değildir. Aranavutlar’ın sorunun uluslararasılaştırılması çabaları ve buna bağlı olarak dışarıdan bir ülkenin arabuluculuğu kabul edilemez. Benzer görüşleri Sırp muhalefeti de paylaşmaktadır.

Buna rağmen Sırplar gelecekte Kosova’yı paylaşma opsiyonunun açık tutmaktadırlar. Çünkü Kosova’da zengin maden yatakları (çinko, kurşun, kadmiyum, krom, manganez ve boksit vd.) vardır. Bir paylaşma planı 1996 Haziran’ında Sırp Bilimler ve Sanat Akademisi Başkanı Aleksander Despiç Akademi’nin yıllık genel toplantısında yaptığı konuşmada açıklamıştır. Despiç, Arnavutlar’ın Kosova’da Sırbistan’a entegre olmayı reddetmeye ve Sırp egemenliğini tanımamaya devam ettikleri sürece Kosova’nın Sırplar ile Arnavutlar arasında paylaşılması opsiyonunu göz önünde bulundurmak gerektiğini söylemiştir, paylaşmanın öngörüldüğü bir harita bile hazırlanmıştır. Bu haritada Kuzey Kosova Sırbistan’da kalırken güneyi Aranavutlar’a bırakılmaktadır. Despiç tezini Kosova Sorunu’nun "Sırp halkının geleceği için en büyük stratejik problemi" oluşturacağı argümanı ile desteklemiştir. Bu hem iç hem de dışpolitik alanda geçerli olacaktır. Dışpolitik alanda Dayton Barış Süreci’nin başlamasından beri Yeni Yugoslavya Federasyonu’nun (YYF) uluslararası camiaya entegrasyonunun büyük oranda Kosova sorununun çözümüne bağımlı olacağını, içpolitik alanda da nüfus sorununun ortaya çıkacağını, Sırpların gelecek 20–30 yıl içerisinde Aranavutlar’ın toplam nüfus içindeki oranlarının yüksek doğum oranları yüzünden Sırp nüfusa eşdeğer olacağı gerçeğini daha şimdiden tanımaları gerektiğini söylemiştir. Ortak bir devlette ısrar etmenin vatandaşlarının büyük kısmının bu devletin meşruiyetini tanımayacaklarından var oluş krizine sürüklenmek zorunda kalacağını da sözlerine eklemiştir.

Kosova için kalıcı bir çözüme Sırbistan ve YYF anayasalarında değişiklik yapılıp Kosova’nın muhtariyetinin tesisi veya YYF’nun üç öğeden müteşekkil (Sırp, Karadağlı ve Arnavut) bir federasyona dönüştürülmesi ile ulaşılabilir.

UÇK- (Ushtria Çlirimtare e Kosovës) Kosova Kurtuluş Ordusu

Yüzbin nüfuslu İskenderay (Sırpça adı Sırbitsa’dır) şehri, Lilauşhe, Uştar ve Prekaz köyleri ile Drenitsa Sırplar’ın her zaman başını ağrıttı. Poluzha zamanında olduğu gibi olağanüstü hal uygulanan bölgede, 80’li yıllardan itibaren Sırp polisi ve askeri tank, ağır silahlar ve savaş helikopterleri ile her an müdahaleye hazır bekletilmekteydi. Bölgede gündüzleri devriye gezmekte zorlanan Sırp polisi ve askeri, elektrik faturaları tahsilini bile tanklarla kapılara gelerek yapmaktadır. Kosova’da geçtiğimiz sekiz yılda Rugova liderliğinde pasif Arnavut direnişinin siyasi merkezi de Piriştina’dan daha radikallerin bulunduğu bu Drenitsa bölgesine kaydı.

UÇK, 28 Kasım 1997’de Drenitsa’da Sırp polisinin öldürdüğü bir Arnavut’un Lilauşhe’de yapılan cenaze töreninde kalaşnikoflu, maskeli ve kollarında Kosova Kurtuluş Ordusu arması bulunan üç adamıyla kendini göstermeden önce işbirlikçi olarak nitelediği Arnavutlar’ı öldürmesiyle tanındı. 97 Aralık’ı başında da yine Direnitsa bölgesinde Sırp polisiyle saatler süren çatışmalar yaşanmıştı. Bu çatışmadan sonra UÇK Merkez Komitesi yayınladığı bildiride Sırp polisinin geri çekilmek zorunda kaldığını kamuoyuna duyuruyordu. Bugüne kadar bu tür 50’ye yakın bildiri yayınlayan UÇK, bu bildirilerinde teşkilatın amacını da tarif etti: Sırp boyunduruğundan silahlı mücadele yöntemi ile kurtulmak ve bağımsız bir Kosova Devleti’nin kuruluşu.

Şubat sonunda başlayan olaylara kadar 30 öldürme olayına imza atan UÇK ilk kez 1996’da yayınladığı bir bildiri ile varlığını kamuoyuna bildirdi. Kosova’da faaliyet gösteren üç önemli Arnavut yeraltı teşkilatından biri olan UÇK’nın geçmişi 1960’lara kadar geri gitmektedir, ama Tito’nun 4 Mayıs 1980’de ölümünden yaklaşık bir yıl sonra Nisan 1981’de Kosova’da başlayan öğrenci gösterileri ertesinde dört Arnavut yeraltı teşkilatının birleşerek oluşturduğu sol eğilimli ‘Kosova Cumhuriyeti İçin Halk Hareketi’ (LPRK) UÇK’nın gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Dört örgütün, ‘Kosova ve Yugoslavya’nın diğer Arnavut Bölgeleri Millî Kurtuluş Hareketi’ (LNCKVSHJ), ‘Kosova Marksist-Leninist Örgütü’ (OMLK), ‘Yugoslavya Arnavutları Marksist Leninist Partisi’ (PKLSHJ) ve ‘Kızıl Halk Cephesi’ nin bir araya gelmesiyle oluşturulan bu birleşik yapı (‘Kosova Cumhuriyeti için Halk Hareketi’-LPRK) daha sonra ‘Kosova Halk Hareketi’ (LPK) adını aldı. Sancılı gerçekleşen bu birleşmeyi Yugoslav gizil servisi (SDB-Sluzba Drzavne Bezbednosti) LNCKVSHJ’nin lideri Yusuf Gervalla ve OMLK lideri Kadri Zeka’ya 1982 başında Almanya’da suikast düzenleyerek engellemeye çalışmıştı.

Kurucuları arasında LPK üyeleri de bulunan Rugova’nın lideri olduğu LDK’nin (Kosova Demokratik Birliği) 2 Temmuz 1990’da Kosova’nın Yugoslavya’dan bağımsızlık ilanına ve ‘Kosova Cumhuriyeti’nin kuruluşuna destek veren LPK, Mayıs 1992’deki parlamento seçimlerine katılmadı. Fakat ‘Kosova Cumhuriyeti için Halk Hareketi" (LPRK) adının ‘Kosova Halk Hareketi’ne (LPK) dönüştürülmesi, Rugova’nın LDK’sı tarafından yeraltında kurulan ve sadece Arnavutluk’un tanıdığı ‘Kosova Cumhuriyeti’nin benimsendiği anlamına gelmektedir, ama bir çok üyesini LDK’ya kaptırması12 ve belli aralıklarla (1985, 1988 ve 1993’te) Yugoslav güvenlik birimlerinin operasyonları LPK’nın durumunu geçen zaman içinde oldukça zayıflattı. İsviçre’de yayınlanan ve Kosova Arnavutları arasında çok beğenilen Zeri i Kosoves (Kosova’nın Sesi) adlı yayın organına sahip olan örgütün içyapısı hakkında ise pek çok az şey bilinmektedir. LPK’nın özellikle yurtdışındaki Kosova Arnavutları arasında güçlü olduğu ve maddi kaynaklarını bunlardan sağladığı belirtilmelidir. Birçok gözlemci Sinn Fein-IRA ilişkisini LPK ile UÇK arasında kurmakta, UÇK’yı LPK’nın silahlı kolu olarak görmektedirler.

UÇK’nın Kosova’daki kaleleri olarak nitelenebilecek yerler Drenitsa bölgesinde İskenderay ve Glogovtsi’dir. Bu kasabaların çevresinde 50’den fazla köy ve mezra olarak nitelenebilecek dağınık yerleşim yerleri mevcuttur.

UÇK sadece Kosova’da değil eski Yugoslavya’da Arnavutlar’ın yaşadıkları başka yerlerde de eylemler yapmıştır. Makedonya’nın Gostivar şehrinde mahkeme binasına bomba konmuş, Kumanova ve Prilep’te polis karakollarına saldırılmıştır.

Eylemleri organize eden çekirdek kadronun 1992’de Kosova Cumhuriyeti ilan edildiğinde oluşturulmaya çalışılan ama daha başlangıç aşamasında Sırp polis ve ordusunun karşı operasyonları ile çökertilen Kosova Cumhuriyeti Ordu ve polis birlikleri mensubu Arnavutlar olduğu söylenmektedir.

İbrahim Rugova ve lideri olduğu LDK başlangıçta UÇK’nın varlığını kesin bir dille reddetmişler, söz konusu örgütün Sırp Gizli Servisi’nin bir oyuncağı olduğunu söylemişlerdir. 50’den fazla Sırp polisi ve düzineyi aşkın işbirlikçi Arnavut’un UÇK tarafından öldürülmesi varlığı konusundaki şüpheleri de gidermiştir. Sırp İçişleri Bakanlığına göre sayıları 2000 olarak tahmin edilen UÇK’nın 1998 başındaki gücü bir ordudan daha çok hafif silahlı bir direniş örgütünü andırmaktaydı. Sırp yetkililerin kesin bildiği bir diğer konu ise bu örgütü yok etmeye yönelik tedbir alınmadığı takdirde hızlı bir şekilde büyüyeceği ve 100.000 lere ulaşacağıdır. Sırplar Şubat-Mart 98’de bu amaca yönelik operasyonlara başladılar ve yaklaşık 11 aydır sivil halka yönelik yürüttükleri askeri operasyonlarla da büyük boyutlarda bir tehciri de amaçladıkları da belli olmuştur.

Kosova Kurtuluş Ordusu adı altında farklı siyasi eğilimlerde, yerel direniş unsurlarını da kapsayan farklı mücadele birlikleri ortaya çıkmıştır ve bugün içinde bulunduğu durum Türk Kurtuluş savaşındaki yerel direniş milisleri ve çeteler dönemine benzemektedir. Düzenli orduya geçilmesi yönünde geçtiğimiz günlerde önemli adımlar atılmış, fraksiyonlar bir çatı altında birleştirilmeye başlanmıştır. Kosova Cumhuriyeti Savunma Bakanlığı’nı yürüten Ahmet Krasniqi idaresinde sürdürülen düzenli ordu çalışmalarında önemli mesafeler kat edilmiş, ama ne yazık ki bu başarılı komutan Kasım ayında Tirana’da çok karanlık bir suikasta kurban gitmiştir. Krasniqi’nin yerine atanan Halil Biça çalışmaları aynı hızla yürütmektedir.

KOSOVA’DA ÇÖZÜM TARTIŞMALARI

Mart 1998’den beri yapılan açıklamalar ile Kosova’da bir çozümün anahatları belli olmuştur. Bu çözüm aşağıdaki "oyun kuralları" muvacehesinde gelişmelidir:

· "İçişlerinde özerklik" (bağımsızlık ve bunun sonucu "dışişlerinde özerklik"in tersi anlaşılmalıdır) hem Sırplar hem de Arnavutlar için kabul edilir bir noktadır.

· Bu, Kosova Arnavutları için bütün ayrılık isteklerinin bir kenara bırakılması, Sırplar içinse Kosova’ya (ayrıntıları sonradan saptanacak) bir özerk statü verilmesine rıza demektir.

· Bu statü öyle ayarlanmalıdır ki, "her iki taraf da sonucu yenilgi olarak görmesin". Kimse bu durumu daha sonra yeni "etnik temizlik" planları için vesile olarak kullanmasın.

· Öte yandan uluslararası kamuoyu ("üçüncü faktör") sorunun çözümünde aşağıdaki hususlara riayet etmelidir:

· Görüşmelerde bütün Balkan devletleri bulunmalı. Bunlar sınırları içinde Arnavut azınlıklar yaşayan devletler (Yunanistan, Makedonya) ve krizin sıcak savaşa dönüşmesinden doğrudan etkilenecek ülkeler (Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Türkiye) olmalıdır.

· Asıl diyalog, gerilimin yumuşaması ve karşılıklı güven oluşturmadan sonra ancak üçüncü aşama olarak başlamalıdır.

· Bulunan çözüm ilk birkaç yıl uluslararası gözlem ve garanti altında olmalı ve toplumu uzun bir yatışma, alıştırma ve süreci yerleştirme döneminden sonra yapılacak referandum ile kesin geçerlilik kazanmalıdır.

Bir devlet içinde birden çok halkın yaşaması durumunda üç gelişme öngörülür: Asimilasyon, hâkimiyet, birlikte yaşayış. Kosova Arnavutlarının asimilasyonuna hiçbir zaman girişilmedi. Zaten girişilseydi de Slavlarla aralarındaki dil, kültür, din ve toplum farklılıkları ile Arnavutluk’a olan yakınlıkları nedeniyle başarılamazdı. Tarihte Sırpların uygulayabildiği tek seçenek hâkimiyet oldu; ancak hiçbir zaman son on yıldaki kadar sert biçimde uygulanmadı. Gelecek için iki tarafa da uygun bir birlikte yaşayış modeli bulunmalıdır. Yukarıdaki "oyun kuralları" muvacehesinde aşağıdaki çözüm modellerinden söz edilebilir:

· Uluslararası himaye: BM üç yıl için askerden arındırılmış Kosova’nın yönetimini alır. Bu çözüm Sırp direnişi ve uluslararası red nedeniyle olmayabilir.

· İdari yeniden yapılanma ve Kosova’nın muhtemel bölünmesi: Sırbistan’ın bir idari yeniden yapılanmaya tabi tutularak Kosova’nın "yerel özerk yönetim"e sahip bir "bölgesel birim" olarak kabulü fikri Mart 1998’de Sırp Demokratik Partisi (DSS) lideri Vojislav Koştunica tarafından tekrar gündeme getirildi. Bu bağlamda, bu konuda en iyi sonuçları almış olan İspanya modeline atıf yapıldı. Nisan 1998’de Vuk Draşkoviç’in "Sırp Yenilenme Hareketi" (SPO) tarafından yapılan bir öneri de şöyleydi: Kosova ikiye bölünecek; her iki bölgede şimdiye kadarki "otonom bölgeler" statüsünden daha geniş haklara sahip olacak; ancak devlet yapısına sahip olamayacaklar; Sırp Parlamentosu’nda bir "Bölgeler Şurası" (Veçe Regiona) tarafından temsil edilecekler. Bunun yanı sıra bu iki bölgenin iki meclisli kendi parlamentoları olacak; bunlardan biri seçilecek; diğeri etnik orana göre belirlenecek. Bu seçenek Kosova’nın "etnik olmayan bir bölümünü" öngördüğünden genelde kabul görmüş ve 1996’da Sırp Bilimler ve Sanatlar Akademisi başkanı Aleksandr Despiç tarafından da ortaya atılmıştı.

· Otonomi: Yasama yetkisini Kosova’ya bırakmak. İtalya’daki Güney Tirol modelinin aynıdır. Bu çözümü Arnavutlar da kabul edebilir; ancak öncelikle buna başka bir isim verilmelidir; çünkü "otonomi" sözü altında çok sıkıntı çektiler.

· Yugoslavya’nın üçüncü cumhuriyeti: Kosova, Sırbistan ve Karadağ’ın yanı sıra federal Yugoslavya’nın üçüncü cumhuriyeti olur. Kendi anayasası, yönetimi, yargısı ve temel konularda veto hakkı olur. Federasyon savunma, güvenlik, dışişleri ve para politikalarından sorumlu olur. Kosova Arnavutları bir "anayasal millet" statüsü alır; Arnavutça Yugoslavya’nın resmi dillerinden olur. Bu çözüm yıllar önce Adem Demaçi tarafından ortaya atıldı; onun çözümü "federasyondan ayrılma" hakkını da içeriyordu. Şubat 1998’de aynı çözüm, bir zamanlar "Tito’nun Kosova’daki genç adamı" şimdilerde Piriştina’da avukat olan Azem Vlasi taerafından da tekrarlandı. Bu fikir hala çok ileri ve "Sırplarca zor hazmedilir" bulunabilir; ancak tarihçi Milan Protiç’in bir görüşmede söylediği gibi kaçınılmaz bulunmaktadır:

· "Onlar (=uluslararası topluluk) burada küçük, küçültülmüş bir Yugoslavya istiyor; üç federatif birimli bir Tito Yugoslavyası (sa tri federalne jedinice). Birimlerin her biri kendi yoluna gidecek; ama seyirleri kontrol altında tutulacak. Bana öyle geliyor ki, uluslararası kamuoyunun konumundan bakıldığında bu Kosova sorununun en iyi çözümü. Artık büyük güçlerin isteğine rağmen hiçbir şey olmayacağını öğrenmeliyiz."

Bu eski hale bir dönüş ya da "Sırbistan’ın savaşta kazandığını barışta kaybetmesi" gibi görülebilir (Dobrica Çosiç); bu ise problemi efsaneler ile bezemek olur. Gerçekte Belgrad Kosova’dan fiilen uzaklaşmıştır: Bölgenin iç kolonizasyonu yıllardır durdurulmuş, Bosna’dan ve Hırvatistan’dan gelen yüz binlerce Sırp mültecisinden yalnız bir avuç dolusu Kosova’ya iskân edilmiş; sanayi kompleksleri sökülmüş ve bölgeden taşınmıştır. Bu ve daha birçok şey yeni federal çözüm ile değiştirilebilir. Tabii bunun başka ön şartları da federal Yugoslavya’nın bambaşka bir ülke olması; demokrasi ile yönetilmesi ve ekonomisinin gelişmesidir. Bu durumda sükûnet hâkim olacaktır. Arnavut sosyal demokrat Şkelzen Maliki’nin Aralık 1991’de şöyle diyor: "Beğenelim ya da beğenmeyelim, bundan sonra da Sırplara komşu olacağız. Sorun kiminle görüşecek olduğumuz… Eğer demokratik bir Sırbistan olsa idi, onunla ortak bir faydada buluşabilirdik… Yeni iktidar sahipleri Arnavutlara karşı yüzyıldır süren baskı politikasını kökten değiştirmeli ve onlarla bir çeşit Birlik kurmalıdır."

TÜRKİYE’NİN YAPMASI GEREKENLER

· XXI. yy.a girerken Balkanlarda bütün dünyanın gözleri önünde bir soykırım yaşanmaktadır. Bu bir jenosit harekedir. Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden yapılan bu katliama insanlık seyirci kalamaz. Derhal hür dünya ve uluslararası camia bu katliamı durdurmak için harekete geçmelidir. Önce kan akması durdurulmalıdır.

· Yurtlarından kaçan bu çaresiz insanlar kış girmeden Kosova içinde bir güvenli bölgeye toplanmalıdır.

· İlaç, yiyecek ve giyecek yardımlarının ulaştırılması ve dağıtımı için Kızılhaç ve Kızılay işbirliğiyle bir uluslararası organizasyon gerçekleştirilmelidir. Bunun için Kosova’da BM Temsilciliği açılmalıdır.

· NATO müdahalesi için BM Güvenlik kararı acilen çıkarılmalıdır. BM karar çıkartmadığı takdirde NATO kendi insiyatifini kullanmalıdır.

· Kosova Kurtuluş Ordusu’na vatanını savunması için yeterli silah desteği verilmelidir.

· Uluslararası savaş suçluları mahkemesi Kosova’da işlenen savaş suçlarına da bakmalı ve savaş suçluları bu uluslararası mahkemede yargılanmalıdır.

· Kosova için bulunacak siyasi çözümün temelini Kosova halkının kendi kaderini tayin hakkı prensibi (selfdetermination) oluşturmalıdır.

· Türkiye nüfusunun önemli bir parçası Kosova Arnavutları ve Türklerinden müteşekkildir. Kosova’da barışın tesisi ve kalıcı bir siyasi çözüme ulaşılmasında Türkiye öncülük ve arabuluculuk yapmalıdır.

· Türkiye, NATO’nun önemli bir üyesidir. Türkiye, NATO içinde Kosova sorununu aktif bir şekilde gündeme getirmelidir.

· 10.Türkiye’nin sivil toplum ve yardım kuruluşları Kosova halkının acılarını dindirmek ve bölgeye insani yardım ulaştırmak için harekete geçmelidir. Devlet bu kuruluşlara gereken her türlü kolaylık ve desteği sağlamalıdır. Çünkü Türkiye’ye yaşayan milyonlarca insanın Kosova’da yakın akrabaları bulunmaktadır. Kimse akrabanın akrabaya yardım etmesine engel olmamalıdır.

· Çocuklarımızın bizden utanmadan tarihlerini okuyabilmeleri için Kosova halkının acılarına kulak vermeli ve bu zor günlerinde Kosovalı kardeşlerimizin yanında olmalıyız.

· Sonuç olarak; Kosova’nın, yeni Yugoslavya Federasyonu’na Sırbistan ve Karadağ yanında üçüncü cumhuriyet olarak katılması formülü, bugünkü konjonktürde gerçekleşmesi en mümkün ve tarafların üzerinde anlaşmaya varma ihtimalinin yüksek bulunduğu siyasi çözüm yolu görünüyor.

EK I- KOSOVA’NIN GELECEĞİ?

International Crisis Group, South Balkans (bir sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Kriz Grubu Güney Balkanlar Raporu)

Bazı Batılı diplomatlar ve siyasi analistlere göre Miloşeviç Kosova’nın geleceğinin Yugoslavya’dan ayrı olduğuna çoktan karar vermiştir; çünkü Sırbistan ve Sırplar Kosova’yı demografik olarak kaybetmiştir ve askeri olarak da uzun süre kontrol edemezler. Böyle bir sonuca varmak ile bu sonuca uygun tavır almak iki farklı şeydir. Öte yandan bir stratejik düşünür olmayan Miloşeviç’in bu sonuçlara vardığına dair elde delil yoktur.

Yine de Kosova’daki olayların onu Kosova’yı bırakmaya götüreceğini varsayar ve Sırplar için Kosova’nın taşıdığı duygusal önemi de göz önünde bulundurursak Miloşeviç’in Kosova’nın kaybının getireceği politik zarardan kurtulmak için tek yolunun Kosova’da şiddeti kendi seyrine bırakmak olduğunu tahmin edebiliriz. Buradan dört muhtemel senaryo çıkar:

  1. Sırp polisi ve Yugoslav ordusu UÇK’yı bastırmayı başarırsa, Sırbistan bir müddet daha Kosova’yı elde tutacaktır. Miloşeviç Sırbistan’ın gözde lideri kalacak ve Kosova’yı Arnavut tehdidinden kurtaran adam olarak siyasi kapital toplayacaktır. Ancak Miloşeviç bu işten kısa bir süre kar edebilecektir; çünkü Sırbistan Kosova’da zorlukla destekleyebileceği büyük bir polis gücü barındırmak zorundadır. Sırbistan ekonomisi "dış duvarın" arkasında çökmeye devam edecektir. Bu durumda Miloşeviç’in otoritesi zayıflayacak ve iktidardan düşecektir. Arnavutlar da rövanş için tekrar silahlanacaktır.
  2. Eğer Sırp polisi ve Yugoslav ordusu UÇK’yı bastıramaz ve şiddet devam ederse Miloşeviç konumunu savunmak için Sırbistan’ın ulusal onurunu ve toprak bütünlüğünü savunmak gerektiğini söyleyecek; kendini ulusun savunucusu ilan edecektir. Sırbistan yine Kosova’da zorlukla destekleyebileceği büyük bir polis gücü barındırmak zorunda kalır. Sırbistan ekonomisi "dış duvarın" arkasında çökmeye devam edecektir. Bu durumda Miloşeviç’in otoritesi daha yavaş zayıflayacak; sivil kayıplar artacaktır.
  3. Eğer UÇK ve diğer Arnavut gruplar Sırp polisini Kosova’nın her yerinden sürerse Miloşeviç Kosova’nın ayrılması konusunu Arnavut temsilcilerle görüşecektir. Öte yandan Miloşeviç içerde Sırbistan’ın bu parçasını korumak için elinden geleni yaptığını iddia edebilir. Uluslararası toplumu, Sırp demokrat liderlerini, Sırp polisini ve Yugoslav ordusunu ve onun komutanlarını suçlayabilir. Daha önce 1995’te de aynı nedenlerle Bosnalı ve Hırvatistanlı Sırp liderlerini Sırp bölgelerini kaybetmekle suçlamıştı. Bu onu iç çekişmelerden kurtarır ve daha küçük bir Sırbistan’da bir müddet daha iktidarını garanti eder.
  4. Eğer uluslararası toplum, Sırp polisi ve Yugoslav ordusunun karıştığı yaygın şiddet olayları sonucu müdahale ederse Miloşeviç yine kendini yenik ama onurlu savaşçı olarak tanıtacaktır. O Kosova’yı Sırbistan için korumaya çalışmakta elinden geleni yapmış ama ulusun üstün kuvvetteki düşmanlarını yenmeyi başaramamıştır. Uluslararası toplumun 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sınırların zor kullanarak değişmezliği prensibini kendi elleriyle yok etmesini memnunlukla izleyecek; sonra da kendi halkına Kosova’nın kaybını engellemenin elindeki imkânları çok aştığını söyleyecektir. Bu da onu iç çekişmelerden kurtarır ve daha küçük bir Sırbistan’da bir müddet daha iktidarını garanti eder.

EK II- KOSOVA KRONOLOJİ

1989 Slobodan Miloşeviç Kosova’nın özerkliğini feshetti. Kosova Meclisi bu önlemi onayladığında sokak gösterileri oldu. Karışıklık çıktı; 20’den çok kişi öldü.

1990:

Ocak: Polis ve Arnavut göstericiler arasında sürekli çatışmalar. Polis en az 10 kişiyi öldürdü.

Şubat: Yugoslavya Kosova’ya asker, tank, savaş uçağı ve 2000 polis sevk ediyor. Ay sonuna kadar 20 kişi daha öldü. Sokağa çıkma yasağı kondu.

Temmuz: Bölgenin Arnavut kökenli milletvekilleri bağımsızlık ilan etti. Sırbistan Kosova Meclisi’ni dağıttı. Grevler ve gösteriler sürüyor.

1991

Bosna savaşı başladı.

Komşu Arnavutluk parlamentosu Kosova’yı bağımsız devlet olarak tanıdı.

1992

Mayıs: Yazar İbrahim Rugova Sırp makamlarının tanımadığı bir seçimle cumhurbaşkanı seçildi.

Ekim: Sırp ve Arnavut kökenli liderler üç yıldan beri ilk kez barış görüşmelerine oturuyorlar.

1993

Polis en az 30 Arnavut kökenliyi silahlı isyan hazırlığına girişmek iddiasıyla tutukladı.

1995

Temmuz: Bir Sırp mahkemesi 68 Arnavut kökenliyi bağımsız bir polis gücü oluşturmak iddiasıyla 8 yıla mahkûm etti.

Ağustos: Sırp makamları Hırvatistan’dan gelme birkaç yüz Sırp göçmeni Kosova’ya yerleştirdi. Arnavut liderler bunu protesto etti.

1996

Sırbistan Arnavut liderlerle bir anlaşma imzalayarak Arnavut öğrencilerin altı yıllık aradan sonra resmi eğitime dönmesine izin verdi.

Gizli örgüt Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) ilk defa bazı bombalama olaylarında sorumluluğu üstlenerek adını duyurdu.

1997

Ocak: Piriştina Üniversitesi’nin Sırp rektörü arabasına konulan bombanın patlamasıyla ağır yaralandı.

UÇK’nın liderlerinden olduğu şüphe edilen bir kişi silahlı çatışmada öldürüldü.

Mart: Piriştina’nın merkezinde bomba patlaması sonucu dört kişi yaralandı.

Eylül: Silahlı kişiler 10 Kosova kasabası ve köyündeki polis karakollarına gece saldırıları düzenlediler. Bu olaylar artarken polis de barışçı göstericilere saldırdı.

Ekim-Aralık: Bir Sırp mülteci kampına el bombaları ve makineli tüfek ile saldırıldı. Ölen olmadı.

Ayrılıkçılar Yugoslav Havayollarının bir eğitim uçağını düşürdüklerini iddia ettiler.

1998

Ocak: Polisin vurduğu bir Arnavut’a karşılık olmak üzere bir Sırp kökenli politikacı öldürüldü.

Şubat-Mart: Kosova’nın Drenitsa bölgesindeki polis operasyonlarında ayrılıkçı olduğu şüphesiyle onlarca kişi öldürüldü; evler yakıldı ve köyler boşaldı.

Kosova’nın merkezi Piriştina’de onbinler şiddeti protesto etmek için yürüdü; çatışmalar çıktı.

Kosova Arnavutlarının lideri İbrahim Rugova, Batı’nın uzlaşma önerilerini reddederek derhal bağımsızlık istedi.

Arnavutlar Belgrad tarafından yasadışı ilan edilen bir seçimle cumhurbaşkanı ve parlamentolarını seçti.

Nisan: Yapılan bir referandumda Sırpların %95’i Kosova’ya dış müdahaleye hayır dediler.

Eski Yugoslavya Temas Grubu, Rusya’nın itirazına karşın Yugoslavya’ya Kosova nedeniyle yaptırımlar uygulama kararı aldı.

Mayıs: ABD temsilcisi Richard Holbrooke bir seri mekik diplomasisi turlarına başladı; sonuçta Slobodan Miloşeviç İbrahim Rugova’yı barış görüşmelerine davet etti.

Arnavut ve Sırp temsilciler barış görüşmelerine başladı; Kosova’da çatışmalar devam ediyor.

Haziran: BM Genel Sekreteri Kofi Annan NATO’yu uyararak Yugoslavya’ya bir müdahale için BM Güvenlik Konseyi kararı gerektiğini bildirdi.

Temmuz: Fransa ve İngiltere ateşkes için BM Güvenlik Konseyi’ne bir teklif verdiler.

Ağustos: Bir aylık sürekli çatışmalar UÇK’yı zayıflattı. Önemli bir UÇK mevkii olan Junik ayın 16’sında Sırpların eline geçti. BM ateşkes istedi.

Eylül: Sırp ordusu Kosova’nın Drenitsa bölgesindeki köyleri basıyor.

BM Güvenlik Konseyi Kosova’da ateşkes için çağrı kararı aldı; Yugoslav hükümetini aksi halde "başka önlemler alacağına" dair uyardı. NATO Kosova’ya askeri müdahale için ilk resmi adımlarını atıyor.

Saldırının bittiğine dair bütün Sırp güvencelerine rağmen şiddetli çatışmalar sürüyor. Üç ayrı olayda en az 36 Arnavut sivil katledildi.

Ekim: NATO hava saldırısı için hazırlık yapıyor. Yugoslavya’daki Batılılara ülkeyi terk çağrısı yapıldı.

NATO ülkeleri, Yugoslav cumhurbaşkanı Miloşeviç Kosova ile ilgili BM kararlarına uymazsa askeri müdahale için karar aldılar.

Amerikalı diplomat Richard Holbrooke’un yoğun gayretleri ile Yugoslavya, BM kararlarına uyduğunu denetleyecek 2000 kişilik bir gözlem gücünün Kosova’ya gelmesini kabul etti. Başlamak üzere olan NATO hava saldırısı durdu.

Kasım: BM Kosova özel temsilcisi Christopher Hill Belgrad Ateşkes anlaşmasından sonra bölgede insani durumun ve güvenliğin hayli düzeldiğini bildirdi.

Aynı ayın sonunda NATO ve ABD Belgrad hükümeti ve Arnavut direnişçileri Kosova’daki ateşkesi yaralamakla suçladı.

Onlarca uluslararası gözlemci Kosova’da kırsal kesime gidip ateşkesi gözlemek üzere eğitime başladı.

Aralık: Sırp makamları Ekim’deki Ateşkes anlaşmasından beri çıkan en şiddetli çatışmada 30 Arnavut’un öldürüldüğünü açıkladılar.

ABD özel temsilcisi R. Holbrooke Kosova’nın geleceği konusunda Sırp ve Arnavut görüşlerinin hala tehlikeli derecede farklı olduğuna dikkat çekti.

Kuzey Kosova’da çıkan yeni çatışmalar uluslararası uzlaşı çabalarını akamete uğrattı.

1999

Ocak: 40’tan çok Arnavut’un cesedi, Kosova’da son çatışmaların çıktığı bölgede bulundu. Genel tablo bunun bir toplu infaz olduğunu düşündürüyor.

Buna cevaben NATO iki yüksek rütbeli subayını Belgrad’a yollayarak Yugoslav makamlarını, şiddetti bitirmezlerse hava saldırıları ile karşılaşacakları konusunda uyardılar.

Kaynakça

Kitaplar

Bartl, Peter; Die albanischen Muslime zur Zeit der nationalen Unabhängigkeitsbewegung (1878 – 1912). Wiesbaden 1968

Bartl, Peter; Die Albaner. (Weithmann, Michael; Der ruhelose Balkan. Berlin 1993. adl› kitapta)

Kaleshi, Hasan; Das türkische Vordrigen auf dem Balkan und die Islamisierung – Faktoren für die Erhaltung der ethnischen und natiionalen Existenz des albanischen Volkes. (Bartl, Peter – Horst Glassl Ed.; Südosteuropa unter dem Halbmond. München 1975 – adlı kitapta)

Libal, Wolfgang – Kohl von Christine; Gordischer Knoten des Balkan. Wien – Zürich 1992

Malcolm, Noel; Kosovo: A Short History, New York University Press, 1998

Prifti, Peter R.; Jugoslawien und die albanischen Minoritäten. (Italieander, Rolf (Ed.); Albanien – Vorposten Chinas. München 1970 – adlı kitapta)

Reuter, Jens; Die Albaner in Jugoslawien, 1982 Südost Institut, München

Taşar, M. Murat; Bosna-Hersek ve Postmodern Ortaçağa Giriş: Birleşik Yayıncık, İstanbul Şubat 1996.

Makaleler

Hoppe, Hans-Jochim; Politische Parteien und Organisationen im Kosovo – Auszüge aus Parteiprogrammen. Osteuropa 12/92

Hoppe, Hans-Jochim; Für Freiheit und Selbstbestimmung. Albanische Stimmen zum Kosovo-Problem. Osteuropa 10/93

Ivanji, Ivan; Krise im Kosovo – Die albanische Frage. Die politische Meinung, Nr. 347/Oktober ‘98

Krizan, Mojmir; Zerbrechliche Hofnungen – Das Abkommen Dayton/Paris und die Zukunft des Balkans. Osteuropa 4/96

Oschlies, Wolf; Kosovo ‘98 (I): Ursachen und Kulmination eines alt-neuen Balkan-Konflikts. Berichte des BIOst, 20/98

Oschlies, Wolf; Kosovo ‘98 (II): Breitenwirkung und (mögliche) Lösungen des Konflikts. Berichte des BIOst, 21/98

Pula, Gazmend; Kosova – Republic in a New (Con)Federation Via Refederalization of Yugoslavia – General Consideration, Preconditions, Processes and Relevant Features. Südosteuropa 46. Jhg. 3–4/1997

Reuter, Jens; Die jüngste Entwicklung in Kosovo. Südosteuropa 38. Jhg. 6/1989

Reuter, Jens; Albanische Intelligenz in Kosovo. Südosteuropa 39. Jhg. 5/1990

Reuter, Jens; Die politische Entwicklung in Kosovo 1992/93 – Andauernde serbische Repressionspolitik. Südosteuropa 43. Jhg. 1–2/1994

Reuter, Jens; Die internationale Gemeinschaft und der Krieg in Kosovo. 47. Jhg. 8/1998

Şakiç-Schmidt, Baerbel; Kosovo – der innerserbisch Krisenherd. Osteuropa 4/92

Vollmer, Johannes; Dayton – eine Pax Americana. Europäische Rundschau 2/96

Basılı ve basılı olmayan (internet) Belgeler

Amerikanische und fransözische Kosovopolitik vor Dayton (Dokumentation). Südosteuropa, 45. Jhg. 2/1996

Babuna, Aydın; Kosova Sorunu Üzerine, http://www.hun.edu.tr/~fpi/Books/kosova.html

Cubruloviç, Vasa; Die Vertreibung der Albaner. Wien (broşür – yayın tarihi yok). İnternet’te de bulmak mümkün: http://web.eunet.ch./government/CUBG.html – Nisan 1998)

Hintergründe der Auswanderung von Albanern aus Kosova in die westeuropäischen Staaten – Möglichkeiten der Wiedereinbürgerung in der Heimat. (Viyana Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü’nün desteği ile yapılmış araştırma) Wien 1998. İnternet’te de bulmak mümkün: http://web.eunet.ch./government/H‹NTERGRÜNDE-html – Nisan 1998)

Nationaler Bericht. http://www. kosova.de/politik/nationaler-bericht (Mart 1998)

Verfassung der Republik Kosova. (2. erweiterte Aufage) Prishtine Mai 1992

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: