AK PARTİ DOSYASI /// CEM AKIN : Ak lejyonerler rahatsız


Başbakan Erdoğan’ın son dönemdeki söylem, eylem ve projeleri Medya Lejyonerleri’ni hayli sıkıntılı duruma düşürdü.

Ergenekon, 27 Nisan, Referandum gibi süreçlerde Hükümetin gazete yöneticileri partiyle birebir aynı düşündüklerinden iç huzuruyla savunma ve atak pozisyonundaydılar. Üstelik bu yolda çok değer verdikleri liberal kalemlerle de paralel yürüyorlardı ve bu itibar açısından getirisi yüksek bir durumdu.

Ancak Başbakan Erdoğan’ın bütün süreçleri tek başına belirleme dönemini (Tek Adam) başlatmasıyla birlikte Hükümetin medya yöneticileri peş peşe içinden çıkılmaz durumlara düştüler. “Gavat”diyen valiyi bile savunma pozisyonunda kalınca itibar erozyonu da beraberinde geldi.

Gezi Parkı olaylarıyla başlayan süreçte aslında Mustafa Karaalioğlu, Akif Beki, Yusuf Ziya Cömert, İbrahim Karagül gibi isimler Abdullah Gül’ün çizgisini beğeniyor, sakinleştirici ve yapıcı politikalarını doğru buluyorlardı. Erdoğan yurt dışındayken Gül çizgisinde sakinleştirici yayınlar da yaptılar. Ancak Erdoğan, Arınç’ı izlerken tableti yere vurunca Hükümet medyasındaki sakinleştirici rol de tuz buz oldu. Ondan sonrası ise “telekinezi yöntemi”ne varan, IPhone’daki “zello” uygulamasından “Zello terör örgütü” icat eden, turist kızları İngiliz ajanı yapan bir yayıncılık çıktı ortaya. Hükümet medyasının komutanları gözlerini kapayıp vazifelerini yapmaya başladılar.

Ancak Erdoğan’ın tek karar verici devri başlamıştı bir kere ve duracak gibi değildi. Gezi’nin şokunu kürtaj, sezaryen, ODTÜ gibi artçı küçük dalgalar izledi.

Her taraftan olaylar patlıyor, Hükümet medyası ya kafasını kuma gömüyor ya da mahcup savunmalara girip itibarını bitiriyordu.

Bir gün Eskişehir Valisi çıktı, sokak ortasında dövülerek öldürülen bir genç için “arkadaşları dövmüş olabilir” dedi. Bütün hükümet medyası manşetlere çekti bu cümleyi. Görüntüler ortaya çıkınca sus pus oldular ama itibar erozyonunu durdurmaya yetmedi bu.

Eskişehir Valisi görüntülere varıncaya kadar bütün ayrıntıları ortaya çıkartan gazeteci İsmail Saymaz’ı, “Bak Oğlum İsmail” diye başlayan bir maille tehdit edince de sessiz kaldı Hükümet medyasının yöneticileri. O her konuda etik dersi veren Mustafa Karaalioğlu, bunun etik olmadığını bile söyleyemedi.

Hükümet medyasının yöneticilerinin siyaset alanında olamayan omurgası, bürokratlara karşı da olamadı. Halka hakaret eden askerleri sayısız örnekle yerden yere vuran Hükümet medyasının yöneticileri, “bizim vali”nin halka “gavat” demesini bile yuttu.

AKP’li bir milletvekili çıkıp Meclis’teki kadın gazetecilere “bacaklarınızın arasını çeksem” dediğinde de yutkundu o yöneticiler.

Aslında tepki vermek isterlerdi ama “o valiler” de “o vekil de” Başbakan’a yakın isimlerdi hep. Artık kırıntıları kalmış itibarlarını kurtarmak için son çıkışları yapma şansları vardı ama kaybedecek şey de çoktu.

Başbakan ve onun akıttığı kamu ilanları olmasa berbat biçimde yönettikleri gazeteleri televizyonları ayakta kalabilir miydi? Kamu kaynaklarından fonlamalar olmasa 50 bin lira maaş nasıl alabilirdi Medya Grup Başkanı… TMSF olmasa kim verirdi o yayın yönetmenine 30 bin lira… Nargile fokurdatıp okey oynarken yalap şalap 15 dakikada attırılan yazı karşılığında 15 bin lira 10 bin lira maaşı nasıl alırlardı?

Vatandaşa gavat diyen valiye ses çıkartamayan omurgasızlığın sebebi işte buydu. Ah imkanlar… ah derd-i maişet…

28 Şubat’ta üç kuruş maaş alıyorlardı ama başları dikti. Şimdi hepsi çift haneli maaşlar, makam araçları, bussines class biletler, yazlıklar, kışlıklar içindeler ama bir de boyundurukları var. Ve insanın başını omurgasıyla, onuruyla beraber büyükor.

BUNU DEMEYECEKTİN

Peş peşe darbelerle itibar taşı parçalanırken Başbakan bir gün çıktı ve “kızlı erkekli” muhabbetine girdi. Yılmaz savunucu Mehmet Barlas’ı bile aşan sözlerdi bunlar. Hükümet sözcüsünün yalanlaması imdada yetişti neyseki. Ertesi gün tekmil Hükümet Medyası “yalan-provokasyon” haberlerini çekti sürmanşetlerine.

Allahın tokadı bitecek gibi değildi lakin. Başbakan, o sözlerine sahip çıktığı gibi beş beterini de söyledi. Üniversite öğrencilerinin grup seks yaptığını demediği kaldı bir.

Mehmet Barlas pes etti. “Bu kadar zırvayı ben bile açıklayamam” deyip konudan çekildi. Ah keşke hepsi yapabilseydi aynı şeyi. Bir gün sessizlik, iki gün sessizlik derken Başbakan’ın tazyiki dayanılmaz boyutu aştı. Topa ilk giren en çok maaşı alan oldu. Kimin boyunduruğu kalınsa görev ona düşerdi çünkü. Yiğit oğlan Mustafa Karaalioğlu çıktı meydane, fırladı Kanal24’ün ekranına sağdan çevirdi soldan çevirdi “kızlı erkekli” mevzusunu kadayıf gibi kızartıp özgürlük manifestosuna çevirdi.

“Mustafa Karaalioğlu son noktayı koydu” diye kendisini manşetlere çektirdi ama çalan da kendiydi oynayan da. Erdoğan’ın nokta koyacağı yoktu çünkü. “Yasal düzenleme yapacağım” dediğinde Hükümet Medyası’nın yöneticileri apışıp kaldı. Tutunacak dalın kalmadığı bu noktada imdada Bülent abi yetişti.

Yandaş medyanın hükümet krizine sevineceği kimin aklına gelirdi.

Krizler bitecek gibi değildi memlekette. Öğrenci evi küllenmeden dershane krizi patladı. Yine gençlerin hayatıydı sözkonusu olan. Türban konusunda söyledikleri “özel hayat” nutuklarını öğrenci evleri tartışmasında yutan Hükümet medyasının yöneticileri için sıra “teşebbüs hürriyeti” nutuklarını yutmaya gelmişti.

28 Şubat’ta yeşil sermaye denilerek teşebbüs hürriyeti yok edilirken çok atmışlardı bu nutukları. Dershaneler kanun zoruyla ve cebren kapatılırken “teşebbüs hürriyeti nutukları” yutuldu. Minare için kılıf aramaya koyuldular. Hiçbirinin aklına yatmıyordu hükümetin bu yaptığı. Hepsi dershanelerin sebep değil sonuç olduğunu söylüyor, devlet okullarının berbat durumundan, AK Parti döneminde milli eğitimin yap boza dönmesinden dem vuruyorlardı özel sohbetlerinde ama kamuoyu önünde bunları söylemek kolay mıydı?

Başbakan ağızlarına biberi sürüverirdi.

Hem onlara 10 bin, 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin lira maaşları başka kim verirdi ki?

Ah eski günler ne iyiydi. Hükümetin haklı olduğu ve haklıyı savunmanın kolay olduğu günler. Hem itibarı korurken hem de para yapmanın mümkün olduğu günler…

Ya haklının yanında olup madden kaybedecek, ya madden kazanmaya devam edip itibarlarını gömeceklerdi.

Neyi tercih ettiklerinin cevabı bugünkü tek merkezden atılan manşetlerinde..

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: