KÜRT SORUNU /// Ahmet Kılıçaslan Aytar : ERDOĞAN- BARZANİ GÖRÜŞMESİNİN ANLAMI


ABD ve Rusya’nın stratejik müttefikliği Ortadoğu’da istikrar,güven, barışın oluşması ve bölgedeki stratejik derinlikten yoksun petrol ülkelerinin ekonomilerinin bağlı olduğu petrol ve gaz akışının Hürmüz Boğazı ve Doğu Akdeniz su yollarından serbest olarak yapılması ve İsrail’in güvenliğinin sağlanmasına ilişkindir.

*

Bu yönde büyük bir siyasal mücadele yaşanıyor ve yeni dengeler oluşurken her siyasi güç kendine avantaj sağlamaya çalışıyor-ki, Kürtler de bölgeden etkin kazanımlar sağlamayı amaçlıyor.

Bir yandan Türkiye,Suriye ve İran’da demokratikleşme perspektifinde kurumsal kimlikleri,birlik ve dirliklerine yönelik ortak dille siyasal nicelik ve niteliklerini kazanmaları anlamında Kürt Sorununa, Öte yandan Türkiye’de, İran,Irak,Suriye’de bölünmüş Kürdistan’da kendisinden başka egemen gücü kabul etmeyen bir ulus devletin oluşması anlamında Kürdistan Sorununa çözüm talebindedirler…

*

Bu sırada Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, Başbakan Erdoğan’ın davetiyle Diyarbakır’a geliyor…

Ziyaret -ne,Kürtlerin birbirleriyle rekabeti -ne,bir kaç ay sonra yapılacak yerel seçimlerle ilgili bir yatırımı amaçlamıyor – çünkü,

*

ABD-Rusya müttefikliği BM merkezinde yeni bir küresel statünün oluşması -karşılığında, Ortadoğu’da İsrail-Filistin arasında barışı sağlamak -teminen,Suriye’de iç savaşın önlenmesi: Savaşı radikal boyuta taşıyan İslamcı düşüncenin ve terörist unsurların yok edilmesi: Yeni Suriye’nin kurulması: İran’ın nükleer programının engellenmesi gibi konulara çalışıyor.

BM Güvenlik Konseyi’nin 2118 sayılı kararı işliyor -işte, Cenevre II Barış Konferansının düzenlenmesiyle ilerleyecek süreçte, Suriye’de işlenen hukuk ihlallerinden Esad rejimi kadar muhalif tarafların, teröristlerin ve bunları destekleyen devletlerin paylarını üstlenmeleri ve yeni Suriye’nin bu hukuktan kurulmasına ilişkin bağlayıcı kararın alınmasına yürünüyor…

*

Bir tarafta, Devlet Başkanı Esad’ın devrilmesi halinde Suriye’nin etnik ve dini kimlik temelinde bölünmesi, Sünni İslamcıların ve radikalizminin bölgede başlıca aktif güç haline gelmesi olasılığının önünün kesilmesine, Sünni radikalizmin Batılı camiayı,Rusya’yı,Çin’i ve bölgesinde İran’ı tehdit eder durumuna son verilmesine
Başta Türkiye’de AKP hükümeti olmak üzere İslam ülkelerinde iktidara ulaşmış İslamcıların,ülkelerinde kendilerini Batı’nın bir parçası olarak gören siyasal eliti reddedişlerinin engellenmesine, Dinin topyekün bir hayat tarzı olduğu algısının demokrasi ile alâkasız -yalnızca, bir İslamcılık öğretisi olduğunun gösterilmesine gayret ediliyor.

*

Öte tarafta,Türkiye’den AKP iktidarı Cenevre II Konferansına karşı İslamcı söylemle süslediği "Bu rejim kimyasal silah kullandı. Katil silahını bıraktığı zaman, suçsuz olmaz. Rejim, bu suçun cezasını çekmeli "düşüncesinden geliştirdiği "Konferansın Esad’sız toplanması halinde bütün vebalin Esad’a yüklenmesi " sonucunu vereceğine inandığı bir yol izliyor.

Türkiye bu yüzden,Cenevre II Barış Konferansıyla geçiş yönetimi kurulduğunda Esad ve arkadaşları yönetimde olmamalıdır:Rusların konferansa Kürtlerin de katılması talebine karşı muhalefet ve rejim birer heyetle temsil edilmeli ve muhalefetin temsilini Suriye halkı adına Suriye Ulusal Konseyi yapmalı gibi önşartlar istiyor.

Ya diğerleri?

*

Darbeyle görevinden uzaklaştırılan Muhammed Mursi, Mısır Ordusunu "Aynı ailenin fertlerini birbirine düşürerek, ümmete ihanet etti" biçiminde suçlarken,lideri olduğu bölgesel Müslüman Kardeşler örgütünü İslamcı cihada sürükler gibidir.

Suudi Arabistan "Suriye krizi devam ediyor, rejim kendi halkına acımasızca baskı uyguluyor, öldürüyor, milyonlarca insanı yerinden ediyor"gerekçesi ile Batı’nın askeri operasyon yapmamasına karşı Suriye konusunda başarısızlık atfettiği BM Güvenlik Konseyi’nden Araplar için ayrı bir daimi üyelik istiyor.

Ya da Özgür Suriye Ordusu ve Ulusal Koalisyon,Cenevre II Konferansı’na katılmak için Şam’ın Esad’ın iktidardan düşürülmesini kabul etmesi,Suriyelilere karşı suç işlemiş kişileri dava etmek için bağımsız bir mahkeme oluşturulması gibi önşartlar ileri sürüyor.

Hepsi birlikte ,İslamcı söylemlerle konferansın Esad’sız toplanması ve bütün vebalin Esad’a yüklenmesinden yanadır – son noktada, Türkiye’de AKP iktidarının geliştirdiği,"Bosna Halkı, insanlık suçu işleyenlerle aynı masada oturmayı kabul etmişti. Fakat geçen yıl yapılan görüşmelerde şöyle bir şey ortaya çıktı: Ellerine kan bulaşmış insanlarla aynı masaya oturmak istemediler ve onları görüşmeden uzaklaştırdılar” formülüne yaslanılıyor.

*

Bu durumda Cenevre II Barış Konferansının düzenlenmesi ya da düzenlense bile sonuca gitmesi üzerinde şüpheler artıyor.

Durum İsrail-Filistin arasında yeni barış planıyla ilgili görüşmelere de yansıyor.

İsrail’in Filistinli mahkûmları serbest bırakması protestolara neden olunca Başbakan Binyamin Netanyahu Filistinlileri,ABD’yi ve ülkesindeki ılımlı kesimi karşısına alarak binlerce yeni yerleşim yeri için onay vermiştir.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İsrail-Filistin görüşmelerinin kesilmesi halinde İsrail’in uluslararası kamuoyunda soyutlanacağı ve üçüncü İntifadayla karşı karşıya kalabileceğini söyleyerek hem oldukça kötümser bir tablo çiziyor hem de İsrailli liderlerden tepki topluyor!

*

Fakat,Başbakan Netenyahu, -işte,İran’ın devamlı krize neden olan nükleer enerji programıyla ilgili BM Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesi ve Almanya ile Cenevre’de bir dizi görüşme yapmasına rağmen somut bir netice alınmaması ve sürecin hızla İran lehinde işlemesinden -üstelik,Cenevre II Barış Konferansının olumlu bir sonuca yönelmesinden endişelidir.

Politikasını ABD’nin İran ile yapılabilecek bir anlaşmanın risk ve tehlikeleri perspektifinde İsrail ile koordineli olmak ve kaygılarını yatıştırmak zorundalığından geliştiriyor.

*

Nasıl? Kürtler -hem, Batılı güçler adına yaşadıkları Türkiye,Suriye,Irak ve İran coğrafyalarında petrol ve gaz akışının Doğu Akdeniz su yollarından serbest olarak yapılmasına alan hazırlamanın görevindedir -hem de,bu alanlar üzerinde kendi adlarına Kürdistan Sorununa çözüm arıyorlar.

Birbirlerinden bağımsız,uzun süreli halk savaşı stratejisi uyguluyor, bulundukları ülkenin konjonktürü çerçevesinde gerek askeri anlamda gerekse iç ve dış politikada devletin kurumlarını,güvenlik güçlerini zor durumda bırakıyor, ittifaklar kuruyor ve bir azınlığın haklı isyan hareketine dönüşüyorlar.

*

İşte, Türkiye’de Kürt Hareketi bir isyan hareketinden daha da ötede barış ve müzakere sürecini güçlendirecek bir tavra yönelmeyi teminen devlet ve AKP iktidarından beklenti içinde olmadan,"Demokratik Ulus Projesi"ni Siyasî, Hukukî,Sosyal,Kültürel, Ekolojik, Ekonomik, Öz Savunma ve Diplomatik boyutlarda hayata geçirmeye yönelmiştir.

Kuzey Suriye’de Kürt Demokratik Birlik Partisi(PYD) geçici yönetiminin ilk adımı olarak kurucu meclisi oluşturmuş bulunuyor.

*

Pekiyi, bu çerçevede Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani neden Diyarbakır’a geliyor?

Irak Anayasası’nda 140.madde Kürt Yönetimi sistemine dahil olmayan yerleşim alanlarının ve Musul-Kerkük sorununu bağlayan durumun referandumla netleşmesini öngörüyor.

Madde Ortadoğu’nun yeniden belirlenmesinin kilidi gibidir;Irak Merkezi hükümeti ile Irak Kürdistan Federe Devleti arasındaki sınırı ve İran’ın bölgedeki hukukunu belirliyor.

ABD bu maddeyi Türklere ve Kürtlere karşı koz kullanırken,Türkiye maddenin uygulanması halinde Federe Kürdistan’ı işgal etmekle tehdit ediyor.
Barzani ise 140. Maddeyi uygulamaya çalışmaktan çok bunu ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve İsrail yararına Kürt Hareketinin terörizmden demokratik siyasete evrilmesi için kullanıyor.

*

Şimdi ABD ve İsrail Cenevre II Konferansı ile başlayacak sürecinin olası tıkanmasına karşın, Türkiye’de AKP iktidarından Kuzey Irak Kürt Yönetimi üzerinde sosyo-ekonomik ve siyasi avantajlarını kullanarak petrol ticaretinde ve Musul-Kerkük’te ekonomik gelişme göstermesi karşılığında Irak Anayasası 140.maddesini zorlamasını, Barzani’den de Irak Kürdistan ile Federal Irak arasında sınırı belirleyen 140.madde ile Kuzey Irak Kürt Yönetiminin bağımsızlık girişimine yönelmesini istiyor.

*

Türkiye, Cenevre II Konferansının sonuç vermemesi halinde ABD ve İsrail lehinde 140.madde üzerinden Irak’a ve İran’ın hukukuna dokunmaya ve onlara cephe olmaya yöneliyor.

Barzani halk savaşı stratejisini mükemmel uyguluyor.

İran, ülkesinde Kürt siyasetçileri idam gibi ağır cezalarla baskılıyor,bir dolu yöntemle Türkiye’nin dikkatini çekiyor.

Rusya; ABD ile mutabakatından hiç bir şey kaybetmeyecektir -her türlü gelişmede, petrol ve gaz akışı Doğu Akdeniz su yollarına Kürt toprakları üzerinden akacaktır.

İslamcı Başbakan Erdoğan -ya,Cenevre II Konferansı yolunda -ya da, Irak ve İran’ın silkelemesiyle mutlaka sonuna gidiyor -ama, Türkiye’nin ne günahı var?

15.11.2013

Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: