SUÇ DOSYASI : Türkiye’ye ‘vizesiz’ hırsızlık turları !


Birçok ülke için vize şartının kaldırılması beraberinde bazı olumsuz sonuçlar doğurdu. 2010’da, Türkiye’ye giriş yapanlar arasında hırsızlık yapanların sayısı bin 400 iken geçen yıl 2 bin 500’e kadar çıktı.

Bugüne kadar, komşu ülkelerle kaldırılan vizelerin ülke ekonomisine katkısını konuştuk hep. Her yıl artan turist sayısı, esnafın yüzünü güldürdü, cari açığa az da olsa merhem oldu. Ancak bir de buz dağının görünmeyen kısmı var. İstatistikler, vizelerin kaldırıldığı ülkelerden Türkiye’ye her yıl çok sayıda hırsızın giriş yaptığını gösteriyor. Son bir ayda bu tür olayların çarpıcı örnekleri yaşandı.

Geçen ay Ukraynalı Nikolay Nikolayevich, İstanbul Kapalıçarşı’da bir kuyumcuya girerek elindeki sahte elması gerçeğiyle değiştirdi. Fark edilmesi üzerine de gerçek elması yuttu. İki hafta önce Suriyeli bir öğretmenin çantası, Fatih’te gasp edildi. Gaspçı dört kişi Mısır uyrukluydu! Yine geçen hafta İstanbul’da bankadan takibe aldıkları kişilerin araç lastiklerini özel çivi ile patlatıp durdurduktan sonra hırsızlık yapan Gürcistan uyruklu 4 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin iki olayda 600 bin lira çaldığı tespit edildi.

2010 yılında İran, Gürcistan, Azerbaycan, Bulgaristan, Arnavutluk, Mısır, Irak, Tunus, Fas, Cezayir, Hırvatistan ve Makedonya gibi çevre ülkelerden Türkiye’ye gelen 1400 yabancı uyruklu kişi, hırsızlık yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı. Bir yıl sonraki rakam 2 bin 100 civarına yükseldi. 2012’de ise bu sayı neredeyse 2 bin 500 bandına dayandı. Yani iki yıl içerisinde, Türkiye’ye giriş yapan hırsız sayısında neredeyse yüzde 100’e yakın bir artış meydana geldi. İşin vahim tarafı, son birkaç yıldır, ekonomik krizle boğuşan Avrupa Birliği üyesi Yunanistan’dan bile çok sayıda hırsızın ülkemize giriş yaptığı kayıtlara geçti. Ukraynalı hırsızların da sayıları giderek artmaya başladı.

Henüz netleşmeyen 2013 yılına ait yabancı hırsız rakamlarının çok daha fazla olması bekleniyor. Çünkü yanı başımızdaki Suriye iç savaşı, maalesef, Adana, Mersin, Hatay, Gaziantep, Urfa ve İstanbul gibi illerdeki hırsızlık oranlarını artırdı. Peki ya tespit edilemeyen hırsızların sayısı? Edinilen bilgilere göre bu rakam, yakalanan hırsız sayısının ortalama 10 katı! Yani yıllık 15-20 bin civarında. 2011 yılında, güvenlik birimleri tarafından yakalanan 450 yabancı, hırsızlık suçu işlediği gerekçesiyle sınır dışı edildi. 2012’deki rakam ise 600’ü geçti. Yabancıların yoğun olarak hırsızlık yaptıkları Karadeniz illeri başta olmak üzere güneydeki tatil beldeleri, soygunlardan fazlasıyla nasibini aldı. Yabancı hırsızlar, özellikle İstanbul’daki esnafın korkulu rüyası hâline geldi.

Her ‘milletin’ bir uzmanlık alanı var!

Son yıllarda çevre ülkeler krizle boğuşurken; Türkiye, ekonomisi giderek yükselen bir değer hâline geldi. Bu yükselişle birlikte, yabancı hırsızlar, Türkiye’yi ‘hedef ülke’ seçti. 70’ten fazla ülkeyle imzalanan vize muafiyeti anlaşması, yabancı hırsızların ekmeğine âdeta yağ sürdü. Bir de bunun üzerine Türk adalet sistemindeki bazı boşluklar eklenince, yabancılar tarafından işlenen hırsızlık sayılarında korkutucu bir artış yaşandı.

Soygun yapmak için Türkiye’ye gelen her milletin meslekte uzmanlaştığı bir alan var! Gürcistan’dan gelenler, daha çok ev, mağaza ve kasa hırsızlığı üzerine yoğunlaşıyor. İstanbul’a adım atıp çevreye alıştıktan sonra soluğu tarihî yarımadada alıyorlar. Kapalıçarşı’daki dükkânlardan daha çok gümüş ve altın çalıyorlar. Çarşıda 15 gün içerisinde 3 farklı şebeke bu şekilde ziynet eşyası çalarken yakalanmış. Kapalıçarşı’daki dükkânlara genelde iki kişi giren hırsızlardan biri esnafı oyalarken diğeri soygun yapıyor. Çarşının güvenlik çalışanları, özellikle Gürcistanlı hırsızlardan bıkmış durumda. Hep bir ağızdan, “Çarşıya dadandılar, yakalamak da çare değil. Cezaların caydırıcı olmadığını onlar da biliyor.” diyorlar.

Gürcistan’dan gelenler, biraz deneyim kazandıktan sonra evlere, işyerlerine ve elektronik mağazalarına yöneliyor. Kadıköy’de görev yapan ve isminin yazılmasını istemeyen bir sivil polis, Gürcistanlı hırsız sayısındaki artışı şu ironi ile özetliyor: “Bizim Türk hırsızlarıyla yarışır hâle geldiler!” Yabancı hırsızlar, emniyet teşkilatına bağlı güven timlerinde de bir farkındalık oluşturmuş durumda. Hırsızların çoğu, timler tarafından hemen fark ediliyor ve takibe alınıyor.

Gürcistanlılar, alüminyum folyolar sayesinde x-ray cihazlarına takılmadan dükkânları soyabiliyor. Çaldıkları ürünleri, sırt çantalarına ya da mağaza poşetlerine yerleştirdikleri alüminyum korumalı özel folyoların içerisine koyuyorlar. Bu özel ürün, Cezayirli bir kişi tarafından Aksaray’da tanesi 100 dolara satılıyor. Yakalanan bütün hırsızlar, folyoları, Cezayir asıllı bir kişiden satın aldıklarını itiraf ediyor. Polis, şimdi bu kişiyi arıyor.

Soygun yapmak için çok katlı kıyafet mağazalarını tercih ediyorlar. Güvenlik gerekçesiyle büyük alışveriş merkezlerinde (AVM) hırsızlık yapmaya çekiniyorlar. Hırsızlar, mağazalara ayrı ayrı girip yukarı katlarda birleşiyorlar. Birkaç kişi mağaza çalışanlarının dikkatini dağıtıyor. Bu arada hırsızlar, kıyafetleri deneme bahanesiyle kabinlere giriyor, çaldıkları malları çantalarına dolduruyor. En pahalı ürünlerin bütün bedenlerini aynı anda çalmaya özen gösteriyorlar çünkü bu şekilde çalınan ürünlerin satışı daha kolay oluyor. Çalınan ürünler, Aksaray ve Laleli’deki bazı esnaflara satılıyor ya da kargoyla Gürcistan’a yollanıyor. Suçüstü yakalanan Gürcülerin ev ya da otel odalarında yapılan aramalarda, ünlü markalara ait çok sayıda kıyafet, saat ya da elektronik eşya çıkıyor.

Türkiye genelinde 800’e yakın mağazası bulunan bir markanın şu sıralar Gürcü hırsızlarla başı fena hâlde dertte. Markanın Kadıköy’deki şubesinde son birkaç ay içerisinde 7 farklı şebeke, hırsızlık yaparken yakalanmış. Mağaza müdürü, son üç yıldır hırsızlık olaylarının âdeta tavan yaptığını söyleyerek yaşadıkları sıkıntıları şu cümlelerle özetliyor: “İki gün önce gece saat 3’e kadar karakoldaydım. Gürcistanlıları hırsızlık yaparken yakaladık. Çantalarından 700 TL’lik ürün çıktı. Ama hiçbirini şikâyet edemedik çünkü hem tercüman bulmak zor oluyor hem de hepsiyle uğraşmak için markanın bir avukat ordusu kurması gerekiyor. Çoğu uyuşturucu bağımlısı olduğu için kolayca risk alabiliyorlar, yakalandığı yeri tekrar soymaya kalkıyorlar. Bir yıl içerisinde 10 bin TL’lik bir zararımız olduğunu tahmin ediyorum. Yakaladıklarımız, ‘Sizin yasalarınız çok esnek. Biz bu suçu memlekette işlesek en az 6 yıl hapis yatarız.’ diyorlar. Hemen hepsinin üzerinden çıkan geçici izin belgelerinin süresi de zaten çoktan geçmiş oluyor.”

Mağaza müdürünün verdiği rakamlar hayli şaşırtıcı. Dünya standartlarında markalar, her yıl, ürünlerinin ortalama binde 2’sini hırsızlara kaptırıyor. Markanın Fatih’teki mağazasında ise bu rakam Gürcistanlı hırsızlar yüzünden yüzde 1’lere kadar yükselmiş! Mağaza, hırsızlık olaylarının önüne geçmek için birtakım önlemler almış. Artık müşteri gibi giyinen sivil personel çalıştırılıyor, kameraların başına sabit bir personel yerleştiriliyor. Ayrıca 20 bin dolar ödeyerek alüminyum folyonun içerisindeki ürünleri dahi algılayabilen hassas bir x-ray cihazı almışlar.

Gürcistan’dan gelenler, sadece İstanbul’da soygun yapmıyor, Artvin’deki Sarp Sınır Kapı-sı’ndan ülkeye girip hırsızlık yapmak için en az üçer kişilik gruplar hâlinde farklı illeri dolaşıyorlar. Araba kiralayıp birkaç günde olabildiğince fazla şehre uğrayıp suç işliyorlar. Yakalanmazlarsa geldikleri güzergâhtan ülkelerine geri dönüyorlar. Özellikle Karadeniz’deki sahil şeridinde her ay çok sayıda soygun gerçekleşiyor. Bu illerde görev yapan güven timleri şüphelendikleri ‘turist’i takibe alıyor, suçüstü yakalıyor.

Gürcistanlı hırsızlar içinde farklı yöntemler izleyenler de var. Çalışmak için bir dükkâna işçi olarak giriyor, birkaç ay içerisinde güven sağladıktan sonra bir gece para kasasını soyup ortalıktan kayboluyorlar. Aynı yöntemi, zenginlerin evlerine hizmetçilik yapmak için gelen bazı Gürcü ve diğer Orta Asyalı kadınlar da yapıyor. Evin değerli eşyalarını çaldıktan sonra kayıplara karışıyorlar. Ev sahibi, çalışma izni olmayan bir yabancı çalıştırdığı için de polise başvuramıyor. Polis, geçen günlerde, İstanbul’da bir eve yaptığı operasyonda, Boğaz’daki bir yalıdan çalınan 5 bin TL değerinde bir gümüş yemek takımı buldu. Takımı çalan kadın, sınır dışı edildi.

Yabancı hırsızlık şebekeleri, güvenlik gerekçesiyle, soygun yapacakları ekibi genelde akrabaları ya da tanıdıkları arasından seçiyor. Hırsızlar, yaz aylarında Antalya, İzmir ve Muğla gibi tatil beldelerinde soygun yapıyor. Hem birkaç gün tatil yapıyorlar hem de kolayca hırsızlık yapacakları bir ortam bulmuş oluyorlar. Plajlarda, zengin turistlere ait çantaları çalıyorlar, otel odalarında soygun yapıyorlar.

İranlılar, Türkleri ‘tırnakçılık’ diye tabir edilen yankesicilik üzerinden dolandırıyor. Döviz büroları, kuyumcular ve banka şubelerine giren İranlı turistler, el yordamıyla para çalıyor. Bir dönem, İranlı tırnakçılardan çok çeken döviz büroları, bugün güvenlik önlemlerini en üst seviyeye çıkarmış. Beyazıt civarındaki 8-10 metrekarelik döviz bürolarının tavanlarında neredeyse 20 civarında güvenlik kamerası var! Dükkân sahibinin eksik para verdiğini iddia eden yabancılara hemen kamera kayıtları gösteriliyor. Yabancılar arasında en çok İran ve Pakistanlılar döviz bozdururken sorun çıkarıyor. İranlı bazı turistler, karakola giderek pasaportlarını çaldırdıklarını söyleyerek yalan beyanda bulunuyor. Daha sonra pasaportlarını hırsızlık şebekelerine satıyor. Pasaportların bir piyasası oluşmuş durumda. Fiyatları 200 ile 250 dolar arasında değişiyor.

İstanbul’da yakalanan yabancı yankesicilerin yüzde 98’ini İranlılar, geri kalan kısmını ise Gürcüler oluşturuyor. Afrikalı mülteciler de yankesicilik yapıyor. Yabancılar, zaman zaman kimsenin aklına gelmeyecek teknikler kullanıyorlar. Mesela İranlılar polis kılığına girip yol çeviriyor, sürücülerin malını gasp ediyor. Gurbetçilerin Edirne üzerinden yurda girişini fırsat bilen İranlılar, bu yöntemi genelde yaz aylarında uyguluyor. Afrikalılar, alışveriş yaptıkları dükkânlarda, kendi ülkelerine ait paraları Türk parasından daha değerliymiş gibi sunup esnafları kandırmaya çalışıyor. Sıvıyla temas ettiğinde sahte dolara dönüşen kâğıt paraları piyasaya sürmeye çalışıyorlar. Bazı Fas ve Tunuslu turistler, kendilerine iş adamı süsü vererek mağaza sahiplerini hipnotize ettikten sonra soygun yapıyor.

Bulgarlar ise daha çok bankamatik hırsızlığı üzerinden illegal işlere yöneliyor. Bu alanda o kadar uzmanlaşmışlar ki kısa bir süre içerisinde ATM’lerin alarm sistemlerini bile devre dışı bırakabiliyorlar. Minyatür kameralı düzenekle kişilerin kart bilgilerini kopyalıyor, şifrelerini öğreniyorlar. Bu yöntem sayesinde yüklü miktarlarda vurgun yapıyorlar.

Sınırda yüz tanıma sistemleri olmalı

Emniyet Genel Müdürlüğü uzun bir süredir vize uygulamalarına belirli bir standart getirilmesi için Dışişleri Bakanlığı ile yazışıyor ancak bir sonuç alınamıyor. Artan yabancı hırsız sayısı, emniyet yetkililerini her geçen gün biraz daha fazla kaygılandırıyor, personelin iş yükünü artırıyor. İsminin yazılmasını istemeyen bir güvenlik yetkilisine göre bu alanda özel bir bilgi havuzunun oluşturulması, hırsızlık yapan kişilerin bir daha Türkiye’ye alınmaması gerekiyor. Yasalara göre hırsızlık yapan kişiler iki yıl sonra ülkeye tekrar giriş yapabiliyor. Çoğu zaman bu süreyi beklemeye dahi gerek kalmıyor. Yakalanan şebeke üyeleri, sahte pasaport ve kimliklerle tekrar Türkiye’nin yolunu tutuyor. Bu kapsamda belki de atılması gereken en önemli adımlardan biri, sınır kapılarına yüz tarama ve parmak okuma sistemlerinin getirilmesi. Avrupa ülkeleri bu kapsamda çok titiz bir çalışma yürütüyor. Mesela Fransa, Almanya, Hollanda, Belçika ve İngiltere’de herhangi bir hırsızlık olayına karışan yabancı, kara listeye düşüyor, bir daha da bu ülkelere kesinlikle giremiyor. Vize alsa dahi havaalanından tekrar ülkesine gönderiliyor.

Sarp Sınır Kapısı, Gürcistan ve Türkiye’nin karşılıklı olarak vizeleri kaldırdığı 2006 yılından bu yana Gümrük ve Ticaret Bakanlığı yetkililerinin başını hayli ağrıttı. Gürcistan’dan hırsızlık yapmak için Türkiye’ye gelen soyguncuların kullandığı kapı, aynı zamanda Artvin ve çevresinde, sosyo-ekonomik bazı sorunların doğmasına sebep oldu. 2012’den itibaren giriş-çıkışların kimlikle yapılmaya başlamasından sonra Gürcistan’a günübirlik geçen bazı Türk vatandaşları, fuhuş ve kumar batağına düşüyor. Bu durum, bölgedeki aile yapısını da derinden sarsıyor.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, bu olumsuz durumun önüne geçmek ve sınır kapısındaki yoğunluğu azaltmak için 1 TL gibi sembolik bir değer olan geçiş ücretini 15 TL’ye çıkardı. Ancak bu da kanayan yaraya merhem olmadı. Edinilen bilgilere göre, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Rizeli olması sebebiyle konu hakkında özellikle ev hanımlarından çok sayıda şikâyet alıyor. Her platformda, sınır kapısının işlevine uygun kullanılmadığını dile getiren Yazıcı, memlekete gittiğinde, ev hanımlarının, “Sarp açıldı, aile saadetimiz kayboldu.” şeklindeki serzenişlerini dinlemek zorunda kalıyor.

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: