ORTADOĞU DOSYASI /// SELİM SAVAŞ GENÇ : ORTADOĞU POLİTİKAMIZIN B PLANI VAR MI ??


Özal’lı yıllarda dış ticaret ivmesini artırıp turizm hamlesi yapmaya çalışan Türkiye, yanı başındaki Arap ve bölge ülkelerini yeniden keşfetmeye çalıştı. Duygusal ve ideolojik yaklaşımlardan ziyade ikili işbirliği anlaşmaları ve karşılıklı güven artırımı sayesinde hareketlendirilen ilişkiler, Özal akabinde potansiyelleri artırılarak devam ettirilemedi.

AK Parti ise ‘Komşularla sıfır sorun’ sloganı ile çok başarılı bir şekilde başladığı Ortadoğu serüveninde kısa sürede ciddi mesafeler katetmesini bilmişti. Kurumsal olarak İslam İşbirliği Teşkilatı’nı hareketlendiren Abdullah Gül önderliğindeki dış politika karar alıcılarımız, daha sonra başta karşılıklı olarak vizelerin kaldırılması gibi birçok önemli hamle yaptı.

Uluslararası ilişkilerde uzun soluklu ve başarı şansı olan birlikteliklerin kurgulanması için eşit güçler arasında vuku bulacak işbirliklerinde gerekli olan ön şartlardan biri, tarafların aynı ya da benzer değerleri paylaşıyor olmalarıdır. Suriye ile ortak kabine toplantılarının yapıldığı günlerde bu hamlelerin güzel ve etkileyici olduğunu lakin mevcut şartlar altında sürdürülebilirliğini sorgulamamız gerektiğini savunmuştuk. Arap sokak hareketleri ile çatırdamaya başlayan ilişkilerimiz, yol ayrımında Ankara’yı karar vermeye ve bir tercih yapmaya zorladı. Erdemli bir davranış sergileyerek önce Tunus, Libya ve ardından Mısır’da özgürlük talep eden halkların yanında duran Türkiye, son olarak da büyük yatırım yaptığı Suriye’de bedeli hem Suriyeliler hem de Türkiye için çok ağır olan bir tercihte bulundu.

Suriye kararı alınırken kimlerle nasıl istişare edildiği, tarihî önem arz etmektedir. Libya’da Kaddafi’yi devirmek için kolları iştahla sıvayan NATO koalisyonunun Esed’e karşı tek bir kurşun sıkmayacağını Türkiye biliyor ya da tahmin ediyor muydu? İsrail’in başından beri, tanıdıkları düşmanları Esed’i tanımadıkları düşmanlarına tercih edeceklerini defalarca açıklamalarını Ankara dikkate almamış olabilir mi? Ortadoğu’da yeni bir çatışma ve işgale girmeyeceğini ısrarla açıklayan Washington, acaba Suriye’de iki düşmanı Esed ve El Kaide-El Nusra çizgisindeki savaşçıları birbirlerine kırdırtmak için Türkiye’ye karşı kartlarını yeterince açık oynamamış olabilir mi? Ankara, Libya operasyonuna tepki veren Rusya’nın soğuk savaş yıllarından beri yatırım yaptığı Suriye’yi elden çıkartmamak için sonuna kadar direneceğini hesaplayamadı mı?

Ve İran-Irak savaşında bile Tahran’a destek veren tek Arap ülkesi, ‘direniş cephesinin’ uç karakolu Suriye’yi İran’ın, Hizbullah ve Irak’taki farklı Şii gruplarla sonuna kadar ve büyük bedeller ödeme pahasına destekleyeceğini bilmiyor muydu? Katar ve Suudi Arabistan ile Türkiye, katedebileceği mesafenin limitlerini göremedi mi? Muhaliflerin bir çatı altında toplanıp ortak mücadele vermelerinin neredeyse imkânsız olduğunu acaba ne zaman idrak ettik? Suriye bölünürse burası Balkanlaşır tezleri dışişlerinde yeterince tartışıldı mı? Suriye’nin bölünmesinin Kürt sorunu ve barış sürecini birinci derecede etkileyen, hatta Oslo sürecinin bitirilmesine neden olan en büyük faktör olduğunu acaba ne zaman anladık? Irak’ta başta Nasrallah olmak üzere Şiilerin Suriye’yi kaybedersek Filistin ve Kudüs’ü kaybederiz propagandalarından haberdar olmamamız mümkün mü?

Bitmek tükenmek bilmeyen sorulara yenilerini eklemeden farklı kulvardan akıl yürütmeye devam edelim… Suriye muhalefetinin halk katili Esed yönetimini deviremeyeceği kısa süre sonra belli olduktan ve Esed’in de muhalifleri tam anlamı ile hiçbir zaman yenemeyeceği görüldükten sonra ilk hedefimizin Esed’i devirmek yerine ateşkes olması gerekmiyor muydu?

Mısır darbesi Arap sokak hareketlerinin dönüm noktasıdır. Ortadoğu’yu fabrika ayarlarına geri döndürmek için bir araya gelen ABD, Rusya, İran ve İsrail, Sünnilerin eli ile gelecek demokrasiye hareket alanı bırakmayacaklarını açık açık gösterdiler. Şam rejimine karşı tampon bölge, insani koridor ve ABD öncülüğünde askerî harekât talebinde bulunan Ankara’nın önerilerinin hiçbiri müttefikleri tarafından kabul edilmezken, kimyasal silah kullandıktan sonra arta kalanları imha edeceğini vadeden Esed meşru lider olarak tanınmış olmadı mı?

Tüm hesaplarını Esed’in gideceği ihtimaline göre yapan karar alıcılarımızın artık gitmeyeceği neredeyse kesinleşen ve şayet vuku bulursa Cenevre konferansında bu acı gerçeğin altının çizileceği gün Türkiye’nin B planı ne olacak? Makul bir ateşkes ve yeni Suriye geleceğinin çatışmasız ortamda konuşulması tezi ile B planına başlayamaz mıyız?

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: