ERGENEKON DAVASI : Çok şey bilen adamın ölümü


Avukat Doğan Yıldırım

“Türkiye’nin illegal haritasını benden iyi bilen yok.” diyen Türkçü-ülkücü Avukat Doğan Yıldırım, bildiklerini anlatmadan vefat etti. Yıldırım, birçok olayın şahidi, birçoğunun da bizzat içindeydi.

Türkiye’nin ‘derin tarihinde’ tuğla örmüş, Türkçü-ülkücü camianın önemli isimlerinden Doğan Yıldırım geçen hafta vefat etti. Önce şunu belirtelim. Ölümü, şüpheli değil. Zaten bir rahatsızlığı vardı. Organ nakli olacaktı, ömrü vefa etmedi. Pek çok konuda pek çok şey biliyordu; birçok olayın şahidi, birçoğunun da bizzat içindeydi. Ve bu olaylar sıradan değildi. Her biri hem yakın siyasi tarihimizi hem de derin mevzuyu aydınlatabilirdi. O yüzden bu ülkede ‘Türkiye’nin illegal haritasını benden iyi bilen yok’ diyebilecek kişilerden biriydi. Sözün devamını “Çok daha fazla şeyler biliyorum.” diye getirirken de haklıydı. Israrlı sorularımıza verdiği cevap da “Benden fazla bir şey alamazsın, kafan karışır.” idi. Hayatındaki yoğunluk dolayısıyla çok ‘yorulduğunu’ da belirten Yıldırım, bu konularda “Bir katkı sağlayacağına inanıyorum. En azından tarihin bir yerine bırakırız.” diyerek kitap yazacağını da söylemişti; ama işten güçten dolayı ona da başlayamamıştı, anlaşılan.

Yıldırım’la bir yıl arayla iki röportaj yapmıştık. Vefatından sonra uzun konuşmaya dönüp baktığımızda yine pek çok soru karşısında ketum olduğunu fark ettik. Buna rağmen pek çok durumda bilgisine başvurulan biriydi o. Mesela, görüştüğümüz sıralarda savcılık 28 Şubat’ı soruşturmaya başlamıştı. O gün, bugünü görmüş gibiydi: “Oradan bir şey çıkmaz. Ben kendimi tanıyorum. Ben bir şey söylemedim yani. Savcıya da, ‘Sayın savcım ben ne kiliseye yaranıyorum ne de camiye. Sen de ne yazarsan yaz’ dedim. Anlattıklarımın neticesinde biri başka diyor, öbürü de ‘Onun kardeşi dinci, gerici. Kuyruk acısı var (Kardeşim 28 Şubat’ta ordudan atılan ikinci kişiydi, sonra intihar etti). Onun için öyle konuşuyor’ diyor koskoca paşa. ‘Ben’ diyor, ‘Hiç onunla karşılaşmadım.’ Sen beni tanımıyorsun ama ben seni takip ediyorum. Çünkü ben orduda ne var, ne gidiyor biliyorum. Şimdi de biliyorum.”

-Neler oluyor, söylemem diyorsunuz yine!

Ya, söylemem!”

Bu, Doğan Yıldırım’ın sustuğu alanlardan sadece biriydi. Abdi İpekçi’yi vuran kişi olarak bilinen Mehmet Ali Ağca’nın yurtdışına kaçırılmasını sağlayan da o idi. Ağca, kaçtıktan sonra Papa suikastını işlemişti. Yıldırım, o konuda da “İpekçi suikastında da pek çok şeylerin gizlendiğini biliyorum, ama bugün söylemem.” diyecekti bizlere. Bu sözler de ona aitti: “Ağca’ya Türk mafyasından yardım sağlatan benim. Bunları zaman aşımı süresi geçtiği için söylemiyorum. Beni sorgulayanlara, MİT de dâhil, söyledim. ‘Papa suikastında harp okulundan atılmış bir adamın yardımcı olduğu filan duyulursa bu işin altından kalkamaz Türkiye Cumhuriyeti. Devletin papa suikastının arkasında olup olmadığını biliyorum. Kimin ne işler gördüğünü, nasıl silahlar getirildiğini, kimlerin (Abdullah) Çatlı’yı kaçırdığını da…”

Hatta Yıldırım, Devlet Başkanı Kenan Evren ile Necdet Üruğ’un arasında çıkan çatışmadan dolayı da sorguya çekilmiş birisiydi. Ergenekon teşkilatı konusuna ise soğuk duruyordu. “Çünkü işin içinde vatan millet Sakarya’dan ziyade menfaat hikâyesini gördüğümüz için soğuk duruyoruz.” Ama Ergenekon davalarında adı geçenlerin pek çoğu tanıdığı, arkadaşı idi. Aralarında avukatlığını üstlendikleri de vardı. Ergenekon davasında ise Fuat Turgut’un avukatı idi. Fakat Ergenekon hadisesi ortaya çıktığı anda Yıldırım, ilginç bir vazife üstlenmişti: “Yargılanan bir adam, subay, paşa veya general ne ise, birisi dedi ki ‘Büyük operasyonların başlama ihtimali var bunun arkasında. İçeriden bilgi alabilir miyiz?’ Dedim ki ‘Ben alırım.’ ‘Nasıl alacaksın?’ dedi. Dedim ki ‘Sevgi (Erenerol) Hanım’ı tanıyorum, çok eskiden beri. Bir samimiyetim yok ama Veli (Küçük) Paşa’yı da tanıyorum. Fuat’ı (Turgut) tanıyorum. Kemal Kerinçsiz arkadaşım. Bunların birinin avukatı olurum, alırım.’ Gittim, bunlar savcıya henüz ifade veriyorlardı. Ve tevkif olma ihtimalini düşünmüyorlardı. Girdim, ilk başta hepsinin avukatı oldum. Ne soruluyor filan, öğrendim, götürdüm, verdim yani. Zekeriya Öz sorguluyordu. Ben avukatı olma anlamında değil de orada bir operasyonun başlayacağının istihbaratını aldım.”

Kendini Türkçü-ülkücü olarak tanımlıyordu Yıldırım. 1968’de girdiği Deniz Harp Okulu’ndan 12 Mart 1971 sonrası atılmıştı. Okulun, ‘6 binler sınıfından’ olan Yıldırım’ın dönem arkadaşları arasında Donanma Komutanlığı yapan Nusret Güner, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı A. Feyyaz Öğütçü ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Prensipler Başkanı Ramazan Cem Gürdeniz de vardı. Ki bu isimleri kamuoyu Balyoz, Ergenekon, Kafes davalarından da biliyor. Muzaffer Tekin’le de dönem arkadaşı.

Daha da önemlisi, ordudan uzaklaştırıldıktan sonra ülkücü camiada önemli ve aktif görevler üstlenmişti. İllegaliteden sorumlu kişi olarak çalışmıştı. Yani vurdu kırdı işleri ondan sorulurdu. Üniversite, yurt işgali, silahlı kişiler de onun sorumluluğundaydı. MİT’ten gelen teklife, Alparslan Türkeş’in onayıyla ‘evet’ demişti. Hazırladığı raporları iki nüsha düzenleyen, birini bölge başkanlığına, diğerini Türkeş’e ulaştıran Yıldırım, özellikle silah kaçakçılığı üzerine bilgiler edinmişti o süreçte. O yıllara dair tespitini de şöyle dile getiriyordu: “En baştan beri bizi silahlandırdılar. İti ite kırdırdılar, tabiri caizse. Ve Türkiye bu duruma geldi.”

1980’lere doğru giderken Gün Sazak’ın, akan kanı durdurmak için Vedat Dolakay ile gizli gizli görüştüğü bir aşamada öldürüldüğünü dile getiren de oydu.

Sadık Yakut ile anne tarafından akraba olan, Hasan Aksay, Abdurrahman Dilipak ve Devlet Bahçeli ile birlikte Fettahoğlu ailesinden olan, kız kardeşi Mehmet Ali Ağca’nın kardeşi ile evli Doğan Yıldırım, ordudan atıldıktan sonra iktisat eğitimi aldı. 1987’de havaalanında bir iki yıl sürecek ‘kaçak istihbarat’ diye bir bölümde çalıştı ki burada pek çok kişiye yardımı olmuştu. Buradan ayrılınca da hukuk eğitimini tamamlayıp 1989-90’da avukat oldu. Sarp Kuray, M. Ali Ağca, Abuzer Uğurlu, Nasrullah Ayan, Salih Mirzabeyoğlu’na kadar farklı yelpazeden pek çok ismin avukatlığını yaptı.

Böylesine süreçlerin içinde bulunmuş birisinin Mahmut Yıldırım diye bilinen Yeşil için “Yaşıyor, Yeşil öldürülmedi” demesini de yabana atmamak gerek. Ayrıca Yıldırım, 90’larda Sapanca-Hendek-Düzce üçgenindeki ölüm listelerinden 10 milyon dolar verip adını çıkaranlardan da bahsediyordu, anlatmak istediği kadarıyla.

Daha önce, açıklamalarını, ‘Türkiye’nin illegal haritasını benden iyi bilen yok’ başlığıyla Aksiyon’da kapak yaptığımız Yıldırım, bütün bu anlattıklarının, bildiklerinin yüzde 5’i olduğunu da söylemişti. “Tabii şu an açıklayamadığım çok şey var. Henüz erken, yanlış anlaşılıyorum.” notunu da düşerek…

56 yaşında kalp krizi geçirince “Eyvah, hazırlıksız yakalandım.” diyen Yıldırım, bu kez sırlarını da beraberinde götürecekti.

Etiketlendi:

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: