BÜLENT KORUCU : MİLLETİNİ ARAYAN CUMHURİYET


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikâyesi sancılı, zor şartlarda yapılmış bir doğumu andırır. Anadolu’nun işgali ve Kurtuluş Savaşı öncesinde yaşananların ağırlığı son kertedeki acının göğüslenmesini kolaylaştırdı denebilir.

19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başı insanlık kazanının yeniden altüst edildiği günlerdi. Avrupa’daki milletler yapısının oluştuğu ilk Kavimler Göçü’nü andıran gelişmeler yaşanıyordu. İmparatorluklar çağı bitip, yeni siyasi yapı olan ulus devletler kuruluyordu.

Birinci Cihan Harbi yeni dünya düzeninin temellerini atarken büyük çınarların kökleri çatırdıyordu. Devlet-i Aliye’nin hesabına da büyük bir pay düşüyordu bu hercümerçten. Bir taraftan çekirdeğine, Anadolu’ya çekilirken, öte yandan mini kavimler göçünün sarsıntılarını atlatmaya çalışıyordu. Deyim yerindeyse bıçağın iki tarafı da kesiyor; hem göç alıyor hem de veriyordu. Kopan parçalarda kurulan ulus devletler, türdeş etnik yapıları kendine çekiyordu. Devletin damarlarından çekilen kan, göç alarak telafi ediliyordu. Gidenin yaptığı tahribata, gelenin uyum sorunları eklenince vücut iyice zayıf düşüyordu. Gidenler zafere, ikbale gidiyordu. Gelenler ise büyük bozgunun sadece tanıkları değil aynı zamanda mağdurlarıydı. Asırlardır yaşadıkları topraklardan sökülüp atılıyorlardı. O günkü ulaşım imkânları yüzünde büyük bir kısmı ölüme göçüyordu. Menzile ulaşanlar ise yokluk, yabanlık ve gurbetle karşılanıyordu.

Haksızlık etmeyelim, aslında gidenlerin de büyük kısmı gönülsüzdü. Zira onlar da asırlar boyu hayat sürdüğü memleketinden ayrılıyordu. Ve gittikleri yerde ‘göçmen’ diye ayrıştırılacaklardı. Gökçeadalı Nikos Balatlis’in dediği gibi burada ‘Rum’ oldukları için yaşadıkları sıkıntıların benzerleriyle orada ‘Türk’ kimlikleri yüzünden karşılaşmışlardı. Gittiği ülkenin yerlilerine ağız alışkanlığı ile ‘gâvur’ diyen çok insan var.

İnsani dramların perdesini araladığımızda, milletini arayan, onu kurgulamaya çabalayan bir cumhuriyet çıkıyor karşımıza. Kurtuluşu, ulus devlet furyasında görüp o limana palas pandıras atlayan bir devlet. Göçerlerin kurduğu ve göç olgusunun biteviye sürdüğü bir siyasi yapı. Nüfus mühendisliği ile yekpare ve tek tip bir ulus kurmayı hayal ediyor. Asıl sancılar bu süreçte çekiliyor. Vatan kaybetme fobisi on yıllar boyunca iç ve dış düşman paranoyaları üretiyor. Bu fobinin lobisi de oluşuyor, korku cumhuriyetinin kralları türüyor.

Ve bugün, 21. yüzyılda imparatorluk bakiyesi çoğul, çok parçalı milletten hâlâ korkuluyor. Ateşle ilk tanışan çocuğun ürkekliği ile uzanan eller anında geri çekiliyor. Yüzyıllık serüven düşünüldüğünde bir kalemde ‘haksız’ demek kolay değil. Ama önceki yüzyıllara bakarak ‘daha iyisi yapılabilir’ diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: