MÜLTECİ DOSYASI : Avrupa mülteciyi uzakta seviyor


II. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın en büyük mülteci grubunu Avrupalılar oluşturuyordu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, onların sorunlarına çare bulmak için kuruldu. Günümüzde ise Avrupalılar, mültecilere karşı hiç de hassas sayılmaz.

Lampedusa Havaalanı’nda yan yana özenle dizilmiş 359 tabut. Hepsinin üstünde kırmızı bir gül. İçlerinde ise yaşadıkları topraklarda bitmek tükenmek bilmeyen savaşlardan, yoksulluktan ve çaresizlikten kaçan mülteciler. Teneke evlerinin çatısına iliştirdikleri ve başka bir dünyanın icadıymış gibi duran uydu antenleri sayesinde izledikleri Avrupa’nın, onlara çok daha mutlu bir hayat sunacağına inandırmışlardı kendilerini. Heyhat… Daha Avrupa Kıtası’na ayak basamadan Akdeniz’in karanlık sularına gömüldüler. Cesetleri uçaklara doldurulup Avrupa Birliği kanunları gereği memleketlerine ‘iade’ ediliyor…

Havaalanının bir kenarında da yaşları 11 ile 17 arasında değişen 20 genç bekliyor. 3 Ekim Perşembe günü Lampedusa adası açıklarında batan gemiden sağ çıkan gençler bunlar. Belli ki tabutlarda sevdikleri var. Aylar evvel Eritre ve Somali’den yola çıkmışlardı. Libya’da bir süre kalmış, daha sonra burada anlaştıkları bir insan tüccarı tarafından çoğuna mezar olan o gemiye tıkıştırılmışlardı. Yola çıktıklarında 514 kişiydiler; ama sadece 155’i hayatta kaldı. Ölenlerin isimleri bile geçmiyor haber bültenlerinde. Bütün varlıkları bazı rakamlardan ibaret artık. Orada havaalanının bir kenarında, yaşadıkları büyük acıya rağmen kendilerine gösterilen yerde saygıyla duran gençler; ne düşünüyor, ne hissediyor acaba? Sahi ne olacak onlara?

Havaalanında bulunanlar arasında İtalya Başbakanı Enrico Letta’nın yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve İçişlerinden Sorumlu Komisyon Üyesi Cecilia Malmström de vardı. Yaşanan trajedi karşısında duydukları derin üzüntüyü ifade ettiler. O gençlere ne olacağıyla ilgili onların da net bir cevabı yok ama tabutların üzerindeki kırmızı güller onlardan, bütçesi ise Avrupa Birliği’nden (AB). İtalya çok sıkı bir mali politika takip ediyor zira. Malum ekonomik kriz var. Güle, çiçeğe, böceğe, illegal göçmenlere ayrılacak para yok.

Daha iyi bir hayat uğruna Akdeniz’de yaşanan ne ilk ne de son facia bu. Lampe-dusa’nın ardından 10 gün içinde 2 gemi daha battı Akdeniz’de. Biri Malta yakınlarında diğeri Mısır’ın İskenderiye limanında. Her ikisinde de daha müreffeh bir hayat uğruna yola çıkan mülteciler bulunuyordu. İskenderiye’de batan gemideki mültecilerin bir kısmı Filistinliydi, bir kısmı Suriyeli. Yaşadıkları topraklarda savaş hiç bitmiyordu. Yetkililerin erken müdahalesi sayesinde 900 kadar mülteci denizden sağ çıkartıldı. 10’u son nefesini Akdeniz’in sularında verdi. Malta yakınlarında batan gemide ise Afrikalı mülteciler vardı. 250 kişiydiler. Gemi alabora oldu. 206 kişi denizden sağ salim çıkarıldı, 34 kişi boğularak can verdi.

Esasen bu rakamlar Akdeniz’in son yıllarda şahit olduğu mülteci dramının küçük bir bölümü. Uluslararası Göçmen Organizasyonu’na göre son 20 yıl içerisinde Akdeniz’de boğularak hayatını kaybeden mültecilerin sayısı 25 bin. Orta ölçekli bir kasabanın nüfusu kadar yani. Bunların 2 bini 2011 yılında 1700’ü 2012 yılındaydı. Sadece son 15 gün içinde ölenlerin bile 500’ün üzerinde olduğu dikkate alındığında bu yılki toplamın çok daha yüksek olacağı söylenebilir.

Mülteci politikamız utanç verici

Yaşanan her mülteci faciasının akabinde gözler Avrupa Birliği yetkililerine çevriliyor. Zira Avrupalıların gün geçtikçe daha endişe verici boyutlara ulaşan mülteci sorununun çözümü için gereken her şeyi yaptığını söylemek imkânsız. Birçok ülke ekonomik krizi bahane ederek mülteciler konusunda üzerine düşeni yapmaktan kaçıyor. Bilakis son 5 yıl içinde iltica politikalarını yeni mültecilerin kabul edilmesini zorlaştıracak şekilde yeniden dizayn ettiler. Öyle ki bu durum Avrupa Birliği’ndeki bazı çevrelerin bile tepkisini çekmeye başladı. En son Lampedusa adasında yaşanan facianın akabinde bir açıklama yapan Avrupa Komisyonu Başkanı Martin Schulz, Avrupa’nın mülteci politikasının ‘utanç verici’ olduğunu ve İtalya gibi mülteci akınına uğrayan ülkelere daha fazla destek verilmesi gerektiğini söyledi. Ancak kısa vadede kalıcı bir çözümün hayata geçirileceğine dair ümitler hayli az. Zira geçen haftalarda üzerinde mutabık kalınan ve AB genelinde geçerli olacak ortak mülteci politikası bile en erken 2015 yılında devreye girebilecek. Dolayısıyla mülteciler illegal yollarla Avrupa’ya girmekten başka çare bulamıyor. O zaman da devreye insan kaçakçıları giriyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre yılda 1,5 milyon kişi AB ülkelerine iltica etmek istiyor. Bunların üçte ikisi kontrollerin nispeten daha az olduğu deniz yolunu tercih ediyor. Bu da tabii olarak AB sınırları içerisinde kalan Lampedusa gibi adaları mülteciler için cazibe merkezi hâline getiriyor. Bu adalar ilk durak görevi görüyor. Birçok mültecinin hedefi bu adalar üzerinden Avrupa’nın değişik ülkelerine geçmek. İtalya, Yunanistan ve İspanya ilk durak ülkeler olarak değerlendirilirken Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler nihai hedef kategorisinde. Mültecilerin en büyük hayali ise sosyal devlet anlayışının son derece gelişmiş olduğu İsveç. Bunda ayrıca İsveç’in mülteciler ve göçmenlere karşı hoşgörülü yaklaşımının etkisi çok büyük. Birçok Avrupa ülkesi Suriye’de yaşanan iç savaştan sonra bile Suriye kökenlilere sığınma hakkı tanımaya yanaşmazken İsveç’te hükümet önceki ay ülkede bulunan bütün Suriye kökenlilere süresiz oturum vereceğini açıkladı. Bu karar Suriye kökenli mülteciler arasında büyük sevince sebep olurken İsveç’e yönelik mülteci akınının da katlanmasına yol açtı.

Benzer bir adım Avrupa’da göçmen nüfusunun en kalabalık olduğu ülkelerin başında gelen Almanya tarafından da atıldı. Geçen temmuz ayı itibarıyla 5 bin Suriye kökenli mülteciyi kabul edeceğini duyuran Almanya aynı zamanda söz konusu mültecilere 165 milyon avro bütçe ayırdı. Suriye kökenli ilk mülteciler Almanya’nın değişik şehirlerine yerleştirilmeye başlandı. Bununla birlikte 2011 yılından bu yana Almanya’ya iltica başvurusu yapan ve cevap bekleyen Suriye kökenli mültecilerin sayısı 18 bini aşmış durumda. Toplam nüfusu 9,5 milyon olan İsveç’in Suriye kökenli 8 bin mülteciye bir kalemde süresiz oturum verdiği bir ortamda Avrupa ekonomisinin dinamosu durumunda olan ve nüfusu 80 milyonun üzerinde olan Almanya’nın çok daha fazla mülteciyi kabul etmesi beklenirdi.

Eurostad verilerine göre 2012 yılında AB’ye yapılan toplam iltica başvurusunun sayısı bir önceki yıla oranla yüzde 11 artarak 335 bin 365’e ulaştı. En çok başvuru yapılan ülke 77 bin 650 ile Almanya olurken onu 61 bin 455 ile Fransa ve 43 bin 945 ile İsveç takip ediyor.

Onlar da mülteciydi

Söz konusu başvuruların büyük bölümü reddediliyor. Bu konuda Fransa başı çekiyor. Fransa her 100 iltica başvurusundan 84’ünü reddediyor. Bu oran Almanya’da yüzde 65, İsveç’te ise yüzde 52. AB üyesi ülkelerin geçen yıl kabul ettikleri mülteci sayısı toplamda 102 bin 700. Bu rakam 2011’de 84 bin 300 idi. 22 bin mülteciyi kabul eden Almanya bu alanda listenin başında yer alırken onu 15 bin 300 ile İsveç, 14 bin 600 ile İngiltere ve 14 bin 300 ile Fransa takip ediyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Başkanı Antonio Guterres de AB’li hükümetlerin Suriyeli mültecilere gereken hassasiyeti göstermediğini söylüyor. Lampedusa faciasının akabinde eleştiri dozu yüksek bir açıklama yapan Guterres, AB’den Suriyeli mülteciler için daha fazla çaba sarf etmesini istedi. Ona göre, AB ülkelerinin bu yıl 10 bin, 2014 yılında ise ortalama 30 bin Suriyeli mülteciye kapılarını açması gerekiyor.

Çok değil, II. Dünya Savaşı sonrasında, dünyanın en kalabalık mülteci nüfusunu Avrupalılar oluşturuyordu. Savaş sonrasında 40 milyon kadar Avrupalı ülkelerini terk ederek başka ülkelere sığınmak zorunda kalmıştı. O yıllarda Avrupalı mülteciler sorunu o kadar büyümüştü ki 14 Aralık 1950’de BM çatısı altında Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMKYK) kuruldu. 1951 yılında kabul edilen Cenevre Sözleşmesi’nin öncelikli hedeflerinden biri yine Avrupalı mülteciler sorununa çare olmaktı. Nitekim zaman içerisinde bu sorun çözüldü. Avrupalılar mülteci durumundan kurtuldu. Başta Ortadoğu ve Afrika olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinde yaşanan savaşlar iltica akımını tersine çevirdi. Avrupa, mültecilerin en çok tercih ettiği bölgelerden biri hâline geldi. Ancak bir zamanlar mülteci durumunda olan Avrupalıların kendilerine iltica eden mültecilere anlayışla yaklaştığını söylemek çok zor. Bunu geçmişte çeşitli kereler Cenevre Sözleşmesi’nin mülteci tanımını kısıtlayıcı girişimlerde bulunmalarından ve farklı göçmen kuruluşlarının eleştirilerine kulak asmadan BMMYK’nin taleplerini geri çevirmelerinden de anlamak mümkün.

AB mülteci politikasının öncelikli hedefi, üye ülkelerin sınırlarını korumak ve bu ülkelerin mülteci akını sebebiyle zarara uğramasını engellemek. Mültecilerin hayat şartlarının düzeltilmesi adına atılan adımlar ise son derece kısıtlı. 13 yıldan bu yana üzerinde çalışılan ve Lampedusa faciasının akabinde kabul edilen yeni mülteci politikasının da bu konuda yeni bir anlayış getirdiğini söylemek mümkün değil. Avrupa Parlamentosu’nun Yeşiller grubu sözcüsü Ska Keller söz konusu çarpıklığı şu sözlerle ifade ediyor: “Bizim bir mülteci savunma sistemine değil, mülteci kurtarma sistemine ihtiyacımız var.” Keller’e göre AB genelinde geçerli olacak yeni mülteci politikasının öncelikli hedefi sınır kontrollerini sıkılaştırmak.

Avrupa Komisyonu’nun içişlerinden sorumlu üyesi Cecilia Malmström de sık sık Avrupa’nın mülteci politikasını eleştiren isimlerden. Mültecilere kucak açmanın Avrupalıların görevi olduğunu belirten Malmström, Avrupa’da birçok ülkenin demografik sebeplerle zaten mülteciye ihtiyacı olduğu, mülteci politikasının sertleştirilmesinin çözüm olmadığı fikrini savunuyor.

Avrupa’da 880 bin köle!

2013 yılı itibarıyla AB genelinde bulunan mültecilerin yüzde 90’ına birliğe üye 27 ülkeden sadece 9’u sahip çıkıyor. Bu durum hem mülteci yükünün adil bir şekilde dağıtılmasını engelliyor hem de AB üyesi ülkeler arasında ortak bir mülteci politikasının oluşturulmasını zorlaştırıyor. Malmström’e göre, öncelikle bu durum değiştirilmeli ve bütün ülkelerin adil bir oranda yük alması sağlanmalı.

Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre ise AB’nin mültecilerle ilgili atması gereken siyasi ve hukuki adımların başında; mülteci iadesinin zorlaştırılması, Eurosur isimli denetim sisteminin geciktirilmeden devreye sokulması, Akdeniz’deki denetimlerin artırılması gibi konular var.

İnsan tüccarlarının elinde, insan haysiyetine aykırı şartlar altında, ölüm tehlikesiyle burun buruna yapılan iltica yolculukları neticesinde Avrupa sınırları içine girmek mültecilerin derdinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Belki de tam tersi. Asıl zorluklar ondan sonra başlıyor. Almanya’nın mültecilere karşı uyguladığı ayrımcı politikaları protesto eden mültecilerin başkent Berlin’deki Brandenburg Kapısı önündeki açlık grevi geçen haftaya kadar devam etti. Aylardır çalışamadıklarından, psikolojik ve fizyolojik birçok rahatsızlıkla mücadele etmelerine rağmen düzgün bir tedavi göremediklerinden şikâyet eden mülteciler özellikle iltica başvurularının çok geç neticelenmesinden mustarip. Söylediklerine göre başvurulara cevap verilmesi birkaç yıl sürebiliyor.

Mülteciler arasında şartları en kötü olanlar iltica başvuruları reddedilenler. Hâlâ cevap bekleyenlerin aksine onlar, sınır dışı edilmek üzere hapishanelerde bekletiliyor. Hapishane şartları bazı ülkelerde gerçekten çok kötü. Malta’da Somali asıllı bir mülteci hapishanede aylarca aşırı sıcak ve soğuk havaya katlanmak zorunda bırakıldı. Konunun medyada yer almasının akabinde açılan davada Avrupa Adalet Divanı, Malta’yı tazminat cezasına mahkûm etti. Kararın gerekçesinde tazminatın insan onuruna yaraşmayan ve aşağılayıcı muameleden dolayı verildiği ifade edildi.

Bütün bu zorluklara tahammül eden ve neticede iltica başvurusu kabul edilen mülteciler bu sefer de tamamen yabancısı olduğu bir toplumda ayakta kalma mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Özellikle iş hayatına adaptasyon son derece zor. Göçmenlik statüsü kazanan mültecilerin büyük bölümü piyasa şartlarının çok altında çalışmak zorunda kalıyor. Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan bir rapora göre, AB genelinde ‘köle’ şartlarında çalıştırılan kişi sayısı 880 bin. Bu yüzden çok sayıda göçmenin hayatı zindana dönüyor. Geçen aylarda Fransa’nın Nantes şehrinde yaşayan bir göçmen bu şartlara dayanamayarak kendini iş ve işçi bulma kurumunun önünde yaktı. Adının Cemal Chaap olduğu öğrenilen 43 yaşındaki göçmenin daha önce iş ve işçi bulma kurumuna kendisine düzgün bir iş bulmamaları durumunda hayatını sonlandıracağına dair mektuplar yazdığı ortaya çıktı.

Bütün bunlar dikkate alındığında AB üyesi bütün ülkelerin geçmişte kendilerinin de karşı karşıya kaldığı zorlukları hatırlamak ve mültecilere yönelik politikalarını daha insani bir çerçeveye oturmaktan başka çare olmadığı görülüyor. Zira gün olur devran döner; bugün mülteci olanlar yarın bambaşka bir durumda olabilir.

Göçmenlerin ilk durağı Lampedusa

İtalya’nın güneyinde 20,2 kilometrekarelik bir ada olan Lampedusa’da hayat balıkçılık, tarım ve turizm üzerine kurulu. Adanın güney kısmında yer alan Tavşan Sahili, dünyanın en iyi sahilleri arasında gösteriliyor. 2000’li yıllardan beri ada, Afrikalı mülteciler tarafından Avrupa’ya giriş kapısı olarak kullanılıyor. Değişik Afrika ülkelerinden yola çıkan mülteciler önce Libya ya da Tunus’a oradan da gemiyle Lampedusa’ya geliyor. Tunus ile Lampedusa arası yaklaşık 113 kilometre. İnsan kaçakçılarının her bir mülteciden kişi başı bin avro aldığı söyleniyor. BM verilerine göre sadece bu yılın ilk 9 ayında Lampedusa adasına ulaşan mülteci sayısı 21 bin 780. Bunların 4 bini çocuk. Çok sayıda mülteci Lampedusa adasına varamadan hayatını kaybediyor. Katoliklerin ruhani lideri Papa, göreve gelmesinden sadece 4 ay sonra Lampedusa’yı ziyaret etti ve göç yolunda hayatını kaybedenler için dua etti. Daha iyi bir hayat ararken göç yolunda ölümle karşılaşanların haberlerini okudukça, yüreğine bir diken gibi acı saplandığını ifade eden Papa Francesco, burada şöyle konuştu: “Zor şartlar altında yaşayan bu kardeşlerimiz buraya, hem aileleri hem de kendileri için biraz huzur ve barış bulmaya geliyordu. Ancak umut yolu, onlar için ölüm yolu oldu.” Lampedusa adasına varan mülteciler buradan önce İtalya’ya geçiyor, daha sonra da fırsat bulabilirlerse İskandinav ülkelerine olmazsa değişik Avrupa ülkelerine yayılıyor.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: