SUSURLUK DAVASI : Unutulan Susurluk, Unutulan Fırat’ın Öte Yakası


Bir dönem Ergenekon ve Balyoz davalarıyla yargı önünde. Ama asıl önemli bir süreç olan Fırat’ın bu yakasında Kürtler açısından bir travmaya dönüşen o karanlık döneme ışık tutacak olayların üzerine ise henüz gidilemedi.

3 Kasım 1996’da gerçekleşen Susurluk kazasının üzerinden tam 17 yıl geçti. Kasım 1996 Susurluk kazasının 17’inci yılında gazetelerde ve medyada tek bir satıra rastlamak mümkün değil. Şimdi birileri durup dururken "Neden Susurluk" diye de sorabilir.

Susurluk kazasının hemen ardından post modern bir darbe olan 28 Şubat süreci yaşandı. Bugün bu post modern darbenin sorumluları yargı önünde. 100 yıl sürecek denen bu post modern darbenin sorumluları artık yargı önünde.

Ya Susurluk kazasıyla açığa çıkan ilişkiler ağı ne olacak. Üstü örtülecek mi. 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasıyla birlikte, siyaset, devlet ve mafya ilişkileri açığa dökülmüştü. TBMM’de Susurluk Kazası ve sonrasında yaşanan gelişmelerin incelenmesi için bir komisyon kurulmuştu. Birçok devlet görevlisi komisyonlara gelip konuşmayı da reddetmişti. Susurluk sonrasında bazı davalar açıldı yargılamalar yapıldı fakat bu ilişkiler ağını açığa çıkaracak olan Fırat’ın bu yakasına ilişkin ciddi adımlar bugüne kadar atılamadı.

Bugün Fırat’ın bu yakasında tozlu raflardan indirilen binin üzerinde dosyanın 10 savcı tarafından incelendiğine ilişkin basında haberler de yer aldı. Bu dosyaların birçoğu zaman aşımıyla karşı karşıya.

Hepimizin bildiği gibi 1990’lı yıllarda “Denizi kurutmak” adıyla yürütülen bir politikayla 3 bini aşkın köy boşaltıldı. İHD verilerine göre 3 bini aşkın faili meçhul cinayet yaşandı.

Siirt, Cizre Silopi hattında başlayan faili meçhul cinayetler Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Musa Anter cinayetleriyle diğer Kürt illerine taşınmış, ardından ise Ankara ve İstanbul gibi kentlere sıçramıştı.

Ankara’da Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu’ndan Namık Erdoğan ile DEP Ankara İl Başkanı Faik Candan’ın öldürülmüştü. DEP Genel merkezi ve Ankara il binasının bombalanmasının ardından bu cinayetler dizisi İstanbul’a sıçradı. Medet Serhat, Behçet Cantürk, Savaş Buldan gibi çok sayıda kişi İstanbul, Sapanca üçgeninde öldürüldü. Ankara’da Emekli Binbaşı Cem Ersever, MİT’le çalıştığı iddia edilen Tarık Ümit gibi isimler de bu hesaplaşmada öldürüldü ya da kaybedildi. Bunun dışında İstanbul, Batman, Şırnak, Urfa, Diyarbakır gibi kentlerde yüzlerce sayıda faili meçhul cinayet işlendi, yüzlerce kayıp vakası yaşandı.

3 Aralık 1994 tarihinde Özgür Ülke Gazetesi’nin Merkezi ve büroları bombalandı. Bu süreçte Ferhat Tepe, Hafız Akdemir, Hüseyin Deniz, Cengiz Altun, Yahya Orhan, Namık Tarancı gibi çok sayıda gazeteci arkadaşımız faili meçhul cinayetlere kurban gittiler. Cizre Newroz’unda gazeteci İzzet Kezer açılan ateşle öldürüldü.

Binlerce ölüm, köy boşaltma, faili meçhul cinayetlerin yaşandığı 1989-1998 süreci hala karanlık bir süreç olarak Türkiye tarihinin önünde duruyor. 12 Eylül 1980 darbesinin sorumluları nasıl yargı önüne çıkarıldıysa, 4 Nisan muhtırasının sorumluları da, 1990’lı yıllarda yaşanan bu karanlık dönemin failleri yargı önünde hesap verebilmelidir.

Bir dönem Ergenekon ve Balyoz davalarıyla yargı önünde. Ama asıl önemli bir süreç olan Fırat’ın bu yakasında Kürtler açısından bir travmaya dönüşen o karanlık döneme ışık tutacak olayların üzerine ise henüz gidilemedi.

Bugün savcılar tozlu raflarda bulunan bini aşkın dosyayı yeniden inceliyor. Ama 3 Kasım’da Susurluk’ta açığa çıkan ilişkilerin üzerine gidilseydi, ne 28 Şubat süreci ne de 4 Nisan muhtırası yaşanabilirdi. Susurluk sonrasında açılan davalarla yargılamalar oldu. Hüküm giyenler oldu, Fakat perde arkasında yatan sır ya da giz çözülmedi.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’nda devlet görevlilerinin “rutin dışına çıktığı, rutin dışı işler” yaptığına da yer verildi.

Savaş’ın raporunda Musa Anter için “Nitekim Musa Anter’in öldürülmesinden -tüm olayları tasvip edenlerin dahi- pişman olduğu tespit edilmiştir. Musa Anter’in silahlı bir eylem içinde olmadığı, daha çok işin felsefesiyle meşgul olduğu, öldürülmesinin yarattığı etkinin, kendisinin gerçek etkisini geçtiği ve öldürülme kararının hatalı olduğu söylenmektedir” sözleri de yeraldı.

Kısacası dönemin DYP-SHP hükümetinin Başbakanı Süleyman Demirel “Fırat’ın kıyısında bir kuzu bile kaybedilse gelip bunun hesabını bana sorun” demişti. Bu hükümetin kurulmasının üzerinden 22 yıl geçti ve ondan sonra da gelen iktidarlar ne Fırat’ın kıyısıyla ne de ötesinde yaşanan bu travmalarla ilgilendiler.

Ne yazık ki, Fırat’ın her iki yakasında mağdur binlerce ananın gözyaşı dindirilemedi, Acıları hafifletilemedi aksine yaşadıkları travmalarla baş başa bırakıldılar.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: