SURİYE DOSYASI : Suriye’de Sünni subayların yerini İranlılar dolduruyor


Suriye Hava Kuvvetleri’nde albaylığa kadar yükselen ender Sünni subaylardan biri o. Rejimin baskısı dayanılmaz dereceye ulaşınca terk etmiş Şam’ı. Muhaberat’ın peşine ajan taktığı Hava Albay Faruk, ordunun neden saf değiştirmediğini, seçkin birliklerdeki son durumu ve BM’den saklanan kimyasal silahları Aksiyon’a anlattı.

Onu görüşmeye ikna etmek kolay olmadı. 30 yıllık dostunun referansıyla arasak da röportaj talebimize ‘hayır’ dedi. Bayram vesilesiyle ikinci aramamızda da aynı tavrı korudu: “Buyurun gelin, kahvemi için ama soru sormayın!” Görüşme güvenlik gerekçeleriyle birkaç kez tehir edilince buluşma bayram sonrasına sarktı. Bir cumartesi gecesi geç saatte, gizlendiği mekâna ulaştığımızda, tedirgin bir yüz ifadesiyle karşıladı bizi. Bir müddet havadan-sudan konuştuktan sonra röportaj isteğimizi yineledik. Derin bir nefes alıp girdi söze: “Kardeşim, belki kapris yaptığımı düşünüyorsunuz. Vallahi durum tahmin ettiğiniz gibi değil! Siz Muhaberat’ı bilmezsiniz; eli-kolu uzundur. Suriye’den kaçtığımdan beri peşimdeler. Ne sokağa çıkabiliyorum ne de telefonda konuşabiliyorum. Arada 30 yıllık dostum olmasa sizi de kabul etmezdim. Madem buraya kadar zahmet ettiniz, bildiklerimi paylaşmam boynumun borcu oldu…”

Röportajdan önce kaideleri belirledi; adını, yaşını, doğum yerini ve görev yaptığı son birliğin adını gizledi. Suriyeli muhaliflerin kendisine ‘Albay Faruk’ diye hitap ettiğini belirtti. Hâliyle fotoğrafını, kimliğini deşifre etmeyecek şekilde çektik. Görüşme mekânını da gizledik. Görüşme sırasında bilinmeyen numaralardan gelen çağrılar karşısında yaşadığı tedirginlik, kimliğinin ‘gizli’ kalması talebinde haklı olduğunu bize hissettirdi. Âdeta diken üstündeydi. Rejimin, Suriye’de bıraktığı akrabalarına zarar vermesinden çekiniyordu: “Baskı dayanılmaz aşamaya gelince bir fırsatını bulup Türkiye’ye sığındım (2012). Ama yakın akrabalarımdan bir kısmı hâlâ orada. Peşime düşen Muhaberat’ın onlara zarar vermesinden korkuyorum.”

Suriye’de, 50 yıl kadar önce dünyaya gelen Hava Albay Faruk, orduda bu rütbeye (Pilot Albay) kadar yükselen sayılı Sünni subaylardan. İlköğretimin hemen ardından girdiği askerî okuldan kıtaya Pilot Teğmen rütbesiyle çıkmış. Yaklaşık 30 yıl Suriye Ordusu’nun en etkili kuvveti konumundaki Hava Kuvvetleri’nin hava taarruz, hava savunma ve füze üslerinde görev yapmış. ‘Avcı’ diye anılan Rus menşeli Mig-25’lerde uçmuş, radar güdümlü füze projelerinde rol almış. Dahası rejimin kimyasal silahlarını üretip koruyan gizli birliğiyle temas etmiş. Kısacası Suriye Hava Kuvvetleri’ni, uçak kapasitesini, füze miktarını adı gibi biliyor. Model model sayabiliyor. Muhaberat’ın peşine düşmesi boşuna değil yani!

Ordu neden saf değiştirmedi?

Albay Faruk’a, ordunun neden saf değiştirmediğini soruyoruz. Suriye’yi iyi bilenlerin böyle bir beklenti içinde olmadığını, ülke gerçeklerinin farkında olmayanların ise askeriyenin birkaç ay içinde dağılacağını dillendirdiğini söylüyor. Libya ve Mısır örneğinden farklı olarak Suriye’de ordunun kitlesel halk isyanına rağmen rejimin yanında saf tutmayı sürdürdüğünü vurguluyor: “Suriye’de ordu rejimin elinde. Hafız Esed, 30 yıllık iktidarı döneminde kendi kanından olan Nusayrileri askeriye, polis ve istihbarata yönlendirdi. Bu insanları yurtdışına eğitime gönderip (Rusya, Almanya, Polonya gibi) askeriyede, kamu kademelerinde hızla yükseltti. Daha fazla maaş, daha fazla imkân sağladı. Paralelinde, 1970’lerde kendi çıkardığı Müslüman Kardeşler olaylarıyla Sünnileri devlet kademelerinden uzaklaştırdı. Askeriye, polis, istihbarat birimleri, valilikler, okullar, memurluklara Nusayrileri geçirdi. Mesela askerî akademiye aynı yıl girdiğim Nusayriler general oldu, başarılı olmama rağmen beni general yapmadılar. Çünkü Sünni’yim, onların kanından değilim. Rejim bana güvenmez… Bundan dolayı ordu kendi kanından gördüğü Esed rejimini savunmayı sürdürüyor. Esed aynı zamanda rütbeli Nusayrilerin hayat sigortası konumunda.”

Uçaklar eski, radarlar zayıf!

Hafız Esed’in ölümünden sonra da devletteki Nusayri yapılanmanın sürdürüldüğünü aktarıyor. Polis, askeriye ve istihbarat birimlerinde açılan yeni kontenjanların yüzde 90’ının Nusayrilere ayrıldığını, geriye kalan kısmın Hıristiyan, Dürzi ve Sünnilere bırakıldığını söylüyor: “Askeriye ve istihbarat gibi hayati kurumlardaki Sünnilerin sayısı son 10 yılda hızla azaldı. Suriye vatandaşlarına 1,5 yıl zorunlu askerlik olduğu için erlerin çoğunluğu Sünni. Ama rütbelilerin yüzde 90’ı Nusayri. Mevcut Sünni rütbelilere de güvenilmediği için kritik görevler verilmiyor. Subay-er 300 bin kişiyi bulan ordudaki çoğu Sünni asker (70-80 bin ) firar etti zaten. Kaçamayanlar da ciddi tecrit altında. Ben geçen yıl kaçtım. Öncesinde Muhaberat beni gözaltına aldı, aileme baskı uyguladı. Namusumuzu korumak amacıyla bir boşluktan faydalanıp Türkiye’ye sığındık. Sonraki 1 yıl çadırda yaşadık. Yine de şükür hâlimize, çoluk-çocuğumuza namert eli değdirmedik.”

Hava Albay Faruk, rejimin ayak takımı konumundaki Nusayri Şebbiha milislerinin Sünni mahallelerde kadın, çocuk demeden katliamlara, tecavüzlere girişmelerinin ardından kaçmayı planlamış. Askeriyedeki 40 yıllık kariyeri bir günde silinmiş gözünden. Arabasını, evini olduğu gibi bırakmış arkasında. Alabildiği birkaç ziynet eşyasıyla düşmüş Türkiye yollarına. Muhaberat’ın askeriye ve bürokraside bulunan tek tük Sünni memurları ‘ajan’ fişlemeleriyle gözaltına aldığını, götürülenlerden bir daha haber alınamadığını aktarıyor: “Rejim kendine tehdit gördüğü insanları uydurma gerekçelerle gözaltına alıyor. Hapishanede tutulanların sayısı 400-500 bini buldu. Onlar artık öldü sayılıyor! Kaçmadan evvel beni de tutukladılar, aileme eziyet ettiler…”

Yaklaşık 1,5 yıldır Türkiye’de gizlenen Hava Albay’a ordunun bugünkü durumunu soruyoruz. Ordunun Nusayrilerden oluşan ana omurgası varlığını korusa da bir dış müdahaleye cevap verebilecek gücünün kalmadığını anlatıyor: “Nusayri komutanlar kendi bekaları için Esed rejiminden kopmasalar da orduda ciddi bir güç kaybı yaşanıyor. Tabanda ciddi bir asker kaybı var. Rütbeliler de korku içinde. Pilotların yüzde 90’ı Nusayri ama görev emri almaktan kaçınıyorlar artık. Özellikle Türkiye’nin Suriye helikopterini düşürmesinin ardından uçuş görevlerinin azaldığını anlattı Suriye’deki arkadaşlarım. Suriye’nin ana vurucu gücü konumundaki Hava Kuvvetleri’nde bile bir moral kaybı yaşanıyorsa rejimin son günlerini yaşadığı söylenebilir.”

Türkiye ile kıyaslandığında Suriye hava gücünün eski ve zayıf kaldığını hatırlatıyor. Rus menşeli savaş uçaklarının, Rus ve İran yapımı füzelerin basına yansıdığı kadar etkili olamadığını iddia ediyor: “İran neredeyse her ay Esed rejimine 1 milyar dolar kadar nakit para, mühimmat veriyor. Ama teknolojiler eski. Radarlar çok etkili değil. Sonradan modernleştirilse de tüm bölgeyi gözlemleyemiyor. Mesela Rus Mig-25 ve Mig-29 model savaş uçaklarındaki füzelerin azami menzili 15 kilometre kadar. Hâlbuki Türk F-16’lardaki füzeler 35 kilometreye kadar etkili oluyor. Keza Suriye ile kıyaslandığında Türkiye’nin radar kapasitesi de güçlü. Vurulan helikopterin ardından Suriye hava araçları Türk sınırına yaklaşmaz bile!”

Seçkin birlikler kan kaybediyor

Albay Faruk, rejimin bel bağladığı diğer seçkin birliklerde de Hava Kuvvetleri’ne yansıyan korku, endişe ve tedirginliğin yaşandığını ifade ediyor. Beşşar Esed’e bağlı Cumhuriyet Muhafızları ile Mahir Esed komutasındaki 4. Zırhlı Tugayı’nda bile kan kaybının yaşandığını vurguluyor: “Hava İstihbarat, 4. Zırhlı Tugay ve Cumhuriyet Muhafızları rejimin ana askerî gücüdür. Bu kurumlar baştan aşağı Nusayrilerin kontrolünde. Yine de sayıları azalıyor. Çünkü sıranın kendilerine geldiğini hisseden Nusayri komutanlar da silah bırakıp sınır dışına kaçma eğiliminde. Hıristiyan ve Dürzi komutanlar çoktan ayrıldı seçkin birliklerden…”

Buna karşın Esed rejiminin kendine zaman kazandırmak için Türkiye ve Lübnan gibi komşu ülkeleri karıştırmaktan geri durmayacağını belirtiyor. Bu amaç doğrultusunda PKK, Irak Suriye İslam Devleti (ISIS) ve sınır dışına sızan Muhaberat hücrelerini kullanacağını öngörüyor: “Esed rejimi, Türkiye ve Lübnan’la direkt çatışmaya giremeyeceği için, geçmişteki gibi bundan sonra da terör örgütleri üzerinden bazı eylemlere soyunacaktır. Esed bu sayede Suriye’deki savaşı bölgeye yayıp üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalışıyor. ‘Gidersem tüm bölge yanar’ mesajı vermeye çalışıyor.”

Albay, Esed’in Batı’yı oyuna getirdiğini, âdeta ölümü gösterip sıtmaya razı ettiğini düşünüyor. PYD, El Kaide ve ISIS gibi radikal gruplara ülkenin kuzeyinde bilerek alan açıp rejimin yıkılması hâlinde Suriye’nin bu terör örgütlerinin eline geçeceğini iddia ederek zaman kazandığını aktarıyor: “ABD önderliğindeki Batı koalisyonu Suriye’nin kuzeyindeki radikallerden çekindi. Bundan dolayı muhaliflere sağladığı desteği kesti. Kimyasal silah kullanmasına rağmen rejime hava saldırısı düzenlemedi. Zira Esed’in gitmesini çıkarına görmüyor. Hâlbuki kimyasal saldırı sonrası Şam üzerinde bir ABD uçağı uçsaydı ikinci gün rejim dağılacaktı. ABD’nin bu çekingenliği hâliyle muhaliflerin güvenini, inancını sarstı. Rejim karşısındaki gardını zayıflattı. Buna karşın halktaki direnme azmi dinmedi, artık ölümüne bir savaş yaşanıyor Suriye’de… Sadece rejimle değil, İran ve Hizbullah’la da savaşıyorlar. Suriye ordusu artık İran, Hizbullah ve Şebbiha milislerinden oluşuyor. Görevdeyken İranlılar ile Rusları birliklere girip çıkarken görürdüm.”

İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah örgütünün silahlı eylemcileriyle desteklediği rejimin ülkedeki ayaklanmayı Sünni-Şii çatışmasına çevirdiğini vurguluyor. Suriye’nin küresel güçlerin nüfuz savaşına giriştiği bir cepheye döndüğünü ifade ediyor. İran gibi Rusya’nın da radikallerin Suriye’de varlık göstermesini çıkarına gördüğünü anlatıyor: “Ne PYD ne de ISID bugüne kadar rejime karşı ciddi bir operasyona girdi. Özgür Suriye Ordusu ile savaşırken rejim güçlerine karışmadılar. Bunun yanında rejim ile İran radikallere el altından para, silah sağladı. El Kaideciler aylık 300-400 dolar maaşla eylemci devşirme imkânına ulaştı. Böylece kafa kesme görüntülerinin oluşmasına zemin hazırladı. Rejim Nusayrileri bu görüntülerle korkutup rejimin etrafında kenetlenmeye yöneltti. Bir bakıma Sünnilerle Nusayriler arasında kan davası çıkardı. El Kaidecilerden korkan Hıristiyan ve Dürziler de Esed’i destekliyor. Rejim böyle danışıklı dövüşlerle iç ve dış denklemini bozup katliamlarını sürdürdü.”

Esed direnemezse ülkeyi bölecek!

Esed’in ISID, PYD gibi ayrılıkçı unsurlara kendi ‘çıkış planına’ zemin hazırlamak amacıyla destek verdiğini anlatıyor Albay Faruk: “Rejim bir taraftan kuzeydeki bağımsızlık girişimlerine göz yumarken diğer taraftan da Nusayrileri ülkenin batı bölgesine kaydırarak Suriye’yi ayrıştırmaya hazırlanıyor. Eğer Esed ülkenin tamamını yönetemeyecek duruma düşerse Lazkiye’ye geçip burada müstakil bir Nusayri devleti kuracak. Bu da onun hayatta kalma planı!”

Dolaylı kanallardan sahadaki gelişmeleri takip ettiğini aktaran Hava Albay Faruk, Batı’dan umudunu kesen muhaliflerin rejime karşı ölümüne savaşmaya başladığına işaret ediyor. Bu noktadan sonra Esed rejiminin geri dönmesinin mümkün olmayacağını iddia ediyor. Ancak El Kaide-ISID gibi radikal oluşumların da yeni rejimle birlikte ülkeden atılacağını öngörüyor: “Mısır duruldu mu? Libya duruldu mu? Suriye daha beter olacak. Ülkenin yeniden oturması en az 50 yıl sürer. Çünkü Suriye farklı. Birden çok mezhebin, birden çok küresel gücün rol oynadığı bir ülke. Dolayısıyla kolayca durulmayacak. Ama Esed eninde sonunda gidecek arkadaş!”

Albay Faruk, yaşadığı zorluklara rağmen yine de şükrediyor hâline. Tam rahata erdiği günlerde işini, evini ve mal varlığını terk etmek zorunda kalmak onu üzüyor hâliyle. Dolu dolu gözlerle veriyor son mesajını: “Kimse ben ne oldum demesin! Yarının ne getireceği belli değil. Hayat, mala, makama değil, Allah’a güvenmeyi öğretti bana…”

KAÇAN SUBAYLAR SEFİL OLDUĞU İÇİN ORDU TAM DAĞILMADI

“Ordudan ayrılan subaylar kamplarda sefil oldu. Her an yakalanma psikolojisinden sıyrılamadı. Özellikle üst rütbeli subaylar takip edildi. Telefonları dinlendi. Türkiye’ye sığınan Albay Hüseyin Mustafa Harmuş’un Muhaberat’a geri verilmesini unutamadık. Demek ki MİT’in içinde Muhaberat’ın adamları vardı! Kime, nasıl güveneceğimizi şaşırdık. Muhaberat’ın Türkiye’de hâlâ etkili olduğunu biliyoruz. Bundan dolayı dışarı pek çıkmıyoruz. İnsanlarla konuşmuyoruz. Telefonlarda adres vermiyoruz. Temkini elden bırakmıyoruz. Diğer taraftan Suriye Ulusal Konseyi (SUK) de subayları arasına almadı. Esnaf komutan oldu, ordudan ayrılan askere görev verilmedi. Subaylara hak ettiği değer verilmeyince Suriye ordusu da tam dağılmadı.”

ESED KİMYASALLARI İRAN VE LÜBNAN’A KAÇIRDI

“Kimyasal silahların üretimi, kullanımı ve gizlenmesi Esed’in güvendiği 10 Nusayri istihbaratçının kontrolünde. Bu 10 kişinin dışında gizli fabrikaları, depoları bilen yok. Rejim, kimyasal katliam sonrası Batı müdahalesini önlemek için kimyasalları vermeyi kabul etse de samimi değil. Hatta Batı’yı kandırdı! İçeriden aldığım bilgilere göre, Esed anlaşma öncesinde kimyasalların çoğunu İran ve Lübnan’a (Hizbullah) kaçırdı. Bilinen fabrika ve depoları boşalttı. Bir kısmı da çok gizli tutulan depolara taşındı. Kaldı ki hammaddeler olduktan sonra kimyasal silah saatler içinde yapılabiliyor. Rejim öteden beri bu kimyasalları endüstride kullanma beyanıyla temin etti. Yani Esed rejimi kimyasal silahlarından vazgeçmedi.”

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: