EDEBİYAT DÜNYASI : Alkış, para ve şöhret, yazarı yoldan çıkarabilir


Ahmet Ümit, Türkiye’nin çok satan yazarlarından biri. Bir haftada 100 bin basan ve satılan yeni romanı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”ni konuşurken çok satan bir yazar olmaktan ve tehlikelerinden de bahis açtık.

‘Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’, Ahmet Ümit’in en iyi romanı dersek abartmış olmayız. Buna Radikal Kitap’taki yazısında Selim İleri de işaret ediyordu. Tarlabaşı’nda geçen roman, evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kalan azınlıklara ithaf edilmiş. Roman, 2014’ün yılbaşı gecesi Tarlabaşı’nda bir erkek cesedinin bulunmasıyla başlıyor. Komiser Nevzat ve yardımcısı Ali cinayeti çözmeye çalışıyor. Kitapta güçlü ve renkli karakterler var. Kara Nizam, Barbut İhsan, Saltanat Süleyman, Azize, Nazlı, Klarnetçi Sadri, tinerci çocuklar… Romanda Gezi olayları da geniş yer tutuyor.

418 sayfalık kitabı bir günde okudum, Komiser Nevzat’la birlikte ben de katili bulmaya çalıştım. Ahmet Ümit katili ustalıkla finale kadar saklamayı başarıyor. ‘Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ sadece bir polisiye roman değil, bir trajediler kitabı aynı zamanda.

-Roman “Bu toprakları terk etmek zorunda bırakılan insanların aziz hatırasına” ithaf edilmiş. Bu ithafı nasıl okumalı, nasıl anlamalıyız?

Tarihe baktığımızda şunu görüyoruz: Osmanlı’nın yıkılmasıyla kültürel yapıda bir değişiklik meydana geliyor. Bu değişikliğin olumsuz yanlarından biri, Osmanlı dönemindeki azınlıkların bu ülkeden gitmesi, evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalması. Çok kültürlülük, çok dillilik, çok dinlilik üzerine kurulu bir Osmanlı kültürü vardı. Belki bu insanlar farklı faklıydı; Ermeni, Rum, Yahudi… Fakat aynı şekilde yaşıyordu. Bu grupların azalmasıyla birlikte o büyük kültürel yapı darmadağın oldu. Ve biz çok şey kaybettik. 20. yüzyılın başlarında Türk Müslüman toplumunda ve Osmanlı’nın elit asker kesiminde bir ulus devlet kurma sevdası vardı. Çünkü kendi topraklarından kopan milletler, mesela Bulgarlar, Yunanlar bir ulus devlet kurmuştu. Biz niye kuramıyoruz kaygısı vardı. Bu kaygı hep devam etti. Cumhuriyet kurulduktan sonra da bu korku hep oldu. Büyük imparatorluk elimizden gitti, bu ülke de elimizden gidebilir. Bu korkunun devamı olarak ne yazık ki pek çok yanlış uygulama yapıldı. Azınlıklar kovuldu. Varlık Vergisi’ni, 6-7 Eylül’ü, 1964 olaylarını hatırlayın. Romanın bu topraklardan gitmek zorunda kalan insanlara adanıyor olmasının altında yatan sebep bu. -Bu insanların gidişiyle ne kazandık?

Sanılanın aksine biz kazanmadık, kaybettik. Daha çok çoraklaştık. Onlar gidince biz dilimizi, kültürümüzü daha iyi öğrenmedik, tersine bir yozlaşma başladı. Belki onlar varken daha iyi olacaktı. Farklılıkların olmasının kendini koruma anlamında olumlu bir katkısı var. Kendi kültürünü öğrenmeye daha çok yönlendiriyor seni. Bu romanın altında böyle bir metin var. Çünkü bu yanlış hâlâ devam ediyor. Tek kültürlülük, bunu ötekine dayatma devam ediyor. Bu romanın yazılma nedeni Tarlabaşı’ndan yola çıkarak biraz da bu duyguları tartışmaktı.

-Mekân olarak niye Tarlabaşı’nı seçtiniz?

Tarlabaşı bu meselenin en çok yaşandığı yerlerden biri. Ne Paris ne New York ne de Londra’da şehrin merkezinde böyle bir yer var. Burası bir getto. Uyuşturucu satışı yapılıyor, fuhuş yapılıyor. Yoksul Kürtler burada bir hayat sürmeye çalışıyor. Orada yaşayan herkesi kriminal suçlara bulaşmış gibi tanımlamak da doğru değil. Tarlabaşı benim için biçilmiş bir kaftandı. Azınlıkları kovmamızın sonuçlarını somut olarak göstermesi açısından Tarlabaşı iyi bir örnekti.

-Romanın ortaya çıkışının bir hikâyesi var mı? Ne zaman yazmaya karar verdiniz?

Aslında bir hikâye gibi düşünmüştüm. Hatta hikâyeyi yazmıştım ama içime sinmemişti. Bir akşam Selim İleri’yle oturuyorduk. Hikâyeyi anlattım. İsmi çok hoşuna gitti. Biraz anlatınca çok etkilendi. “Bunu mutlaka roman yapman lazım. Müthiş dramatik bir yapısı var. Karakterler de güçlü.” dedi. Bir süre Selim’in söylediklerini düşündüm ve hikâye romana evrildi.

-Barbut İhsan, Saltanat Süleyman, Kara Nizam… Karakterlere bakınca bir Yeşilçam filminin içinde buluyoruz kendimizi. Bu karakterlerin bugün bir karşılığı var mı?

Evet, yaşanıyor. Bilmediğimiz çok korkunç hayatlar var. Benim anlattığım biraz daha filtreden geçirilmiş hâli. Orada kumar oynayanlar, kumarhaneler, çeteleşmeler hâlâ var. Etini satan kadınlar var. Çok açık, herkesin gözü önünde yaşanıyor. Romandaki Afrikalılar da gerçek.

-Romanda Gezi olayları da var. Gezi olayları haziranda başladı. Nasıl girdi romana bu süreç?

Romanın yarıya yakını bitmişti. O sırada Gezi olayları patladı. İki ay hiçbir şey yazamadım. Dışarıda bir hayat sürüyor, alışılmadık bir olay var. Her şey durdu. Olaylar durulunca tekrar döndüm romana. Romanda zaten sokak çocukları vardı ama Gezi’yle bağladım. Çünkü Gezi’deki parkta sokak çocukları vardı ve Gezi’nin en çok mutlu ettiği insanlar onlardı. İnanılmaz mutluydular. Bir süreliğine park içerisinde aileleri oldu. Zaten orada yatıyorlardı. Birdenbire abiler, ablalar geldiler, para verdiler, tedavi ettiler. İşin en başından beri karakterler romanda yer alıyordu.

-Romana oturduğunuzda katil belli miydi?

Romanda karakterler genel hatlarıyla bellidir. Kabası hazırdı. Roman yazılmamış ama plana dökülmüş durumdaydı. Başta mesela Saltanat Süleyman yoktu. Yazarken çıktı. Pire Nuri, Nazlı sonradan çıktı.

-Romanın yazım aşaması ne kadar sürdü?

Bir buçuk yıl sürdü. Bu kitapta “Bir İstanbul Hatırası”, “Sultanı Öldürmek” romanlarının aksine fazla bir araştırma yapmadım. Çünkü Beyoğlu’nda yaşıyorum, buradaki insanları tanıyorum. O nedenle diğer romanlarıma göre daha kısa sürede çıktı. Benim iki yılda bir romanım çıkar, bu 18 ayda tamamlandı. Mayısa kadar romanın yarısını yazmıştım. İki buçuk ayda diğer yarım kalan bölümü tamamladım.

-Roman basılmadan birilerine okutur musunuz?

Kitap benim için bittikten sonra evde eşim okur, ben dinlerim. O okuma sırasında sözcüklerle oynarım, bazı kısımları çıkarır, gerekirse eklemeler yaparım. Daha sonra editör okur. Editör bazı şeyleri eler. Başka türlü zor. Çok çapaklı çıkar.

-Polisiye romanları polislere, savcılara okuttuğunuz olur mu? Ya da bilgi aldığınız…

Okutmuyorum ama bilgi aldığım insanlar var. Bu romanda narkotik hakkında bilgi aldığım bir polis müdürü oldu. Yine avukatlardan bilgi aldım. Önümüzdeki roman İttihat ve Terakki ile ilgili olacak. Bir tarihçiyle çalışıyorum.

-Kitaplarınızda İstanbul’u anlatıyorsunuz. Tarih kaygınız var. Romancının misyonu olmalı mıdır?

Edebiyatın işlevlerinden biri de eğitmek, aydınlatmak. Ben bunu yapıyorum. Önce merak uyandıracak, enteresan bir hikâye kuruyorum. Bu hikâyenin altında bir alt metin var. İnsanlara bir şey anlatmaya çalışıyorum. Bunun edebiyat için çok gerekli olduğuna inanıyorum. Edebiyat hayata tutulmuş bir aynadır. O kitabı okuyan insanlar, aynaya bakanlar, orada kendi ruhunu görecek ve kendini sorgulayacaktır. Özellikle ahlaki değerin yerlerde süründüğü günümüzde edebiyatın misyonlarından biri de bu olmalıdır.

-Son olarak çoksatan olmak size karşı bir önyargıyı da beraberinde getiriyor mu?

İlk öyküm 1982’de yayımlandı. 18 yıl sonra Patasana yayımlandı ve 7 baskı yaptı. 14 bin adet satıldı. Bu müthiş bir rakamdı benim için. O zaman reklamcılık yapıyordum. Yazarak geçinmeye karar verdim. Kitaplarım yılda 40 bin civarında sattı. O rakama ulaşırsanız geçinirsiniz. Bab-ı Esrar’la birlikte 100 bin çıtasını yakaladım. Daha sonra 200 binlere gelindi. 200 bin Türkiye’de çoksatarlığın sınır rakamıdır. Bab-ı Esrar çok sattığı zaman insanlar diğer kitaplarımı da okumaya başladı. “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” benim on birinci romanım, yirmi üçüncü kitabım. Yaşarken çok okunmak, takdir görmek güzel. Bir taraftan da çok satmak meselesi tehlikeli bir şey. Alkış ve para, şöhret sizi yoldan çıkarabilir. Yazarlığını kaybedebilirsin. Ben mutlu olmak için yazar oldum. İstediğim şeyleri yazdığım zaman mutlu oluyorum. Daha fazla satsın diye istediğim şeyleri yazmaktan vazgeçersem mutsuz olurum.

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: