İSTİHBARAT /// Mossad suç üstü yakalandı !


Mossad’ın Hakan Fidan’ı hedef göstermesinin nedeni ortaya çıktı.

Yeni Şafak’ın haberine göre, Mossad, yaklaşık 1,5 yıl önce İstanbul, Iğdır, Van, Osmaniye ve Konya’da bazı Türk vatandaşlarını casus olarak devşirmek istedi. Planı deşifre eden MİT, tarihinde ilk kez Mossad’ı engelledi.

Bazı haberler var ki, uzun süre iz takibi yapmayı gerektiriyor.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı hedef alan sistematik yayınlar gibi.

Başka bir deyişle, Başbakan Erdoğan’la başlayıp, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile devam edip, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la zirve yapan yayınlar demek daha doğru.

Bunların temelinde mutlaka İsrail’i esas alan bilgiler yer alıyor, eşzamanlı olarak yayınlanıyor ve hemen Yahudi sermayesi tarafından çıkarılan diğer yayın organları tarafından kısa sürede Türkiye karşıtı kampanyaya dönüştürülüyor.

Son dönemde Hakan Fidan hedefteydi ya, yakında tekrar başa dönüp Başbakan Erdoğan aleyhinde kampanyaya başlayacaklar demektir.

Başbakan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın dediği gibi, satrançta esas hedef, şah; yani Başbakan Erdoğan. Ama şahı yemek için onun kalelerini, vezirini de etkisiz hale getirmek gerekiyor.

Wall Street Journal ve Washington Post’ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı hedef alan yazılar, ayrı kalemlerden çıkmış ama benzer iddiaları dile getiriyordu.

Hakan Fidan’ın başında bulunduğu MİT, İsrail istihbaratı Mossad’a çalışan 10 İranlının ismini bu ülkeye bildirmiş.

Jewish Press isimli internet sitesi ise işi bir adım daha ileri götürerek, Hakan Fidan’ın şahsını hedef aldı.

‘Hakan Fidan bir sabah arabasında özel bir sürprizi hak ediyor’ dedi.

Her satırından, ‘kontrespiyonaj’ yani ‘karşı casusluk’ kokan bu satırların istihbarat savaşlarının bir parçası olduğunu anlamak için, istihbaratçı olmaya gerek yok.

Gazeteci olmak yeter.

MİT Müsteşarı’na yönelik saldırının arkasında İsrail’in bulunduğu ya da Amerika’daki Yahudi lobisinin işi olduğu yönündeki haberlerin dayandığı birçok nokta vardı.

Doğrudan İsrail’in menfaatlerinin hedef alındığı haber, bir dezenformasyon ürünüydü ama Yahudi sermayesinin yayın organlarında çıkmıştı.

İsrail devleti, ‘Hakan Fidan haberleri bizden kaynaklanmıyor’ şeklinde açıklama yaptı, iki müttefiki arasında, ‘istihbarat savaşları’ çıkmasından endişe eden ABD, Fidan’dan memnun olduğunu ifade etti. Ama kampanyanın ucu yine döndü dolaştı ABD’de istihbarat örgütleriyle içli dışlı olan kendisini İsrail’in menfaatlerini korumakla yükümlü hisseden isimlere çıktı.

KAMPANYAYI YÜRÜTENLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

Hakan Fidan’a yönelik kampanyanın arkasındaki isimlerin ortak özellikleri var.

Amerika’da istihbarat kuruluşlarında görev yapmışlar. Ortadoğu ve terör, İslam ülkeleri ve terör örgütleri gibi alanlarda uzmanlar. Güvenlik birimlerinden ayrıldıktan sonra Yahudi sermayesi tarafından çıkarılan yayın organlarında ve aynı düşünceye yakın düşünce kuruluşlarında önemli görevlerde bulunuyorlar.

Dindar bir Yahudi olup olmadıkları ancak kendilerini ilgilendirir ama , ‘Derin İsrail’ olarak tanımlanabilecek tezlerin sahibi ve savunucuları.

İLK İSİM: JONATHAN SCHANZER

Şimdi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik kampanyanın arkasındaki isimleri ve kuruluşları tek tek tanıyalım:

1-Hakan Fidan’la ilgili olarak Wall Street Journal ve Washington Post’ta yayınlanan haberlerde Jonathon Schanzer imzası yer almıyor ama çıkan haberlerde onun parmak izlerini görmek mümkün.

Başkan Obama’yı bir hayli yıpratan ve ABD’yi iflasa sürüklenmenin eşiğine getiren borçlanma tavanıyla ilgili haberlerle gündeme geldi ABD Hazine Bakanlığı. Sizi yanıltmasın, Hazine Bakanlığı sadece Amerikan hazinesiyle ilgilenmiyor. Aynı zamanda Amerikan başkanlarının koruma birimi buraya bağlı ve bakanlık etkili istihbarat yapılanmasına sahip.

Jonathan Schanzer ise uzun bir süre görev yaptığı Hazine Bakanlığı’nda parlak bir terörle mücadele analisti olarak gösteriliyor.

Bu birikimiyle kısa adı, ‘FDD’ olan, Demokrasiyi Koruma Vakfı (Foundation for Defence of Democracies) isimli düşünce kuruluşunda başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

Cumhuriyetçiler’in içinde Yahudi tezlerine en yakın duran kuruluşlardan biri olan FDD’de görev yapmasına rağmen, Ortadoğu, terör, İslamcı terör örgütleri, El Kaide, Selefiler, devletlerle terör örgütleri arasındaki ilişkiler, terörün sermayesi gibi konularda uzman isim olarak görüşlerine başvuruluyor. Kısaca ona Ortadoğu analisti deniliyor. Özel uzmanlık alanı Filistin ve Hamas olmasına rağmen daha çok devletler ve terör örgütleri arasındaki ilişkilerde uzman olarak gösteriliyor. Resmi özgeçmişinde, ‘ABD Hazine Bakanlığı’nda bir terör finans analisti olarak çalıştı’ bilgisinin altının çizilmesi bundan olsa gerek.

Tabii bunların İsrail’in terör örgütü olarak saydığı örgütler ve ülkeler olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yok.

Örnek, ABD’nin İran’a uyguladığı ambargonun finans boyutundaki en önemli isimlerinden biri olarak gösteriliyor Jonathan Schanzer.

FDD’nin resmi internet sitesindeki CV’sinde ‘Yahudi Politikalar Merkezi Direktörü olduğu ve JPC dergisinin editörlüğünü üstlendiği’ bilgileri de yer alıyor.

Aşağıdaki bilgilerin olduğu gibi:

‘Dr Schanzer Emory Üniversitesi mezunu, Kudüs İbrani Üniversitesi’nde yüksek lisans ve Kings College London’da doktora yaptı. Ayrıca 2001 yılında Kahire Amerikan Üniversitesi’nde Arapça okudu.

Dr Schanzer’in yazılarına ulusal basında geniş yer verilir, Kongre’de sunumlarda bulunur ve televizyonlar tarafından sık sık görüşüne yer verilir.

ABD’de çıktığı TV programlarında bir süre İran’ın nükleer programını engellemek için Türkiye topraklarında faaliyet gösteren MOSSAD ajanlarının, ‘Türkiye derin devleti’ tarafından engellendiği ve aynı yapının, HAMAS’a yardım ettiği tezini işledi.

Türkiye’den bazı gazeteci dostlara da sahip olan Schanzer’in en önemli özelliği ise, her şeyi yazması değil, kimi kritik konuları yazdırması…

Yazdırdığı bir haberin medya kampanyasına dönüşmesi ise Dr. Schanzer ve ekibinin işi.

Hakan Fidan olayında görüldüğü gibi.

İKİ NUMARADA YİNE BİR ‘FDD’ ANALİSTİ: DAVID BARNETT

Jonathan Schanzer gibi FDD’de görevli David Barnett. Ancak Dr. Schanzer kadar etkili bir isim olarak gösterilmiyor. FDD bünyesinde analist olarak görev yapıyor ama Jonathan Schanzer’in desteği onu kurum içerisinde ayrıcalıklı yapıyor.

Kamuya açık CV’sinde, ‘Sina Yarımadası ve Gazze Şeridi yanı sıra Hizbullah, Hamas ve Filistin İslami Cihad dahil olmak üzere yabancı terör örgütleri içinde Selefi mücahitler hakkında yorumlar, makaleler yazdığı’ belirtiliyor.

Biz Schanzer tarafından desteklenmesinin onu ayrıcalıklı bir konuma ittiğini söyledik ama tanıtım yazısında, Selefi gruplar hakkında FDD Başkan Yardımcısı’na yani Jonathan Schanzer’e notlar hazırladığı bilgisine yer veriliyor.

Aynen İsrail STK’larına ve Dünya Bankası’na finansman ve Filistin konularında notlar hazırladığı, bilgisi gibi.

Johns Hopkins Üniversitesi’nde de görev yapan David Bernett, selefi gruplar hakkında Yahudi sermayeli medya kuruluşlarının zaman zaman görüşüne yer verdiği bir isim olarak gösteriliyor. Bu arada konuşmacı olarak katıldığı programlarda İbranice’yi tercih ettiği de notlar arasında yer alıyor.

EKİBİN ÜÇ NUMARASINDA MICHAEL DORAN VAR

Aslında gölgede kalmaması gereken bir isim. Kendisini tanıyanlardan, ‘O zaten gölgede kalmış birisi değil’ eleştirisi gelirse itiraz etmem. Çünkü CV’si bunu ortaya koymaya yetiyor.

11 Eylül saldırılarının yaşandığı, Başkan Bush’un savaş çizmelerini giyip Irak ve Afganistan’ı işgal ettiği, ‘İslamcı teröristlere’ karşı savaş açıldığı, ABD’nin Neocon imparatorluğuna dönüştüğü bir dönemde ulusal güvenlikle ilgili birimlerde görev almış bir isim.

Dostları ona ‘Mike’ diyor. Cumhuriyetçi Parti’nin İsrail yanlısı militarist kanadıyla yakın ilişkili. Karanlıklar prensi Richard Perle ve Bush döneminin işgal politikalarının mimarı Paul Wolfowitz’e yakınlığı ile biliniyor. Bu dahi onu önemli bir adam yapmaya yeter.

Ortadoğu ve güvenlik konularında uzman olduğu bilgisinin yanına, Bush döneminde en uzun süre görev yapan ulusal güvenlik danışmanlarından biri notunu düşmenin yararlı olduğuna inanıyorum.

Bir ve iki numaradan farkı, FDD’de değil de Brookings Enstitüsü’nde görev yapması değil elbette ki…

11 Eylül saldırıları ve El Kaide konusunda ilginç bir bakış açısına sahip olan Daren’in, Türk masalları başlıklı makelesine bakınca, ülkemizle de yakından ilgilendiği anlaşılıyor.

Bir istihbarat ve güvenlik devleti olan İsrail’de üç ayrı istihbarat birimi faaliyet gösteriyor.

– Kısa adı MOSSAD olan ve en çok tanınan ‘İstihbarat ve Özel Operasyonlar Enstitüsü’ dış istihbarattan sorumlu.

– İç istihbarat ise, Shin-Bet yani ‘Şabak’a ait. Filistinlilerin çok yakından tanıdığı örgüt Şabak. İşkenceleri yapan da baskınları gerçekleştiren de o.

– Askeri istihbarat; Aman. ‘Agaf Ha Modiin’. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri gibi hiçbir askeri birime bağlı olmayan Aman, daha çok askeri teknoloji casusluğu ve Arap ordularına yönelik istihbarat çalışması yapmakla yükümlü.

Devşirme casus için Mossad’a geçit yok

Tüm bunların yanısıra Hakan Fidan’ın hedef seçilmesinde Mossad parmağını inkar etmek mümkün değil. 28 Şubat süreci ve özellikle de PKK ile mücadelede İsrail’le işbirliği yaptığımız 90’lı yıllarda Türkiye’yi bir operasyon üssü gibi kullanmaya alışan İsrail istihbaratı, MİT tarihinde ilk kez, ‘İstihbarata Karşı Koyma’ faaliyeti ile karşılaşınca, alanının daraldığının farkına varmıştı. Hakan Fidan MİT Müsteşarlığı’na atandığı andan itibaren doğrudan hedefi olmuştu İsrail’in.

Dananın kuyruğunun koptuğu olay ise, Mossad’ın, Türk vatandaşları arasından İran’a karşı casusluk yapmak üzere eleman devşirme faaliyetlerinin tespit edilmesi üzerine kopuyor.

Örneğin İstanbul, Iğdır, Van, Konya ya da Osmaniye’de İran’la ilişkili Türk vatandaşlarını İsrail casusu olarak yetiştirme faaliyetlerinin farkına varılarak engellenmesi…

Yani her devletin yaptığı İstihbarata Karşı Koyma faaliyeti. Başka bir deyişle kontrespiyonaj çalışması.

Bugün İran’a karşı yetiştirilecek olan casusların yarın Türkiye’ye karşı kullanılması tehlikesinin önüne geçilmesi. Yani elini kolunu sallayarak Türkiye’de faaliyet yapan İsrail’in nasırına basılması.

Sanıyorum sadece bu sebep dahi Hakan Fidan’ın hedef seçilmesine yeter.

Müslüman ülkeler hedefte

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik en etkili operasyon üssünün ise, kısa adı FDD olan, ‘Foundation for Defence of Democracies’ yani ‘Demokrasiyi Koruma Vakfı’ isimli kuruluş olduğu anlaşılıyor.

11 Eylül saldırılarının ardından kurulan ve ABD’nin askeri müdahalesine destek oluşturmak için alelacele kurulan kuruluşlardan biri. FDD’in mali desteğini ise Yahudi işadamlarının güçlü bağışları oluşturuyor. 2006 yılında düzenlenen ‘Teröre Karşı Küresel Savaş’ başlıklı konferans ABD Başkanı George W. Bush’tan övgü alan FDD etkinliklerinden biriydi. FDD’nin resmi internet sitesindeki, ‘TOP sorunlar’ olarak sıralanan başlıklara bakmanın faaliyet alanı hakkında fikir edinmeye yeteceği kanaatindeyim. Afganistan, El Kaide, Arap Baharı, Mısır, Terörle Küresel Savaş, İran, İsrail, Kuzey Afrika, Filistin ve Suriye… Seçimlerde Başkan Obama’ya karşı kampanya yürüten Yahudi koalisyonu içinde yer alan FDD, şu sıralarda İran’la yakınlaşma siyaseti güden Obama’ya sert eleştiriler yöneltmesiyle tanınıyor. (Yeni Şafak)

http://haber.stargazete.com/guncel/mossad-suc-ustu-yakalandi/haber-803074#ixzz2jiUDbzdS

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: