İLLUMİNATİ /// KÜRŞAD BERKAN : İlluminati ve Zihin Kontrolü


TAKDİM

Dergimizin bu sayısında bir de misafir yazarımız var: Kursad Berkkan. Akademya için özel olarak kaleme aldığı aşağıdaki makalede, Zihin Kontrolü ve Telegram konusuna ilgi duyan okuyucularımız için değerli ve yararlı bilgiler paylaşan yazar, İlluminati olarak da adlandırılan dünya siyonist eliti merkezinde yaptığı araştırmalarla tanınıyor ve “DEŞİFRE – Tehlikeli Gerçekleriyle Masonlar”, “GİZLİ ÖRGÜTLER VE TARİKATLAR”, “İLLUMİNATİ – Karanlığın ve Aydınlığın Savaşı”, “O’NUN SIRRI” ve “ZİHİN KONTROL OPERASYONLARI” adlı eserlerin de sahibi. Duyarlılığından ve Akademya’ya katkısından dolayı kendisine çok teşekkür ediyoruz.

CIA’nın deşifre olmuş Zihin Kontrol projelerinden biri de “Uyuyan Güzel” isimli projedir. Artık bilim dünyası insan zihninin dâhilî ve haricî etkilerle kontrol edilebildiğini kabul etmiştir. İstihbarat örgütleri ise Zihin Kontrol hususunda daha ileri bir adıma geçmiştir ki bu da toplumların ferdî değil topluluk olarak zihinlerinin kontrol edilmesidir.

CIA’nın uzun yıllardır yürüttüğü “Uyuyan Güzel” projesi, genel anlamda “insan beyninin uzaktan kontrol edilmesi” amacını güdüyor. Amerikan Savunma Bakanlığı’nın da desteklediği bu projenin başındaki isimlerden bölüm başkanı Jack Verano, projenin devletler nezdinde çok önemli ve değerli olduğunu açıklamıştı.

Buna göre, kitleler toplu bir ayaklanma hâlinde kontrol edilebilecek ve sakinleştirilmek suretiyle, doğabilecek her türlü kargaşaya mahal vermeden eylemlerini bitirmeleri sağlanacak.

Dahası herhangi bir terörist eyleme girişmek üzere iken bu sistem devreye girecek ve uydular aracılığı ile gönderilen elektromanyetik dalgalar teröristi eyleminden vazgeçirmek için beynine telkinler gönderecek ve şayet bu işe yaramazsa teröristin beyni dezenforme edilerek etkisiz hâle getirilecek.

Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?

İddialara göre Rus yönetimi bunu 1950’li yıllardan beri yapmaktadır ve günümüzde Rus istihbaratı radyo dalgaları yayan bir silah ile kurbanın beynindeki hücrelerin bir kısmını geçici olarak uyuşturabilmekte ve bu sayede “zihin yönlendirmesi” yapabilmektedir.

Başta ABD ve Rusya olmak üzere gelişmiş bir çok ülke de bu projelere milyon dolarlar ayırarak gelişmesine yardımcı olmaktadır. Toplumu kontrol altına almanın ya da kendi fikirlerini onlara empoze etmenin ve bu doğrultuda hareket etmelerini sağlamanın mümkün olduğunu düşünürsek ortaya nasıl bir sonuç çıkar?

Peki, gerçekten insan zihni kontrol edilebilir mi?

Zihin kontrolü, genel anlamda düşüncelerimizin, duygularımızın ve hayat sürecimize etki edecek kararların yönlendirilmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu konu yakın zamana dek sadece komplo teorisi olarak değerlendirilse de artık bilimsel olarak da insanlar üzerinde “Zihin Kontrolü” yapılabildiği kabul edilmiştir.

Başta gelişmiş bilgisayarlar olmak üzere, uydular yoluyla ve insan beynine sinyal göndererek beynin maruz kaldığı sinyaller neticesinde, kişiyi istenilen doğrultuda düşündürmek, fiziksel ve duygusal anlamda yönlendirebilmek adına mikrodalga ve sayısal sinyallerle kişinin beynine hükmetmeyi sağlarlar.

Bu sayede bir kişiyi çok mutlu edebilir, depresyona sokabilir, hırçın ve kavgacı hâle getirebilir, yerleşik düzenini tarumar edebilir ve en kötüsü intihara sürükleyebilirsiniz.

Elektromanyetik zihin kontrolü ise bu yöntemlerin en tehlikelisidir, çünkü bu yöntem ile sizin üzerinizde tespit edilen zihin dalgalarınızın analizinden sonra aranılan psikolojik duruma uygun olduğunuzda elektromanyetik zihin kontrolü devreye giriyor ve sizi istediği gibi yönlendirebiliyor.

Dünyamızda elektrik taşıyan her şeyin etrafında bir manyetik alan bulunmaktadır ve bu manyetik alan elektromanyetik dalgalar yaymaktadır ki bu bilimsel olarak da ispatlanmış durumdadır. Bu teoriden yola çıkarak Amerika Ulusal Güvenlik Ajansı yani NSA, “Sinyal İstihbaratı” isimli bir proje ile, CIA ve NASA’dan hariç, insanların bu radyo dalgaları ile yönlendirilebilir olmalarını araştırdı ve bir çok denek üzerinde denedi.

Herhangi bir arama motoruna İLLUMİNATİ ismini tersten yazarak (İTANİMULLİ) arama yaptığınızda karşınıza garip ve gizemli bir şekilde çıkan NSA, 1996 yılında Clair Akwei tarafından dava edili. Akwei, bir ABD vatandaşıydı ve NSA tarafından düşüncelerinin okunduğunu, zihin altı yönlendirilmeler yapıldığını ve her hareketinin NSA tarafından izlendiğini iddia ediyordu. Akwei davasında yüzlerce belge mahkemeye sunuldu ve kısmen kendisine zihin kontrol uygulandığı mahkeme tarafından da kabul edilerek kanıtlandı.

ABD Ulusal Güvenlik Birimi olan NSA’nın bu projeleri yürüttüğü sızan bilgiler arasındadır ve tüm bu çalışmaları masum göstermeye çalışan NSA yetkilileri, “Terör eylemlerinin önüne geçebilmek adına, insanların huzurunu bozmaya yönelik suça meyilli kişilerin önceden tespit edilerek ıslah edilebilmesi adına” bu çalışmanın sürdüğünü belirtmişlerdir.

John St.Clair Akwei isimli kişi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bu hususta bir başvuru yapmış ve NSA tarafından uygulanan zihin kontrolüne maruz kaldığını ve “Sinyal İstihbaratı” hususunda denek olarak kullanıldığını mahkemeye sunduğu geniş kapsamlı bir raporla anlatmıştı. Sonuç olarak NSA, 750,000 dolar tazminat ödemek zorunda kalmıştı. Bu NSA’nın suçlu olduğunu ve böyle bir projenin varlığını sanırız ispatlamış olmaktadır. [1]

Bu konuda kapsamlı bir araştırmaya imza atan Araştırmacı Ömer Özkaya, “Zihin Kontrolü” isimli kitabında konuyla ilgili şöyle diyor;

– “NSA’nın sinyal istihbaratının ilk aşaması, kontrol altına alınacak kişinin elektromanyetik dalga boyunun tespit edilmesi… Herkese göre değişen ve 3-50 hertz arasındaki elektromanyetik dalga boyutunun tespitinden sonra, bu dalga boyu bilgisayara giriliyor ve artık 24 saat o kişi uydular ve çeşitli araçlar aracılığıyla takip edilebiliyor.

Bilgisayarlar aracılığıyla şüpheli kişideki elektriksel hareketleri analiz eden NSA, kişinin beyin haritasını çıkararak düşüncelerini de okuyabiliyor. Konuşma merkezindeki elektrik akımının analizi sayesinde, hedef kişinin sözleri dahi tespit edilebiliyor, görme merkezi analiziyle kişinin gördüklerine ulaşılabiliyor..”

İlk bakışta ne kadar uçuk geliyor öyle değil mi?

Sizin zihniniz üzerinden, sizin duyduklarınızı duyabiliyor, sizin gördüklerinizi görebiliyor, daha da ötesi düşündüğünüz her şeyi ânında bilgisayarlarında görebiliyorlar…

ABD istihbarat servisi CIA’nın da bu doğrultuda çalışmalar yaptığı artık bilinen gerçekler arasında. CIA’nın MKULTRA ismi verilen projesi, artık günümüzde elektromanyetik sinyaller ile gerçekleştirilse de, geçmiş dönemde bu durumun mağduru olmuş bir çok denek LSD isimli kimyasal bir ilacın kendilerine zerk edilerek zihin kontrolüne maruz kaldıklarını anlatmışlardır.

Kulaklarımızın duymadığı, gözlerimizin görmediği, fakat beynimizin hiçbirini ıskalamadan yakalayarak bilinçaltımıza gönderdiği, bir çok ses dalgalarını ve titreşimleri yakalayarak kaydettiği artık bilimsel bir gerçek. Hatta İlluminati isimli kara aristokrasinin ülkemizde de bol miktarda, en yaygın ve etkin biçimde kullandığı silahların başında da subliminal mesajlar geliyor.

Peki nedir Subliminal mesajlar?

Subliminal mesaj genel tanımı ile başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da aynı yolla uygulanan mesajdır. Bu mesajlar bir yazı, bir resim ya da farklı bir obje olabilir ve bu objeler insan algısının erişemeyeceği şekilde yani fark edilmeyecek şekildedir ve normal bilinç bu mesajları fark edemez. Ancak mesajlar, beyin her gördüğünü kaydettiği için bilinçaltına ânında kaydedilir ve bu gördüklerimiz sık tekrarlandığında bilinçaltımızı etkilerler.

İlluminati örgütünün subliminal mesajları neden ve nasıl kullandığını irdelemeden evvel, subliminal teknikler konusunu incelemekte fayda vardır.

Televizyon veya sinema ekranlarında subliminal mesaj, başka birçok tekniğin yanısıra, 25. kare tekniği ile de yapılmaktadır. Televizyon ekranında izlemiş olduğumuz görüntü 655 satır ve 24 küçük kareden meydana gelmektedir. Bir sinema bandında işleyiş sistemi saat, dakika, saniye olarak devam etmektedir. İşte o saniyeden sonra ise kare gelir ve bir saniye 24 kareye eşittir.

Ekranda görüp izlediğimiz görüntülerin oluşmasını da 24 karenin bir araya gelmesi sağlar. Peki, ekranı oluşturan 24 kare ise 25. kare nedir?

İzlediğimiz görüntüler yukarıda açıkladığımız üzere 1/24’tür. Yukarıda bir ânlık görüntünün 655 satırdan oluştuğunu söylemiştik. İşte bu bağlamda her 327,5 satırda, literatürde control-track olarak isimlendirilen bir ara bölüm oluşturulur. Bu ara bölüm ânlık olarak ekranın standardı olan 24 değil 25 kareye bölünür. Yani ânlık gördüğümüz görüntü saniyede 1/24’ten 1/25’e çıkar. Fakat tüm bunların ölçümü ve gösterimi saniye bazlı olduğu için gözle görülmez.

Fakat Allah’ın yarattığı bir harika olarak beyin bunu kaçırmaz ve ânında kaydederek bilinçaltına gönderir. İşte 25. kare tekniği ile uygulanan subliminal mesajın özü budur. Bu sistem müzik sektöründe de profesyonelce uygulanmakta ve birçok sanatçının severek dinlediğimiz şarkılarında İlluminati’nin şeytan bilincine hizmet eden mesajları ortaya çıkmaktadır.

Örneğin Led Zeppelin’in Türkiye’de de çok dinlenen parçalarından biri olan “Stairway to Heaven” isimli şarkı analiz edildiğinde şeytana övgüler yağdırıldığı, bilimsel programlar ile tersten okuma sistemiyle analiz edilmiş ve “yaşasın Şeytanımız, onun için yaşarız, her dilediğini anlar ve yaparız” sözleri ortaya çıkmıştır.

Şeytan bilinci İlluminati’nin silahı, bu yüzden, lisan telkiniyle misyonerlik değil, subliminal tekniği ile faaliyettir. 1787 yılında Bavyera’da Adam Weishaupt’ın kurduğu aydınlanma hareketi olan İlluminati, günümüzde görüldüğü üzere aydınlanma değil, bir karanlık yuvası Deccal ve şeytani bilinç hâline gelmiştir.

Subliminal mesaj yani diğer adı ile bilinçaltına mesaj ilk olarak reklam ve promosyon sektöründe karşımıza çıkmıştır. Anlatılanlara göre James Vicary isimli reklamcı bir sinema salonunda bir filmin içine “patlamış mısır ye ve kola iç” mesajını gözle görülmeyecek şekilde yerleştirmiş ve filmin ilk arasında neredeyse tüm stoklar bitmiştir. Bugün sinema salonlarının vazgeçilmezi olan bu ikili gıdanın film izlerken hâlen daha yoğun şekilde kullanıldığını düşünürsek ‘‘Subliminal Mesaj’’ın ne denli etkili olduğunu görebiliriz.

Bu konuda araştırma yapan Londra Üniversitesinden bir ekip beyni önce subliminal mesajlara tabi tuttular ve daha sonra beyni MRI yöntemi ile taradıklarında birçok subliminal imajı otomatik olarak kaydettiğini gördüler. Yedi kişi üzerinde uygulanan bu deneyler neticesinde Londra Ünivertisesi Kognitif Nörobilim Enstitüsü öğretim üyesi olan Dr. Bahador Bahrami, kişi gördüğünün farkında olmasa bile gördüğü ya da duyduğu şeyleri kaydediyor açıklamasını yaptı. Şöyle diyor Bahrami;

– “Burada ilginç olan, siz imajların farkında olmasanız ve hatta hiç farkında olamayacak olsanız da beyin kaydediyor. Beyin etrafındaki şeylere açık ve eğer dikkat açısından boş bir kapasitesi varsa, bu kaynağını bilinçaltı aktiviteye ayırıyor.”

Ekibin araştırmasına göre, kişi izlediği ya da dinlediğinin farkında olmasa bile subliminal mesajları “Birincil Görme Korteksi” adı verilen bölümle beyin kayıt altına alıyor. Bu araştırma da gösteriyor ki subliminal mesaj dediğimiz şey aslında bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, subliminal mesaj sisteminin hayatımıza önemli bir etki yaptığı artık aşikârdır.

Beyin, kendisine bilinçli yani komutlu olarak gösterilen ve işittirilen hemen her şeyi kaydeder. Bunların yanı sıra beyin, kontrolsüz olarak da birçok şeyi kabul ederek, hemen hemen gördüğü ya da duyduğu her şeyi bilinçaltına yazar ve ihtiyaç hâlinde kullanılması için derhal çıkartır.

İlluminati örgütü de karanlık amaçlarını icra ederken subliminal yöntemi kullanmaktadır. Dünyanın büyük kısmı çeşitlilik gösterse de ilahi bir Tanrı’ya inanmaktadır. Bu nedenle şeytan bilinci olan İlluminati, ideallerini misyonerlik faaliyetleri ile yayamazdı.

O sebeple İlluminati, ABD’nin istihbarat örgütü CIA’nın 1958 yılında “Subliminal Algılamanın Operasyonel Potansiyeli” isimli raporuna [2] dahi konu olan ve James Vicary tarafından 1957 yılında New Jersey’de yapılan deneyin etkisi kanıtlandıktan sonra bu yöntemi kullanmaya karar verdi.

Peki, İlluminati bilinçaltına mesajlar göndererek neyi hedeflemektedir?

Konumuzda bahsettiğimiz üzere İlluminati, “tek inanç sistemi” idealleri için subliminal mesajlar sayesinde daha küçük yaşta bilinçleri kirleterek inanç sistemini zayıflatır. Bunun için en büyük silahları sekstir ve şeytanın faaliyeti olan yasa dışı seksi özendirir.

Özellikle çocuklarımızın izlediği çizgi filmler başta olmak üzere dizi, sinema ya da herhangi bir şarkıda İlluminati’nin subliminal mesaj olarak 25. kare tekniği ile yerleştirdiği seks içerikli objelere rastlamak mümkündür. İlahi dinlerde yasa dışı seks yasak olduğu için, subliminal yöntemle bilinçaltına hep seks ile ilgili mesajlar gönderilir ve kişi daha çocuk yaştan itibaren sekse düşkün hâle getirilir.

Dinlerde yasa dışı seks yasak olduğu için de, dini sürekli yasaklar dikte eden bir diktatörlük olarak görür, özgürlük ise şeytan bilincindedir. İşte kişi bu noktaya geldiğinde İlluminati hedefine ulaşmış olur. Bugün özellikle Türk toplumuna bakıldığında yasa dışı seksin ne kadar yaygın olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Bu da geçmiş tarihlerden beri İlluminati’nin uyguladığı subliminal saldırıların ne denli başarılı olduğunu ortaya koyar. [3]

Sadece kara aristokrasi değil, ilk bölümlerde de açıkladığımız üzere, devletler de ZİHİN KONTROL çalışmalarını kitleler üzerinde ne yazık ki denemişlerdir. 1977 yılının CIA Başkanı Stansfield Turner ise bu çalışmaları “müthiş” olarak nitelemiştir.

Örneğin eski CIA başkanlarından Allen Dulles [4] bir açıklamasında şöyle der:

– “Hedef insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cepheyse, bireyin beyninde kazanılacaktır. Hedef, zihin yıkama, ideoloji değiştirme ve gerektiğinde bir Mançurya Kobayı yaratmaktır. Stanley Milgram’ın yaptığı bir dizi klinik psikolojisi deneyine göre, zaten hepimizin içinde bir Mançurya Kobayı yatmaktadır ve bu istenirse ortaya çıkarılabilir” [5]

Acaba Irak’a girmeden önce ABD de böyle bir operasyon gerçekleştirmiş olabilir mi?

Evet olabilir, hatta oldu, çünkü elde edilen bazı verilere göre, Irak teslim alınmadan önce Iraklıların dinlediği radyolardan çalınan müziklere yoğun bir şekilde “teslim olun”, “direnmenin faydası yok” gibi subliminal mesajlar verilmiş ve nihayetinde Bağdat çok zor düşer denildiği hâlde inanılmaz kısa bir sürede ABD’li kuvvetler Bağdat’ı işgal etmişlerdi.

Bu konuda önemli açıklamalarda bulunan Prof.Dr. Ahmet Maranki, katıldığı bir televizyon programında şöyle diyor:

– “Radyo dalgalarıyla insan beynine müdahele edilebilir.”

Maranki aynı programda ABD ordusunun Bağdat’a girmeden önce 400.000 Devrim muhafızına Apaçi helikopterlerinin 60 metreden uçarak yaydıkları sinyaller ile bu devrim muhafızlarının büyük bir bölümünün elektromanyetik beyin kontrolü yöntemi ile şuurlarının bulandırıldığını ve dolayısıyla etkisiz hâle getirildiğini vurguluyor.

İşte Sayın Maranki’nin bahsettiği üzere toplumları kitlesel hâlde kontrol altına alabilmenin sağlanması adına ABD’nin “Uyuyan Güzel” projesi devrededir. Bugün Ortadoğu’da pek çok ülkeye gözümüzü çevirdiğimizde halkların durduk yere ve aslında fındık kabuğunu doldurmayacak sebeplerden ayaklandığını gözlemleriz ve bu durum bize Sayın Maranki’nin de bahsettiği uzaktan zihin kontrol hususunu hatırlatır.

ABD ise bunun sadece terör örgütlerinin engellenmesi adına araştırıldığını dile getirmektedir ve insanın geleceği adına barışçıl bir proje olduğunu savunmaktadır. Uyuyan Güzel projesinin temeli daha önce bahsettiğimiz MKULTRA projesine dayanmaktadır ve bugün hemen hemen tüm dünyada (Türkiye de dahil) bu projelerde istem dışı denek olarak kullanılan bir çok kurban mahkemelerde haklarını aramak için mücadele vermektedir.

Bunun yanı sıra projelerde çalışan pek çok üst düzey personel de kamuoyuna bilinçli olarak bilgi sızdırmıştır ve bugün kamuoyunda bilinen bilgilerin çoğunun temel dayanağı bu yetkililerin açıkladıklarıdır. ABD’de bu tür projeleri yürüten kurum CIA değildir. CIA sadece uygulayıcıdır ve projenin kullanılabilirliği ispatlandığında CIA bunu çekinmeden uygular.

CIA’nın ve NSA’nın yürüttüğü Zihin Kontrol operasyonları, İlluminati örgütünün hanedanlıklarından olan Rockefeller ve Morgan ailelerinden büyük ölçüde parasal destek görmüştür. Çünkü Tek Dünya İmparatorluğu, insanları istedikleri gibi yönlendirmekten geçiyordu. Zaten İlluminati’nin beslendiği kaynaklardan biri olan silah ticaretinin sağlanması adına, CIA Başkanı Dulles’in ailesi de Naziler ile güçlü bir silah ticareti hususunda finansman ortaklığı kurmuştu.

Hatta II. Dünya Savaşından sonra kimyager I.G. Farben’ın hukuk firması aracılığı ile Dulles ailesi, Rockefeller’ın “Standart Oil” isimli petrol şirketinin fonlarıyla, Auschwitz’de konuşlu bulunan SS Nazi subaylarının maaşlarının ödenmesini dahi sağlamıştı.

Zihin Kontrolü ile insanlara hükmetme güdüsü, Rockefeller gibi büyük aile hanedanlıklarıyla ABD ve Rusya gibi büyük devletlerin son derece önem verdikleri bir durumdur. Tarihte görülen ilk zihin kontrolünü sağlayan Haşhaşilerin lideri Hasan Sabbah’tan bu yana, zihin kontrolü ile bireyleri denetim altında tutmak ve istenilen şekilde yönlendirmek bir psikolojik harp tekniğidir.

Küresel güçlerin her zaman kullandıkları zihin kontrolü, yukarıda belirttiğimiz gibi, TEK DÜNYA İMPARATORLUĞU fikrinden geçer ve bu da bilindiği üzere İLLUMİNATİ isimli örgütün en büyük hedeflerinden biridir. Zira şeytan hizmetkârı olan bu gizemli örgüt, Tek Dünya İmparatorluğunu başarı ile kurduğu zaman Tanrı’ya karşı verilen savaşta galip gelmiş sayılacaktır. [6]

Bu uğurda her türlü fedakârlıktan geri durmazlar ve yine İlluminati örgütünün bir kolu olan masonik Kurukafa ve Kemikler örgütü de zihin kontrol meselesinin babası sayılan İspanyol Doktor Jose Delgado’yu himayesine katmıştır. Dr. Delgado’nun kurbağalar üzerinde yaptığı testler sonuç verince, bunun insan üzerinde de uygulanabilirliğini anlattığı “Beynin Fiziksel Kontrolü – Psikomedenî Bir Topluma Doğru” kitabının ardından Doktor Delgado, Yale Üniversitesinde derhal yüksek meblağlar ile öğretim görevlisi olarak göreve başlatılmıştır. Bu durum tüm üretici zihinleri ellerinde bulundurmaktan ileri gelmektedir.

Yine Kurukafa ve Kemikler örgütünün yöneticilerinden olan Harriman ailesi de 1950’li yıllarda Amerikan askerî istihbaratına LSD yöntemi ile zihin kontrol hususunda büyük katkılar sağlamıştı. John Foster Dulles ve Averell Harriman, özellikle “Amerikan Gizli Psikolojik Savaş Teknikleri” konularında bilim adamlarına yaptıkları önemli yatırımlarla öne çıkmışlardı. Kitlelerin fikir realitesini zayıflatmaktan başka bir amaçları yoktu ve insanların düşünmelerini kesinlikle istemiyorlardı. O nedenle kitleleri etkileyerek zihinlerini kontrol etmek onlar için büyük bir şanstı ve bu sayede toplumların düşünmemesini sağlıyorlardı. Adolf Hitler’in şu sözünü hatırlayınız:

– “İnsanların düşünmemesi, liderler için ne büyük şans.”

Hatırlayınız, Irak Savaşının başlangıç sürecinde kamuoyunda büyük bir inanç vardı ve Saddam Hüseyin’in gizli ordularının Bağdat’ı vermeyeceği, Amerika’nın Bağdat’a asla giremeyeceği söyleniyordu. Fakat sonuç belliydi, çünkü 2 yıl evvelinden birçok radyoda dinlenen müziklerde, izlenilen televizyon programlarında bilinçaltına subliminal mesajlar ile “Teslim Olun” çağrısı yapıldı ve Bağdat inanılmayacak şekilde ve son derece hızlı bir biçimde ABD güçleri tarafından işgal edildi.

Üstelik bu işgal ve sonrasında halk, ABD güçlerini kırk yıllık dostları gibi karşıladı, çünkü radyo frekansları ve subliminal yollar ile Irak halkına uygulanan zihin kontrolü operasyonlarında sürekli olarak “Biz Dostuz”, “Teslim Olun” gibi telkinler yapılmıştı ve nihayet durum ABD lehine zaferle sonuçlandı.

Bu bağlamda düşünecek olursak, bugün durduk yere iç çatışma ile insanların birbirini katlettiği Suriye’de de böyle bir zihin kontrol operasyonu uygulanmış olabilir mi?

Neden olmasın?

Kore Savaşında Çin’in de halk arasındaki direnişi kırmak için zihin kontrolü uyguladığı bilinenler arasında ve aynı zamanda 1937 yılında Stalin’in Halk Mahkemesi önüne çıktığında yine toplulukları yönlendirmek adına gizli olarak kimyasallar kullandığını itiraf edişini unutmazsak ne derece mümkün olduğunu görebiliriz.

Yine ülkemizde yakın bir tarihte Zirve Yayınevi’nde akıl almaz cinayetler işlenmişti. Bunun üzerine, Malatya Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu bu dava ile ilgili bir soruşturma raporu hazırladı. Bu raporu derhal Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığına gönderdiler. Buraya kadar her şey normaldi fakat normal olmayan, raporun dile getirdikleriydi.

Rapora göre, katiller aslında herhangi bir dinî hassasiyete sahip değillerdi fakat buna karşılık son derece agresif ve kişilik bozuklukları oldukları tespit edilmişti. Yine rapora göre, Zirve Yayınevi baskınında yer alan bu kişiler psikolojik telkinlerle yönlendirilebilecek durumdaydılar. Hatta Prof.Dr. Nevzat Tarhan, raporu da göz önünde bulundurarak, “olayda psikofarmakolojik terör şüphesi” bulunduğunu dile getiriyordu.

Raporun özetle söylediği şu idi ki; “cinayetler yüksek ihtimalle zihin kontrolü ile işlenmiş olabilir.”

Zihin Kontrolüne maruz kalan Türkiye’den diğer örnek ise, ünlü isimlerden biri olan İBDA lideri Salih Mirzabeyoğlu’ydu. Kaleme aldığı “Ölüm Odası B-Yedi” isimli eserinde kendisine yapılan zihin kontrolünü açıkça ifşâ ediyor ve bunu engelleyemediğini anlatıyordu. Şöyle diyordu Mirzabeyoğlu:

– “Cihaz, resmî olduğu kabul edildikten sonra birşey yapılıp yapılmadığı meselesi başka, mesuliyeti başka şey, bir de yapılan şeyin cihazına göz yumarak meseleyi burada körlemek başka şey… Şimdiki durumda, ne cihaz, ne de resmiyeti kabul edilmiyor, çünkü bu işkencenin resmîliği mânâsına geliyor. Ben bu satırları yazarken, NYMPHALAR komik bir lâf ediyor: “Resmî yola başvur!”… Ah! Elektromanyetik dalgaları bir yakalayabilsem ve şu söylediklerini olsun bir duyurabilsem. “Minareyi çalan kılıfını hazırlar!” hesabı, kendilerinin ve cihazlarının kılıfı, resmiyetlerinin olmayışı ve resmiyetin bunu böylece kabul etmesinde.”

Mirzabeyoğlu, uzun süredir TELEGRAM işkencesine maruz kalanlardan birisi ve Türkiye’de bu işkenceye sembol isim olmuş bir mağdur. Mağdur olmasının yanısıra, ne gariptir ki, zihin kontrolü vasıtasıyla çökertilip intihara sürüklenerek öldürülemeyen belki tek kişi aslında. Bilinci açık ve dayanıyor, üstelik bu sistemi de deşifre etmeyi sürdürüyor.

Tıpkı Mirzabeyoğlu gibi elektromanyetik sinyallerle zihin kontrolü operasyonuna maruz kalan Claudia Mullen isimli kişi, uzun bir süre zihin kontrol kurbanı olduğunu anlamadan, aslında istemediği şeylere yönlendirildiğini fark etmişti. Bunu ABD Danışma Komitesi’nin huzuruna çıkarak anlatmış ve herkesi hayretler içersinde bırakmıştı. ABD hükümetinin radyasyon ve frekans sinyaller ile zihin kontrolü konusunu araştıran komiteye anlattıklarının bir bölümünde şöyle diyordu Claudia Mullen;

1957 ve 1984 yılları arasında, hükümetin oyununda bir rehine hâline geldim. Oyunun nihai amacı; kimyasallar, radyasyon, ilaç, hipnoz, elektrik şokları, su tüplerinde yalıtım, uyku bozukluğu, zihin yıkama, sözlü, fiziksel, duygusal ve cinsel taciz aracılığıyla zihin kontrolünü sağlamak ve mükemmel dedektifi yaratmakdı. Bilgim dahilinde olmadan 30 yıl boyunca kullanıldım…” [7]

Claudia Mullen “Zihin Kontrol” operasyonlarına maruz kalan deneklerden sadece bir tanesi ve Amerikan haber alma teşkilatı CIA nezdinde yapılan bu operasyonlara maruz kaldığını anladığı ve hayatının kendisinden çalındığının farkına vardığı ânda bunu ispatlamak için büyük çabalar sarf etti. Sayısız gazete, televizyon ve radyo programına konuk olarak, sayısız kişiyle röportaj yaparak, “Zihin Kontrol” konusunu ve CIA ile ABD devletinin gizli operasyonlarını deşifre etmeye çalıştı.

Fakat daha sonra ne oldu biliyor musunuz?

Kim olduğu hâlen daha muamma olan bir kiralık katil tarafından 23 Ocak 1997 yılında vuruldu ve solunum cihazına bağlı kalarak hayatını devam ettirmek zorunda bırakıldı.

Sadece o mu?

ABD’de siyahî haklarının savunucularından bir tanesi olan Paul Robeson da “zihin kontrol” kurbanlarından bir tanesiydi. Siyahîlerin haklarını savunmak için yoğun bir mücadele sarf ediyordu ve bir zaman sonra başka ülkelerde de bu mücadelesini sürdürme kararı aldı.

İlk olarak Moskova’da gizli toplantılara katıldı ancak ne kadar gizli olursa olsun bu toplantıların tümünden CIA haberdardı. ABD’de başlayan gizli toplantılarını sürdürmekte kararlı olan Robeson Moskova’da önemli destekler gördü ve toplantısına katılanlar da alanında etkili isimlerdi.

Fakat tüm bunlar ânında CIA’ya raporlanıyordu. Robeson toplantılarına Fidel Castro ile görüşerek devam edecekti ve Küba’ya giderek destek isteyecekti. Ancak CIA bunu yapmasına pek de sıcak bakmıyordu ve bu siyahî politikacı için düğmeye basılmıştı.

Robeson 1961’de Moskova’da yapılan toplantılardan huzurlu ve mutlu ayrılmıştı ve idealist bir politikacı olarak bu toplantıları “çok verimli” olarak niteliyor, âdeta Küba’ya gitmek için sabırsızlanıyordu. Toplantılardan sonra memnuniyetini yakın çevresine de belli ediyor ve sevincini paylaşıyordu. Daha sonra otel odasına istirahat için gitti ve ilerleyen saatlerde de Robeson’dan kötü haber geldi.

Ne oldu dersiniz?

Robeson bileklerini keserek intihara teşebbüs etmişti…

Düşünebiliyor musunuz?

Yaklaşık 8 saat önce katıldığı toplantıların olumlu geçmesine sevinerek huzurlu, mutlu olan ve Küba’ya gitmek için sabahın gelmesini sabırsızlıkla bekleyen Robeson, birdenbire halüsinasyonlar görmeye başlamış ve bir umutsuzluk, bir karamsarlık, bir paranoyaya kapılarak intihara teşebbüs etmişti.

Londra’da Priory Hastahânesine kaldırıldı lâkin bu hiçbir sonuç vermedi. Ne yazık ki siyahî hakların sıkı savunucusu olan bu adam bir daha hiç düzelmedi ve 1976’da hayatını kaybetti. Robeson’a böylesine şiddetli bir travma geçirttiren şeyin birtakım halüsinojen maddeler ve elektromanyetik sinyaller olduğu aşikâr. Zaten oğlu Paul Jr. Robeson da babasının çevresinde MKULTRA ile alakaları olan doktorların olduğunu açıklamış ve babasının CIA tarafından öldürüldüğünü iddia etmiştir. [8]

İşte Salih Mirzabeyoğlu da bu tür bir zihin kontrolüne maruzdur ve yıllardır esrarengiz bir kudret ile zihin kontrol işkencesine, deyim yerindeyse kafa tutmaktadır. Bu ve buna benzer birçok olayda CIA başta olmak üzere istihbarat örgütleri zihin kontrol operasyonlarını yürütmüşlerdir.

1970’li yılların başında beyne yerleştirilen elektrotlar ya da deneklere içirilen birtakım ilaçlar ile sağlanmaya çalışılan zihin kontrolü, özellikle 2000’li yıllarda haricî pek çok araç kullanılarak yapılmaya başlanmıştır.

Daha da kötüsü kişi bunu bilinçsiz olarak yapıyor ve yaptığı şeyi bir zihin kontrolüne maruz kalarak yaptığını kavrayamıyor. Örneğin bir çizgi film çizicisi, çizdiği karakterler ve argümanlarda önce cinsel objeler çiziyordur ya da çizdiği bu resimlerde cinsel objeye yüzde doksan derecede benzeyen şeyler çiziyordur veya çizgi film karakterlerinin cinsel uzuvlarını istem dışı daha belirgin yapıyordur. Fakat kişi bunun farkında değildir, çünkü beyne gönderilen haricî sinyaller ile bu doğrultuda çizimler yapması sağlanıyordur.

Bir okuyucumuz tarafından bize ulaştırılan bir e-postada ise yine buna paralel bir konu tarafımıza ihbar ediliyordu. Okuyucumuz olan bayanın iddiasına göre, abisi Yedi Tepe Üniversitesi mezunu ve iç mimar olarak bir şirkette çalışıyor. Asıl mesleği mimarlık olmasına karşın İngiliz asıllı patroniçesi kendisine sürekli logo tasarım ve reklam broşür tasarımı yaptırıyor.

Bu tür konulara âşina olan M.K. isimli kardeşimiz, yapılan çalışmalardaki İlluminati, Masonik ve Satanik figürleri fark ettiğinde bunu abisine bildiriyor, fakat abisi “bilmiyorum içimden bunları böyle yapmak geliyor” diye cevaplıyor. İlginç olan tarafı ise, bu kardeşimizin “neden bu kadar küçük ve belirsizce yapıyorsun bunları?” sorusuna karşılık, mimar abisinin “kimsenin fark etmesini istemiyorum çünkü” cevabıyla karşılaşıyor.

Aslında okuyucumuzun abisi bunları yapmak istemiyor belki de ancak maruz kaldığı zihin kontrolü sonucu bunların oluşmasını engelleyemiyor ve bilinçaltına gönderilen komutlar sebebiyle zihninde oluşan konuya dair figürleri çalışmalarına yansıtıyor.

Yine bize internet yolu ile ulaşan ve Rusya’nın Samara kentinde yaşayan Yahudi kökenli Ksenia Matvayev de bu tür bir zihin kontrolüne maruz kalanlar arasındaydı. İsrail kökenli bu masum arkadaş kendisinin sadece çizgi karakter çizdiğini sanıyordu fakat bilinçsiz olarak zihin kontrolüne maruz kalmıştı ve bunun farkında değildi.

Kendisi farkında değildi ama sinyal kontrol cihazlarıyla, renk simülasyon cihazlarıyla tespit edilen bu kurbanın farkında olan birileri vardı. Kurbanın peşine düşmüşler, hatta birkaç kez kurbanı gizlice sorgulamışlardı. Sorgulayanlar Rus istihbarat ajanlarından başkası değildi. Rus istihbaratı bu kurbanı sadece kendileri değil aynı zamanda konu hakkında uzman bilim adamları ile birlikte sorguluyordu. Fakat kurban bunu bilinçsiz olarak yaptığı için herhangi bir şey hatırlamıyor ya da bilmiyor ve şöyle diyordu:

– “Bu yaptıklarım içimden gelen şeyler, sadece içimdeki sesi dinliyorum öyle yapıyorum.”

Kurban bunun sadece beynine gelen düşüncelerin tezahürü sanıyordu fakat her şey öyle basit değildi. Üstelik kurban aslında bir bilgisayar mühendisiydi, lâkin zihin kontrolü ile düşünce ve eylemlerini değiştirmiş, artık çizgi karakter ve karikatür sektöründe çalışmalar yapıyordu.

Bu sorgulamalara katılan bilim adamlarından biri olan Rus bilim adamı Igor Smirnov zihin kontrolü hususunda şöyle diyor:

– “Tanrıdan bir emir gibi gelir ve karşı koyulamaz.”

Peki gerçekten böyle olabilir miydi?

Cevabı, Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri Bilimsel Danışma Kurulu tarafından resmî olarak yayınlanan bir rapordan alalım:

– “Elektromanyetik enerji kaynaklarının gelişimiyle, insan bedenini yönlendirilebilen, şekillendirebilen ve değiştirilebilen bir verim mümkündür. Bu şekilde kişinin istemli kas hareketleri önlenebilir, duyguları (ve dolayısı ile eylemleri) kontrol edilebilir, uyku verilebilir, önermeler aktarılabilir, kısa dönem ve uzun dönem hafızaya müdahale edilebilir, bir deneyim üretilebilir ve bir başka deneyimi silinebilir.”

Hava Kuvvetlerinin bu raporu âdeta şok edici değil mi?

Öyle ise yukarıda örneklendirdiğimiz kurbanın yaşadıklarını da hesaba katarsak bu sistem yanlış veya farklı düşünmemizi sağlayabilir ve bizi manipüle edebilir. Elektromanyetik ve vorteks enerji dalgalarıyla zihnimizi kontrol eden bu sistem acaba aynı zamanda bizi işlevi yitirilen bir bilgisayar gibi kapatabilir mi?

Moskova Baumann Teknik Enstitüsü öğretim üyelerinden Dr. Victor Solntsev “insanın fiziksel çevresinin elektromanyetik, vorteks veya akustik uyarıcılar ile harekete geçirilebilmesinin” mümkün olduğundan bahsetmiştir.

Yine Rus Gizli Servisi KGB’nin Boris Yeltsin’in döneminde üst düzey istihbarat genrallerinden olan Boris Ratnikov, başkan Yeltsin’e de Zihin Kontrolü uyguladıklarını itiraf etmiştir.

Peki bu nasıl olmuştur ve neden olmuştur?

Bu iddiaya göre, Rusya ve Japonya arasında bir sıkıntı vardır ve Yeltsin bu sıkıntının sürmesinden bıkmıştır. Bu nedenle Japonya’ya bir gezi düzenleyecek ve halkın büyük bir çoğunluğu karşı çıkmasına karşın Kuril adalarını Japonya’ya devredecektir. Ancak Zihin Kontrolü’ne maruz kalan Yeltsin’in bilinçaltı okunmuş ve bu gezi yapılırsa adaları devredeceği öğrenilmiştir.

Bunun üzerine Boris Ratnikov’un da aralarında bulunduğu KGB yetkilileri adaların devrinden sonra Çin’in de benzer taleplerde bulunabileceğini, bunun da Rusya’nın komşularıyla savaşabileceğini farkederek, sözkonusu karışıklığın önüne geçebilmek adına Yeltsin’e zihin kontrol uygulamışlar ve bu geziden Yeltsin’i vazgeçirmişlerdir.

Bunun yanısıra, yakın zamanlarda Amerika’nın eski başkanı George Bush’un da izni ile okul sistemlerine yeni bir sistem yerleştirilmeye çalışıldı. Bu sisteme göre, bir nevi “Genetik İşaretleyici” ile suç işleme potansiyeli olan kişilerin belirlenebileceği ve erken müdahele ile kişinin suçu işlemeden etkisiz hâle getirilmesinin sağlanacağı söyleniyordu.

Ancak 450 milyon dolar harcanan bu kapsamlı proje okullarda uygulanamadı ve bu sistemin aslında neye, nasıl hizmet ettiğini kavrayan bir çok bilim insanı ve konunun uzmanı kişi, meseleyi bir ânda kamuoyuna taşıyarak okullarda uygulanmasının önüne geçtiler. Nitekim bu durum tamamı ile zihin kontrol meselesiydi ve bilim adamları genç neslin zihinlerinin kontrol edilmek istendiğini kavramıştı.

Prof.Dr. Nevzat Tarhan ise şöyle diyordu:

– "Radyohipnotik beyinler arası kontrol projesi, elektronik hipnoz yapmayı

amaçlamaktır. Bu projede kişiye istemediği şeyleri yaptırmak mümkün hâle

gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana neler yaptırılmaz ki?”

Prof.Dr. Nevzat Tarhan’ın da dediği gibi, tuşlarla insan beyni artık kontrol edilebiliyor ve beyninden geçenler okunabiliyor. Bu konuda bir çığır açan Brown Üniversitesi Beyin Bilimleri Enstitüsü Müdürü Dr. John Donoghue, beynimizde yer alan nöronların bilgi alışverişini kaydeden inanılmaz bir program geliştirdi.

Beyne yerleştirilen küçük çipler sayesinde yüzden fazla nöron haberleşmeye başladıklarında bu çipler vasıtasıyla elde edilen veriler özel bir program vasıtasıyla bilgisayara aktarılıyor.

Bu devrim niteliğindeki icadın ismi “Beyin Kapısı” ve bu icad sayesinde beyne yerleştirilen çip nöronlar arasındaki elektriksel tepkimeleri ânlık verilerle bilgisayar ekranına gönderiyor.

Sadece bu kadar mı?

Tabi ki hayır…

Bu veriler özel bir program vasıtası ile analiz ediliyor ve beynin bir sonraki adımının ne olacağını sizlere veriyor.

Ne kadar müthiş değil mi?

Bir suçlu düşünün ve beynine bu çipten yerleştirildiğini düşünün. Suçlu şayet tekrar suç işlemeye meyleder ise beynindeki çip ana laboratuvara verileri gönderiyor ve ana laboratuvardaki özel sistem de nöronların tepkimelerini tercüme ediyor.

Karşımızda beyinlerimize implantlar yerleştirerek robot bir nesil yetiştirme çabasında olan karanlık bir güç duruyor. Dile getirdiğimiz üzere sözde “suç işlenmesinin önüne geçebilmek adına” insanların beyinlerine çip yerleştirmek. Beyindeki nöronların elektriksel tepkimelerini ana bilgisayarlarda toplayacaklar ve sadece kişinin suç işlemesi değil, kendilerine karşıt görüşte bir eylem içerisinde olanları da ânında pasifize edecekler.

Amaçları insanların düşüncelerini istedikleri gibi yönetebilmek, çünkü insanın düşünmesini istemiyorlar. Şu ân serbest olan insanların büyük çoğunluğu onların işlerine gelmeyecek eylemlere imza atabiliyorlar.

Alman faşist Adolf Hitler’in sözünü aktarmıştık:

– “İnsanların düşünmemesi, biz yöneticiler için ne büyük şans.”

Nitekim bugün hayatı üç kategoriye sığdırarak “yemek, içmek, seks yapıp üremek” olarak gören bir toplum, şüphesiz onların işine gelen bir toplum yapısıdır. Eğlence sektörünün ya da yapay gerçeklik oluşturan pek çok dizi, film ve yine eğlence programının yoğun şekilde empoze edilişi de bu sebepledir.

Oysa tüm bunları yaparken zihnimizi geliştirecek uğraşlarda da bulunursak ancak dengelemiş oluruz hayatı. Fakat sadece eğlence ve günü bitirme kültürü ile hayatımızı sürdürdüğümüzde, amaçsız, idealsiz ve duyarsız bir toplum hâlini alırız.

İngiliz Savunma Bakanlığı yetkililerinden Nick Pope, History Channel için verdiği bir röportajda şöyle der:

– “Zihin Kontrol konusunun en büyük sakıncalarından bir tanesi de, insanların zihinlerini okuyarak, buradaki bilgileri almak, düşünce hırsızlığı yapmaktır. Şimdi bu elbette ki istihbarat örgütlerinin oldukça ilgi duyduğu ve kullanmak istediği bir durum. Şayet zihinler okunabilirse hiçbir sır saklanamaz.”

Bir çok devlet, resmî programlarla “Zihin Kontrolü” konusunu araştırıp yüksek meblağlı bütçelerle bu projeyi destekliyorken insanların düşünmemesi, Adolf Hitler’in de dediği gibi pek tabiî ki onların işine gelecektir.

Zihin, elbette sadece uzaktan veya ilaçlarla yahut kafamıza takılan mikroçipler ile kontrol edilmiyor. Yukarıda adını andığımız Alman Faşist Adolf Hitler, zihin kontrol metodlarından bir diğerini uyguluyor ve hitabet gücünü kullanarak sihirli kelimelerin seçimi ile kitlelerin kendisinden etkilenmesini sağlıyordu. Yine bununla birlikte, İkinci Dünya Savaşı sırasında psikoaktif bir madde olan “Amphetamin” isimli bir kimsayal ilacı askerlerine veriyor, bu ise Nazi askerlerinin çok uzun süreler boyunca yorulmadan ayakta kalmasını sağlıyor, zihnen âdeta savaşmaya ve öldürmeye programlamış bir makine gibi hareket etmelerini sağlıyordu.

Bu ise Zihin Kontrol hususunun aşamalarından bir tanesi olan “Beyin Yıkama” durumudur ve bu, beyni dışarıdan telkin vasıtası ile dezenformasyona uğratmaktır. Örneğin, 918 kişinin aynı ânda intihar etmesini sağlayan (bazıları reddettiği için öldürülmüştür) Halkın Tapınağı Tarikatı lideri Jim Jones, dünya dışı yaşam tarafından kurtarılacaklarına dair insanları o büyülü kelimelerle etkilemişti.

Türkiye’de elleri önünden bağlanarak öldürülen emekli asker ve Jitem’in kurucularından Cem Ersever’in cesedinde yapılan otopside halüsinojen madde tespit edilmişti. Bu sonuç bize Ersever’e de zihin kontrolü uygulanmış olabileceğini düşündürüyor. Ancak Ersever’in güçlü bünyesi bu işkenceye karşı durmuş ve teslim olmamıştı. İstedikleri sonucu alamadan Ersever’in küfür etmesi üzerine, lakabı ile ünlü bir kişi Ersever’i kafasından vurarak öldürmüştü.

Peki Ersever’e zihin kontrolü kimin emri ile uygulanmıştı?..

Zihin kontrolüne maruz kalan Salih Mirzabeyoğlu’nun direnen isimlerden bir tanesi olduğunu söylemiştik. Perde arkasını görebilmek için Mirzabeyoğlu vasıtası ile açıklama yapan avukatı Harun Yüksel’in açıklamasına göz atmakta fayda var. Harun Yüksel, yazımızın başlarında da bahsettiğimiz ABD Ulusal Güvenlik Teşkilatı NSA hakkında çarpıcı bir açıklama yapıyor ve şöyle diyor;

– “Mirzabeyoğlu, NSA tarafından geliştirilmiş birtakım teknikler sayesinde kontrol altına alınmıştır.”

Psikolojik savaş tekniği olarak kullanılan ve günümüzde de artık hem bilimsel hem resmî kanallar vasıtası ile kanıtlanmış olan zihin kontrolü, son 50 yıldır direkt olarak insan beynini hedef almaya devam etmektedir. Amaç, tepelerde oturanlar tarafından insanı kontrol altında tutabilmektir.

Dünya’da isyancıların ya da Türkiye’de üniversite mezunu, kariyer sahibi insanların nasıl terör eylemlerine katıldığı merak edilmiştir. Acaba bu insanlar da zihin kontrolü uygulanarak terörist bir bilince sahip hâle getiriliyor olabilir mi?

İlluminati başta olmak üzere Zihin Kontrolü gibi bir çok projenin ana amacı dünyayı yeniden yapılandırmaktan ibarettir. Enerji kaynaklarını kontrolden, coğrafyalar üzerinde iktidar sahibi olmaya kadar bir çok amacı bulunan bu küresel efendiler, hiçbir zaman yerel halkların güçlü olmasını istemezler.

Konvansiyonel silahlar ile savaş başlamadan önce, unutmayalım ki, yazımızın bir çok yerinde dikkat çektiğimiz üzere psikolojik savaş başlar ve psikolojik savaşın ilk ve en güçlü mermisi de Zihin Kontrolü mefhumudur. Ülkemizde ve Ortadoğu’da oynanan oyunların perde arkasında ise bu saydığımız amaçlar vardır.

Küresel efendiler, kendi millî hedefleri adına önce Zihin Kontrolü vasıtası ile karşı kuvvetin savunma mevzilerinde bekleyen bireyleri tek tek ortadan kaldırırlar. Ortadan kaldırılıp kaldırılmadığımızı görmek için toplum olarak ne ile ilgilendiğimize bakmak gereklidir. Düşünmeyen bir toplum hâline gelen milletler, er ya da geç, Peygamber efendimize hakaret içeren film sebebiyle ABD büyükelçisinin öldürülmesi üzerine ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un da yakıştırdığı gibi, her gün yüzlerce insanın öldüğü Libya’yı “Özgürleştirilmiş Ülke” sanmaya devam ederler.

Kara Aristokrasinin hedeflerinden biri olmamak için, son elli yılda dinî, millî, kültürel anlamda nasıl dejenere edildiğimizi gözlemleyerek öze dönüş gerçekleştirmeliyiz. Şayet organize olmazsak, büyük balık diğer küçük balıkları afiyetle yok ettiğinde sıra ortanca balık bize, Türkiye’ye gelecektir. [9]

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: