E-DERGİ : ANKARA ÜNİVERSİTESİ TARİH YAYINLARI DERGİSİ /// 32. SA YI YAYINLANDI


· 1895-1896 Ermeni isyanlarının Osmanlı vilayet idaresine etkileri -Halep Örneği-

· Rus ressam Gavrila Sergeyev’in İstanbul manzaraları

· Ottoman Fortifications in Preveza in 1702 the first phase of the Castle of Ic Kale

· Osmanlılarda ilk yerel manevi olusum: Hacı Bayram Veli ve Bayramiyye ekolunun Anadolu’ya etkisi

· İspanyol casusu Juan De Briones’in istihbarat raporu ve 1578-1579 Osmanlı’nın İran seferine iliskin verdiği bilgiler

· II. Abdülhamid’in diplomasisinde yüksek topuklar: Karadağ Prensesi Milena ve Sultan Abdülhamid

· Venedik Devlet Arsivindeki Bailo defterlerine gore Osmanlı Devlet ’nin Venedik’e zahire ve asker yardımı (1624-1631)

· Osmanlı istihbarat ağı ve İmam Mansur

· II. Mesrutiyet’in ilanı uzerine bazı dusunceler: darbe mi? devrim mi?

· Matija Mažuranić, Bosna’ya bir bakıs yahut bir Hırvat vatandasının 1839-40 yılları arasında o eyalete kısa bir yolculuğu (Osmanlı Donemi Bosnasına dair bir seyahatname), Hazırlayanlar: Ekrem Čaušević,

· Vakıf Medeniyeti ve Sehir Sempozyumu’nun ardından

DÖKÜMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Türkiye’deki ‘One man show’ cular dikkat !!!


Türkiye’deki ‘One man show’cular dikkat !!!

Hollanda’dan Nilgün Yerli
rakip olarak geliyor…

İlhan KARAÇAY’ın haberi…

AMSTERDAM,- Türkiye’de ‘One man Show’luk yapan büyük sanatçılarımız dikkat!
Size ciddi bir rakip geliyor. Hem de bu rakip bir kadın. Adı Nilgün Yerli.

Nilgün Yerli, Hollanda’da yazıp oynadığı tek kişilik oyunları ile yoğun ilgi görmeye devam ederken, birdenbire rota değiştirme kararı aldı. Nilgün Yerli, bundan sonra programlarını Türkçe olarak yapacak. Bunun ilk denemesini de 1 mayıs günü Amsterdam’ın banliyösü Amstelveen’de gerçekleştirecek.
Amstelveen’in Stadsschouwburg salonunda saat 20.00’de başlayacak olan programa Türkler’in yoğun ilgi göstermesi bekleniyor.

Nilgün Yerli, Türkçe programlarını sık sık yineledikten sonra Türkiye’de bir turneye çıkacak.
Hollanda’da kendisinden ‘Kabare sanatçısı ve yazar’ olarak söz edilen Nilgün Yerli, seyirci ile bütünleşmenin en önemli unsurunun, kalp ile orantılı olduğunu söyledi. "Sanatı düşünen, sanatı yaşayan insandan aslında kötülük gelmez." diye konuşan Yerli, icra ettiği tiyatro şeklinin aslında toplumun bir aynası olduğunu, hem güldürdüğünü hem de ağlattığını söylüyor. Nilgün Yerli "Gösterilerimde ekonomiye, politikaya ve daha doğrusu hayatın melankolisine yer veriyorum. Sahnede insanlar kendisinin aynasını gördüğü an, yada yaşadığı toplumun problemlerini ve çözümlerini gördüğü an hoşlanır gösteriden. Gayem seyirci ile daha iyi bir iletişim kurup hitap etmek." ifadesini kullandı.

Farklılıkların aslında bir zenginlik olduğunu söyleyen Nilgün Yerli, "Benim Hayat Felsefem birbirimizi farkımızla sevmek. Ben dünyada bütün canlıların farklı olduğu için güzel olduğunu düşünüyorum. Yoksa Allah her canlıyı aynı yaratırdı." ifadesini kullandı.

Gösterilerini derin bir his ve duygu ile yazdığını söyleyen Nilgün Yerli, "Tiyatro aynasında herkesin kendisini görmesini istiyorum. Bazen biri ile tartışıyorsun kendisi bana kendimi bu tiyatro aynasında gördüm diyor. Bazen de zıttı mı gördüm deniliyor. Aslında bu zıtlığı da görmek kendimizi görmektir. Geceyi görünce gündüzün anlamını anlıyorsunuz. Gösterilerimde seyirciler tuttuğum aynada bazen kendilerini görüyorlar. Gördükleri zaman bazen beğeniyorlar. Bazen beğenmiyorlar. Bazı insanlar kalbinin sesini dinlemekten korkuyorlar. Hep mantıkları ile hareket ediyorlar. Çünkü mantıkla her zaman doğruyu bildiğini sanıyorlar. Halbuki benim inancım kalbimin sesi Allah’ın sesidir. Ben her zaman kalbimin sesini dinlerim. İnsanlar artık öyle bir yere gelmişler ki, kalplerinin seslerinin dinlemeye daha doğrusu korkmaya başlamışlar. Çünkü kalplerinin kırılacağından korkuyorlar. Bence sevginin en büyük düşmanı nefret değil, ego ve korkudur. Insanlar egosunu kaybetmekten korkuyorlar. Korku öyle bir şey ki nefretten daha kötüdür." diyor.

http://www.nilgunyerli.com

Nilgün Yerli’den Türk medyasına özel davet:

‘Konserime istediğiniz kadar misafir ile katılabilirsiniz’ diyen Nigün Yerli,
‘Yeter ki bana bir mesaj geçin’ ricasında bulunuyor.
Yerli’nin email adresi: ny@nilgunyerli.nl

www.ilhankaracay.com

If you no longer wish to receive our newsletter, please click here to unsubscribe.

Yerel Medya Bulusmasi


Yerel gazetecilere Hollanda Türk Medyası anlatıldı

Türkevi Araştırmalar Merkezi, Avrupa Birliği Leonardo Da Vinci Projesi kapsamında T.C. Lahey Büyükelçiliği Basın Müşavirliği ile NVJ ( Hollanda Gazeteciler Vakfı) organizasyonuyla Hollanda’yı ziyaret eden Türkiye yerel medya temsilcilerine Hollanda Türk Medyası hakkında bilgilendirdi.

Türkiye’den gelen yerel gazetecilerle Amsterdam Meram restourant’da bir araya gelen Türkevi Araştırmalar Merkezi (ATAM) başkanı Veyis Güngör, geçen yıl yaptırdıkları araştırmanın sonuçlarını açıkladı ve Hollanda Türk Medyası hakkında bilgi verdi.

Hollanda’da Türkçe medyanın tarihsel gelişimi hakkında bir konuşmayapan Veyis Güngör, Avrupa Birliği Erasmus değişim projesi çerçevesinde Hacettepe Üniversitesinden gelen stajer öğrencilerin de yardımıyla gerçekleştirdikleri “Hollanda’da Türkçe Yerel Medya Araştırması Anket ve Mülakat Sonuçları”ndan örnekler verdi. Güngör araştırmanın “Türk medyası ve Türkler; Türk medyası ve Hollandalılar; Haber kalitesi ve sektörde profesyonellik; Türkçe medya organlarında Türkçe kullanımı; Sübvansiyon ve reklam gelirleri; Medya kuruluşları için mesleki örgütlenme / rekabet” gibi temalar üzerinde yoğunlaşıldığını açıkladı.

Hollanda’daki Türklerin bilgi, haber, kültür, eğitim, eğlence ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak, Türkçeyi yaşatmak gibi önemli bir misyona sahip olan Türkçe yerel medya’nın genel olarak aylık ve üç aylık yazılı basın, haftalık ya da periyodik televizyon yayıncılığı ve internet gazete ve televizyon yayıncılığı olarak devam

ettiğini belirten Veyis Güngör ‘Türkçe yerel medya Hollanda’da, Avrupa’da yaşayan ve Tükçe konuşan kitlenin başta Türkiye olmak üzere Türkçenin konuşulduğu tüm dünya coğrafyasındaki kitelelerle iletişimi sağlaması için önemlidir. Türkçe medya, Avrupa’nın geleceği için de önemlidir. Zor şartlar altında hayatiyetlerini devam ettiren Türkçe medya, Avrupa’da genç Türk çocuklarının Türkçe’yi unutmamaları için bir fırsattır. Türkçe medya, karşılaştıkları sorunları aşarak, direnmeli ve ayakta kalmalıdır” dedi.

Programa T.C. Lahey Büyükelçiliği Basın Müşaviri Emrullah Akgündüz katılırken, Türkiye’den de Emrah Sümer (Uzman), Serkan Yücel (Uzman), Cihat Gemici (Uzman Yardımcısı), Mehmet Pişkin (Eruh) Yenigün Gazetesi, Bilal Dalgıç (Ergani) Diyarbakır Haber Gazetesi, M. Yücel Durak, (Siirt) Siirt’te Son Söz Gazetesi, Cumhur Dülek (Gaziantep) Gaziantep Olay Gazetesi, İsmail Koyuncu (Kahramanmaraş ) Kahramankent Gazetesi, Fatih Şendil (İzmir) Yeni Asır Gazetesi, Gökhan Aytaç ( Manisa ) Manisa Olay Gazetesi, Ali Yahya Öztürk, (Trabzon/Akçaabat ) Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Karadenizin Sesi Gazetesi, Nurgül Günaydın Kurum (Trabzon/Vakfıkebir ) Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Karadeniz’den Günebakış Gazetesi Bilgi Satıcı ( Malazgirt ) katıldılar.

Araştırma sonuçları info adresinden temin edilebilir.

http://www.turkevi.org

If you no longer wish to receive our newsletter, please click here to unsubscribe.

DES; MEB’in Demokratik Adımlarını Destekliyoruz!


MEB’in Demokratik Adımlarını Destekliyoruz!

73 bin 885Okul İdarecisinin seçimi ile ilgili Yönetmelik çalışması hakkında konuşan Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Yönetmelik çalışması taslağı tarafımıza henüz gönderilmedi. Fakat çalışmanın kamuoyuna yansıyan; okul aile birliği yönetiminin, mahallelinin, öğretmen, öğrenci ve veli temsilcilerinin yani tüm eğitim bileşenlerinin okul müdürü seçiminde görüşünün alınması bölümünü özellikle olumlu bulduk. Eğitim sistemimizi en derinden ilgilendiren bu yönetmelikle alakalı olarak Milli Eğitim Bakanlığımızdan eğitim sisteminin demokratikleşmesi, sivilleşmesi ve demokratik bir okul yönetimi bağlamında daha ileri adımlar atmasını bekliyoruz” dedi.

YENİ YÖNETMELİK TASLAĞI DAHA DEMOKRATİK

Okul yöneticilerini yalnızca sınavla seçmenin, ezberi ve mevzuat bilgisi güçlü kişilerin okul müdürü yapılmasının doğru ve sağlıklı bir yöntem olmadığını söyleyen DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Okul idarecileri öğretmeniyle, öğrencisiyle ve velisiyle tüm eğitim bileşenleri ve çevreyle ilişkili, barışık, bilimsel ve demokratik değerlere sahip, hür düşünceye, karşılıklı yönetişime ve özgür iradeye saygılı kişiler olmalıdır. Demokratik bir okul ve yönetim istiyoruz. Üniversitelerde olduğu gibi okullarda da yöneticiler seçimle iş başına gelmelidir. Okullarımızı atananlar değil eğitim bileşenlerince seçilenler yönetmelidir” dedi.

DEMOKRATİK BİR TOPLUM İÇİN DEMOKRATİK OKUL!

Yönetici atama sistemi demokratik, katılımcı, adaletli ve sağlıklı olmadıkça bilimsel, kaliteli, demokratik ve verimli bir eğitimin verilemeyeceğini ve demokratik bir topluma geçilemeyeceğini ifade eden Gürkan Avcı, şunları söyledi;

TORPİL VE KADROLAŞMA BİTMELİ

Öğretmenlerimiz maalesef mevcut atama ve terfi sisteminde önünü görememekte, çalışarak, üreterek, kendini geliştirerek görevde yükselmeyi bir hayal olarak düşünmektedir. Artık torpil ve kadrolaşma son bulmalıdır.

EZBERCİ DEĞİL VİZYONER OKUL MÜDÜRÜ

Mevcut yönetici atama ve terfi sisteminde yazılı sınavlarda başarılı, kıdem ve sicil notu yüksek, yasa ve yönetmelik ezberi güçlü, siyasi referansları iyi olmak dışında bir özelliği olmayan çok sayıda kişinin yönetici olarak atanmasının söz konusu olduğu bilinen bir gerçektir.

OKULLAR SİVİLLEŞMELİ

Mevcut yönetmeliğin eğitimin genel ilkelerine, eğitim yöneticiliğinin ruhuna aykırılık gösterdiğini düşünüyoruz. Yüzlerce, binlerce öğrencinin devam ettiği okullarımızın sevk, yönetim ve idaresinin teslim edildiği müdür ve müdür yardımcılarının kişisel niteliklerinin, vizyon ve liderlik özelliklerinin mevcut sistemde önemsenmediğini görüyoruz.

OKUL MÜDÜRÜ ÖĞRETMENLERE ROL MODEL, ÖĞRENCİLERE ABİ OLMALI

Bilgisayar dahi kullanmasını bilmeyen, gençlerin psikolojik gelişim evrelerinden, iç dünyalarından, pedagojiden bihaber, statükocu, siyasi pazarlamacı, okulu ticarethane, öğrencileri müşteri, öğretmenleri tahsildar gibi gören tüccar okul yöneticisi fotoğrafının artık değişmesi gerektiğini, yeniliğe açık, kendini geliştiren, vizyon sahibi, eğitim lideri, öğrencilerin ve velilerin hamisi, öğretmenlerin örnek aldığı okul yöneticilerinin iş başına getirilmesinin artık şart olduğunu düşünüyoruz.

OKULLAR DEMOKRASİNİN TALİMHANESİ OLMALIDIR

Geleceğimizi imar ettiğimiz okullarımıza gelişi güzel idareci atama lüksümüz olamaz. Demokratik eğitim sistemi adına, katılımcı demokrasiyi daha çocukken kültürlemek ve en başta okullarımızda tesis etmek adına, okullarımızı gelişmiş, çağdaş demokrasinin talimhanesi haline getirmek adına okul idarecilerinin demokratik bir temayülle seçilmesini öneriyoruz. Oluşturulacak okul Yönetim Kurulu’nun üyeleri arasına öğrenci, veli ve mahalli temsilcilerinin de alınması gerektiğini düşünüyoruz.

OKULLARDA HESAP VERİLEBİLİRLİK, PERFORMANS VE EĞİTİMİN KALİTESİ ARTAR

Bu sistemle öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin ve okulda çalışan diğer görevlilerin okulu sahipleneceğini, okulda verilen eğitimin kalitesinden, okulun ihtiyaçlarını gidermeye kadar eğitim sisteminde dile getirilen birçok sorunun kendiliğinden çözüleceğini, okul-öğrenci, okul-veli, okul-öğretmen ilişkisinin kombineli bir şekilde güçleneceğini, hesap verilebilirliğin, ekip çalışmasının ve okulun performansının gelişiminin sağlıklı bir mekanizmaya kavuşacağını düşünüyoruz.

DES; MEB’in Demokratik Adımlarını Destekliyoruz!.doc

İlhan KARAÇAY, Hollanda’da bir fen omen olan Veyis Güngör ile konuş tu


İlhan KARAÇAY, Hollanda’da bir fenomen olan Veyis Güngör ile konuştu

* UETD Hollanda başkanlığını devrettikten sonra inzivaya çekildiği sanılan Veyis Güngör, ‘Etkinliklerimin en etkilileri asıl şimdi başlıyor’ diyor.

* Hollanda’da etkinlik yapma rekorlarını ekarte etmekte olan Veyis Güngör’ün, bundan sonraki ilk etkinliği ‘Mesnevi’yi okuma öğretisi’ olacak

* 25 yılda tam 101 eser yayınlayan Güngör, dünyanın dört bir yanında yapılan konferans ve seminerlere de imza attı

O’nu çok başarılı bir öğrenci olarak tanımıştım. Yeni GÜNAYDIN gazetesini yönetirken, Hollanda’da yetişmekte olan Türk gençleri için bir kompozisyon yarışması düzenlemiştik. Birinciliği O genç kazanmıştı. O gencin adı Veyis Güngör’dü. Amsterdam Hilton Oteli’nde yapmış olduğumuz ödül töreni, ülkenin en büyük gazetesi De Telegraaf’ta yarım sayfalık bir haber olmuştu.

O’nu çok başarılı bir öğrenci olarak tanımıştım. Yeni GÜNAYDIN gazetesini yönetirken, Hollanda’da yetişmekte olan Türk gençleri için bir kompozisyon yarışması düzenlemiştik. Birinciliği O genç kazanmıştı. O gencin adı Veyis Güngör’dü. Amsterdam Hilton Oteli’nde yapmış olduğumuz ödül töreni, ülkenin en büyük gazetesi De Telegraaf’ta yarım sayfalık bir haber olmuştu.

Hollanda’da etkinlik yapmaya öğrencilik yıllarında başlamıştı Veyis Güngör. Ama isterseniz daha öncelere gidelim ve soralım kendisine:

- Hollanda’daki renkli yaşamınızdan önce, tabii ki bir Türkiye yaşamınız vardı. Bize Türkiye yaşamınızdan söz eder misiniz?

- ”Memnuniyetle. 1962 yılında Anadolu’nun Toroslar’a yaslanmış bir kasabasında dünyaya gelmişim. O kasabanın adı Akören (Konya). Babam o zaman çiftçilikle uğraşırmış. Henüz ilkokula başlamamıştım. Bir gün, babamın elimden tutup kasabanın kalabalık caddesindeki esnafları ziyaret ettiğini ve ‘Allahaısmarladık’ dediğini hatırlıyorum. Sonraki yıllarda anlıyorum ki, babam Avrupa’ya, Hollanda’ya gidiyormuş. Ailenin en büyük erkek çocuğu olarak kasabada ilk ve orta okul, şehirde liseyi bitirdim. Çocukluğumdam beri insanlarla iç içe olmaya ve sosyal olaylara ilgi duymama rağmen, beni bir an önce bir meslek öğrensin diye sanat okuluna kayıt ettirdiler. Liseyi bitirdikten tam bir yıl sonra, yani 1980’nin ağustos ayında aile birleşimi çerçevesinde Hollanda’ya göç ettik. Altı aylık bir lisan kursundan sonra iş aramaya başladım. Amsterdam Belediyesi’nde tam bir yıl çalıştım. Bu süre içinde okuduğum ve çok etkilendiğim Taha Akyol’un `Tarihten Geleceğe` kitabı bana farklı bir gelecek perspektifi tayin etmeme vesile oldu. Bu çerçevede rahmetli Erol Güngör başta olmak üzere, Mümtaz Turhan, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu, Peyami Safa, Mehmet Kaplan, Necip Fazıl Kısakürek gibi fikir ve düşünce adamlarıyla tanışmayla birlikte, özellikle sosyoloji merakı hasıl oldu bende. Sosyolojinin kurucusu Ibn-i Haldun’u yine bu kitap sayesinde öğrendim.
Bu heyecanla 1984 yılında Amsterdam Üniversitesi Pedagoji Bilimleri Fakültesinde öğrenime başladım. Pedagoji’nin ne kadar zor ve çetrefilli bir bilim dalı olduğuna kanaat getirdim. Bunun yanısıra aynı üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesinde Orta Doğu Tarihi ek programını takip ettim. Üçüncü Dünya kavramı ve dünya üzerindeki özellikle Orta Doğu’daki azınlıklar başta olmak üzere, 20’nci yüzyıla mührünü vuran ideolojileri (Hitler Almanyasını, Mussolini İtalyasını, Lenin-Stalin Rusyasını) ve Batı düşünce akımlarını (Liberalizm, Sosyalizm, Nasyonal Sosyalizm, Hümanizm vs.) yakından öğrenme imkânı buldum. Üniversite son sınıfta Erasmus Değişim Programı çerçevesinde Preston (İngiltere) da Etnik Azınlıklar Politikaları üzerine de eğitim aldım. 1990 yılında Amsterdam Üniversitesi Pedagoji Fakültesinden lisans (master) alarak mezun oldum. Aynı fakültede (1991-1992) eğitim yılında yabancı öğrenciler danışmanı olarak görev yaptım. Bu yıllarda Hollanda Diyanet Vakfında Hollandaca ve Türkçe olarak “Arayış ve İslam” dergisini çıkardım. Part time olarak Cordaid (Kalkınma İşbirliği Ajansı) kurumunun Orta Avrupa-Doğu masasında proje görevlisi olarak çalıştım. Haftanın geri kalan günlerini ve özellikle her akşam en az üç saatimi sosyal, kültürel, bilimsel etkinlikler ve çalışmalara ayırdım. DÜNYA Gazetesi, Haber ve HaberA dijital gazetede, genellikle Hollanda’daki insanlarımızın sorun ve faaliyetleri ile ilgili yazılar yazmaktayım. Evliyim ve iki çocuk babasıyım.”

- Sayın Güngör sosyal, kültürel, bilimsel etkinlikler ve çalışmaları biraz açalım

- ”Hay hay!.. Yukarıda insanlara ve sosyal olaylara ilgimdem bahsetmiştim. Küçük yaşlardan beri, sanki kaos içinde olan etrafımı düzenleme, örgütleme, organize etme gibi bir his var içimde. Daha yedi, sekiz yaşlarında, aklımız henüz siyasete ermezken, mahallenin çocuklarını biraraya toplar ve grup oluştururdum. Hiç unutmam mahallede oluşturduğumuz Beşiktaşlılar grubuyla tüm mahalledeki evlerin kapılarına, duvarlarına BJK ibarelerini yazmıştık bir akşam vakti. Sonraki yıllar malum… Memleket kurtarma…
Bu haleti ruhiye içinde sosyal, kültürel ve diğer etkinliklerimiz Amsterdam Üniversitesinde oluşturduğumuz ‘Gençlik Komitesi’yle devam etmiştir. Artık misyonumuz, Hollanda’da Türk kültürünün kurumlaşması sürecinde gerek üniversite bünyesinde, gerek ülke düzeyinde sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunmaktır. 1990’lı yıllara yaklaştığımızda, sosyal bilimlerde öğrenmiş olduğumuz bazı metodları mensup olduğumuz insanların hizmetinde kullanmak olmuştur o yıllardan günümüze amacımız. Mesela üniversitede okurken kurmuş olduğumuz Hollanda Türk Akademisyenler Birliği Vakfı, Hollanda’da oluşmakta olan kültürümüze sayısız Hollandaca ve Türkçe kitap kazandırmıştır. Devamında kurduğumuz Amsterdam Türkevi Derneği, Hollanda tarihinde ilk defa ata sporumuz yağlı güreşleri organize ederek bu kültür değerimizin Hollanda’da tanınması ve gençlerimiz tarafından benimsenmesine sebep olmuştur. Türkevi Derneği’nin etkinlikleri sadece Holanda’yla sınırlı olmayıp, Türkiye başta olmak üzere Balkanlar, Orta Asya ve Afrika ülkelerinde de onlarca kalkınma işbirliği projelerin gerçekleşmesine vesile olmuştur. Bir zamanlar Prizren’de yayın yapmakta olan Yeni Dönem Radyosu, Üsküp’te yayınlanmakta olan „Yeni Balkan“ gazetesi, Kişinov’da yayınlanan „Ana Sözü’’ hemen aklıma gelenler arasında.
Bunların yasıra, on yıl önce yani Hollanda Türk göçünün 40. yılında ;
Araştırma dalında: “Hollanda Güncesi“, Dr. Kadir Canatan`, “40 Yıl, 40 İnsan ve 40 Öykü“, Yavuz Nufel ve “Rembrandt’tan van Gogh’a“, Emel Ertop.
Edebiyat dalında: “Göçmen İşçiler Ağıdı“, Nuri Can, “Gurbetten Sılaya“, Aşık Çağlari, “Nevbahar“, Hüseyin Kerim Ece ve “Derdaniden Deyisler“, Ali Karaahmet ait kitaplar yayınladık.
Belgesel film dalında:Olie Worstelen/Yağlı Güreşler, Mehter in Holland/Hollanda’da Mehter, Tolerant Islam: MEVLANA / Hoşgörü – İslam: Mevlana ve Maria in de Qoran / Kur’an da Hz. Meryem konulu filmlerin Hollandaca baskısını yaparak piyasaya sunduk.
İşte bu tür etkinliklerimiz Sakarya Üniversitesi Sosyoloji bölümünde doktora tezi olmuş ve tez kitap olarak yayınlanmıştır.

Veyis Güngör, Doğu Türkistanlı Uygurlar’ın özgürlük savaşçısı Rabia Kadir’i de Hollanda’da ağırladı ve Hollandalı devlet yöneticileri ile tanıştırdı

- Peki, son on yıl bu çalışmaların yanısıra lobi faaliyeleri de diyebileceğimiz siyasi katılım, Avrupa Birliği Türkiye ilişkileri analanlarında da etkin oldunuz. Bu dönemi kısaca değerlendirir misin?

- “Son sekiz, on yılda, sizin de ifade ettiğiniz gibi, yürüyen faaliyelerin yanısıra, özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği süreci başta olmak üzere, içinde yaşadığımız ülkede insanımızın siyasi katılım alanında etkin olması yönünde gayret sarfettik. Bu etkinliklerimizi kısa adı UETD olan Avrupalı Türk Demokratlar Birliği Hollanda şubesi olarak icra ettik. Bilindiği üzere, Türkiye – AB ilişkileri özellikle 2003’ten başlayarak sonraki yıllarda çok ciddi bir ivme kazandı. Türkiye’ye aidiyet duyan bireyler ve yöneticisi oldiğumuz kurumlar olarak bu süreçte pasif kalamazdık. Çünkü heyecanlanıyorduk. Avrupa Birliği değerlerinin, yani insan hakları, demokrasi, sivil toplum, düşünce özgürlüğü yani insanca yaşama değerlerinin ülkemize hakim olması, bu yönde bir çok adımlar atılması bizi heyecanlandırıyor hatta gururlandırıyordu. İşte biz de bu süreçte üzerimize düşen görevi yapmaya gayret ettik. Örneğin, Konya demokrasi okulu projesi, Antalya’da Filistinli yazar ve gazetecilerle sivil toplum çalıştayı, Hollanda Hükümeti Bilimsel Danışma Kurulunun “Türkiye, İslam ve Avrupa Birliği” raporunun tercümesi ve kitap olarak yayınlanması, Türkiye – AB ilişkilerinde Avrupalı Türk Sivil toplum kuruluşlarının rolü, gibi bir çok çalışma bu çerçevede olmuştur. Siyasi çalışmalarımız elbette bunlarla sınırlı kalmayıp, Hollanda’daki siyasi partiler, sendikalar ve Hollandalı sivil toplum kuruluşlarıyla ortak yaptığımız bir çok program da, Hollanda’daki insanımızın siyasi bilincinin yükselmesini amaçlamıştır. Bunlara ilaveten, aynı çerçevede Balkanlarda, örneğin Kosova’da sivil toplum ve demokrasi okulu, Ohri’de Avrasya Sivil Toplum Forumu projelerimiz de Türk ve Akraba topluluklarda biraz önce bahsettiğim insani değerlerin yayılması ve yerleşmesi yönündeki uğraşlarımız olmuştur. Ve sekiz yıl süren bu yorucu, yoğun ama onurlu çalışma sonunda, geçtiğimiz aylarda UETD Hollanda görevini yeni arkadaşlara devretmiş oldum. Şu anda geride bıraktığımız 8 yılın bir değerlendirmesi mahiyetinde bir kitap çalışmasıyla meşgulüm”.

Veyis Güngör, dünyanmın dört bir yanından davetlilerin katıldığı ‘Süreli Yayınlar Sempozyumu’ adı altındaki toplantıları yıllarca organize etti. Türkçe yayın yapan insanlar bu sempozyumlara yığınlar halinde katıldılar

- Yeni kitap çalışmanızın adı ne olacak? İçeriği hakkında bilgi verir misiniz?

- ‘Üzerinde çalıştığım ve yaz tatilinden önce yayınlamayı planladığım kitabın adı: UETD Hollada’nın Altın Yılları 2005 – 2013.
Adından da anlaşılacağı üzere, kitap bizim son sekiz, dokuz yılımızı anlatan daha çok siyasi açıklamalarımızın yer aldığı, bir tür siyasi tarih kitabı olacak. Kitap üç ana bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, UETD’de göreve geldiğimiz tarihten itibaren yayınlamış olduğumuz bildiriler ve faaliyetlerimizin bültenlerinden oluşmakta. İkinci bölüm UETD ve çalışmaları ile ilgili köşe yazılarından oluşmakta. Bu bölümde Prof. Dr. Talip Küçükcan, Yavuz Nufel, Ali Çimen, Ali Kılıçarslan, Cengiz Özdemir, İlhan Karacay, İbrahim Karaman gibi gazeteci ve yazarların yanısıra, benim ve Ahmet Suat Arı’nın UETD ve çalışmaları ile ilgili yazılarına yer verilmekte. Üçüncü bölüm ise, gazte küpürlerinden oluşan, basın kesitlerine yer verilmekte. Kitap tarihe düşülen bir not olarak da yorumlanabilir. Türkevi Yayınları arasında çıkacak olan kitap orta boy olup 1000 sayfadan oluşacak”.

- Tam da bu noktada size sormak istediğim UETD başkanlığı meselesi var. Başkanlığı devretmeyle ilgili bazı spekülasyonlar dolaşıyor. Birinci elden olayı anlatır mısınız?

- Siz de çok iyi bilirsiniz ki, Hollanda’da bir gelenek var. İnsanlar bir işte, bir görevde onlarca yıl kalmazlar. Bir iki dönem sonra kendileri yaptıkları işi, üstlendikleri görevi bir başkasına devrederler. Bu devretme hem kişiler hem kurumlar için bir yenilenmedir. Kan değişimidir. Buradan hareketle biz de, arkadaşlarımla birlikte 8 yılı aşan bir süreyle UETD Hollanda yöneticiliği yaptık. Bu gelenekten hareketle, tam bir yıl önce yönetim kurulumuzun aldığı karar gereği devir teslim çalışmaları başladı ve yeni arkadaşlarımıza devrettik. Bunun yanısıra, biz görevi devretme hazırlığı sürecindeyken, UETD teşkilatında genel anlamda bir de konsept değişikliğine gidildi. Lobi merkezli bir teşkilatttan, taban ağırlıklı bir hizmet anlayışı gelişti. Ben ve arkadaşlarım bu değişikliği saygıyla karşıladı. Belki etrafta dolaşan spekülasyonlar bu çerçevededir. Şunun bilinmesinde fayda var. 25 yılı aşan bir süredir Hollanda merkezli, Türkiye, Balkanlar hatta zaman zaman Orta Doğu ve Afrika’yı da içine alan bir sivil toplum hizmetimiz var. Bu çalışmaların merkezi, varoluş felsefemize uygun, Anadolu’da bin yıldır oluşturduğumuz medeniyet anlayışımızla milletimize ve insanlığa hizmet etmektir. Biz hangi kurumda olursak olalım, dünya görüşümüz ve duruşumuz hep aynı oldu, bundan sonra da değişmeyecek. Hz. Pir Mevlana Celaleddin Rumi, Piri Türkistan Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş-i Veli, Evliya Çelebi ve bunların ortaya koydukları misyon bizim ilham kaynağımızdır. Bu anlayışımız UETD Hollanda döneminden önce de, UETD döneminde de ve yarınlarda da sürecektir”.

Veyis Güngör, 25 şubat 2009’da Amsterdam’da düşen THY uçağında can verenlerin anısına dikilen anıtın açılışına da katkıda bulundu. Fotoğrafta Veyis Gungor ve İlhan Karaçay anıt önünde görülüyorlar.

- Anlaşıldığı kadarıyla, bu faaliyetleriniz bundan sonra da devam edecek. Bu faaliyetleriniz Türkevi Araştırmalar Merkezi adı altında mı yapılacak? Bu kuruluş hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

- ”Memnuniyetle. Türkevi Araştırmalar Merkezi’ni (TAM), sosyolog Talip Küçükcan beyle birlikte, bilimsel araştırmalar yürütmek, stratejik analizler yapmak, bilim, siyaset ve medya dünyası ile kamuoyuna tarafsız ve doğru bilgiler vermek amacıyla 2004 yılında kurduk. TAM’ın, eğitim ve insan kalitesinin giderek yükseldiği yeni bin yılda doğru ve güvenilir bilgi üretimine katkıda bulunmayı amaçlayan bağımsız bir bilimsel araştırma merkezi olduğundan kimsenin kuşkusu olmasın.
TAM, Hollanda ve Avrupa’da yaşayan Türkler’in sorunlarına sürdürülebilir çözümler üretmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, Avrupa değerlerinin Türkiye’de, Türk kültür ve uygarlık birikiminin ise Avrupa ülkelerinde tanıtılmasını sağlayarak Türkiye-Avrupa Birligi ilişkilerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Bu amaca yönelik olarak TAM, Avrupa’daki eğitim, araştırma, düşünce kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile ortak çalışmalar yürüterek doğru ve nitelikli bilginin üretilmesine imkan sağlamakta, ulusal ve uluslararası bilimsel araştırma projelerini desteklemekte ve üretilen bilginin daha geniş kitlelere ulaştırılması için yayın, sempozyum ve konferans faaliyetlerinde bulunmakta ve yetkin bilim adamları yetiştirilmesi için imkânlar sağlayarak nitelikli insan gücüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. TAM, başta Hollanda olmak üzere Avrupa ve Türkiye’deki siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeleri bilimsel yöntemlerle izleyerek bilim adamı, yöneticiler ve medya için bilgi birikimi sağlamayı amaçlamaktadır.

Hollanda’da on üç yıldır kapsamlı etkinlikler sürdüren Türkevi Derneği’nin bir üst kuruluşu olarak etkinliklerine başlayan TAM bilimsel araştırma projeleri yanında Hollanda başta olmak üzere Avrupa’daki Türk toplumu, Türkiye-AB ilişkileri, Türk kültürü ve uygarlığı hakkında uluslararası araştırma, yayın, sempozyum ve konferans etkinliklerinde bulunacaktır. TAM, bilimsel ve nitelikli bilgi üretilmesine katkıda bulunmak amacıyla araştırmacı yetiştirecek, araştırma kütüphanesi ve dokümantasyon ünitesi kuracak, ihtiyaç duyulan konularda kamuoyunu aydınlatacak görüşler hazırlayacaktır.”

Veyis Güngör eski Başbakan Balkenende’ye Hz Meryem DVD Belgeselini veriyor

BUNDAN SONRA YAPILACAKLAR

- Peki, bundan sonra Türkevi Araştırmalar Merkezi olarak yapacağınız etkinlikler konusunda bilgi verir misiniz?

-” İsterseniz önce yayınlarımızda söz edeyim: Bildiğiniz gibi Mesnevi’yi uzun ve yorucu bir çalışmadan sonra Hollandacaya tercüme ettik ve yayınladık. Bu yıl ikinci başkısını gerçekleştirdik. İkinci baskısında altı cild bir arada, büyük boy tek kitap olarak yayınladık.

Diğer taraftan, Anadolu Evliyaların Piri olan, Türkistanlı Hoca Ahmet Yesevi’nin hayatını, görüşlerini, Türklerin Orta Asya’dan yayılmalarını konu alan ‘Ahmet Yesevi’ kitabını Hollandaca olarak yayınladık. Önümüzdeki günlerde organize edeceğimiz “Türk kültüründe Tasavvuf ve Ahmet Yesevi” konulu bir çalıştayla kitabı kamuoyuna ve kitap severlere tanıtacağız.

UNESCO’un dünyada kaybolan diller arasına aldığı Nogayca ‘Akşa Nenem’ adında bir hikaye kitabı yayınladık. Hollanda’da yaşamakta olan Nogayların kurduğu Nogay Vakfıyla birlikte yürüttüğümüz bu proje çerçevesinde, bir de ‘Hollanda’da Nogaylar’ belgeselini hazırladık. Ankara’da ve Amsterdam’da organize edilecek programlarla bu kitap ve belgeselin tanıtımı yapılacak.

Bu arada, benimle son yirmibeş yılda yapılan ve çeşitli gazetelerde yayınlanan Avrupa’da Anadolu kitabımın Amsterdam’da bir tanıtım programı olacak.

Hollandalı yazar Mohamed El Fers’in hazırladığı ve Konya Selçuklu Belediyesiyle ortaklaşa yayınladığımız ‘13’üncü Yüzyıl Konyası’na Seyahat’ adlı kitabın tanıtımı Mayıs ayında Konya’da yapılacak.

Yayın faaliyetlerimizin yanısıra önümüzdeki dönemde yapacaklarımız ise gerçekten çok önemli. İlk etapta Mesnevi’nin nasıl okunacağına dair bir kurs-öğreti planladık. Mart ayı içinde başlayacak olan 10 bölümlük bur kurs için duyurulara başladık. Büyük bir ilgi göreceğini umuyorum. Yunus Emre, Dede Korkut, Hacı Bektaş Veli programlarımız sırada.
Diğer taraftan, Leonardo Da Vinci projesi çerçevesinde Lahey Büyükelçiliğimizin Basın Müşavirliği, Hollanda Gazeteciler Cemiyeti ve Avrupa Kopmisyonun hazırladığı ‘Yerel Medya AB ile Buluşuyor’ programının bir bölümünde ‘Hollanda’da Türkçe Medya’ konulu bir çalıştay düzenlenecek.

Hollanda’nın kurtuluş yıldönümü 5 mayısta “Özgürlük Yemeği” düzenlecek. Gençlere yönelik olan bu programda özellikle göçmen gençlerin bu konuda görüşlerine yer verilecek.

Mayıs’ın sonunda, her yıl katıldığımız ‘3. Dünya Türk Forumu’ organize edilecek. Türk Dünyası Akil Kişiler toplantısının da yapılacağı Forum’da “Kültür Diplomasisi; Yeni Araçlar ve Modeller”, “Türk-Ermeni ilişkilerine Tarihsel Bakış” ele alınacak.

Hollanda’ya göç’ün 50. Yılı çerçevesinde ise yıl boyu çeşitli faaliyetlerimiz olacak. Bunların başında, 24, 25, 26 Haziran’da Türkiye’den 5o akademisyenin katılacağı uluslararası ‘Göç’ün 50. Yılında Hollanda Türkiye İlişkileri’ konulu bir sempozyum organize edilecek.
Diğer taraftan, ‘Sivil Toplum’da 25. Yıl’ konulu bir belgesel hazırlanacak. Göç çerçevesinde “Üçüncü Nesilden Birinci Nesile Mektuplar” konulu bir ödüllü kompozisyon yarışması organize edilecek.

Veyis Güngör Bosna Başbakanına DÜNYA’yı gösteriyor

- Yapmayı planladığınız bu etkinliklerin tamamı ‘Türkevi Araştırmalar Merkezi’ adına mı yapılacak?

-”Evet, bundan sonraki faaliyetlerimizi Türkevi adı altında sürdüreceğiz. Ancak bizim uzun süredir devam ettirdiğimiz ve birikte çalıştığımız partner kuruluşlarımızda bazı faaliyetlerde görev alacaklar.”

- Yurttaşlarımız için son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

-” Tabii ki var. İnsanımıza hizmet sadece bir çatı altında yapılmaz. Ben UETD’ye başkan olmadan önce de milletimiz ve insanlık için etkinlkler yapıyordum. 25 yılda 101 eser yayınladım. Şimdi, çok değer verdiğim arkadaşlarımla birlikte Türkevi çatısı altıında hizmetlerimizi sürdüreceğiz.”

-Size yeni görevlerinizde başarılar diliyoruz.

-” Ben de sizlere teşekkür ediyorum. Milletimizin her türlü sorunları ile ilgilenmeye devam edeceğimi de sizin kanalınızla duyurmuş olayım.”

Veyis Güngör Kıbrıs sempozyumunda

Veyis Güngör,Pekin’de öğrenci hareketini başlatan Orkes Nur Muhammet Deleti ile

Veyis Güngör ve Kosova Çevre Bakanı Mahir Yağcılar

www.ilhankaracay.com

If you no longer wish to receive our newsletter, please click here to unsubscribe.

Yeni MEB Yasasını Değerlendiren DES; Milli Eğitimi, Eğitimci Bürokratlar Yönetsin!


Milli Eğitimi, Eğitimci Bürokratlar Yönetsin!

Geçen hafta TBMM’den geçerek köşke gönderilen ‘Milli Eğitim Temel Kanunu ile Dershanelerle ilgili düzenlemeleri’ içeren yasaların Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanmasını, eğitimde cumhuriyet dönemi boyunca yapılmış en kapsamlı personel reformu ve devrim olarak gördüklerini söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Topal, “Başbakanımız Sayın Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanımız Sayın Avcı’nın eğitim sistemindeki böylesi büyük bir reform hareketinden sonra geçmişteki hatalardan ders alarak eğitimde vizyoner bir rönesans dönemi başlatmasını bekliyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’na eğitimci bürokratların atanmasını ve tebeşir tozu yutmuş eğitimcilerin Milli Eğitim Bakanlığı’nı yönetmesini istiyoruz” diye konuştu.

BİNLERCE BÜROKRATA ÇALIŞTIRMADAN YÜKSEK MAAŞLAR ÖDENİYOR!

Yeni Milli Eğitim Temel Kanunu ile birlikte atıl durumda bekleyen ve sayıları her geçen gün artan eski bürokratların biran önce eğitim uzmanı kadrolarına atanıp yahut öğretmen yetersizliği nedeniyle dersleri boş geçen okullarda görevlendirilip eğitime kazandırılması gerektiğini söyleyen DES Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Topal, “Geçmiş hükümetler döneminden beri atıl vaziyette bekleyen, birikimlerinden istifade edilmeyen ve kendilerine yüksek maaşlar ödenen yüzlerce binlerce eski bürokratlar bulunuyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’ün anılan yasayı onaylamasıyla birlikte boşa çıkan yüzlerce bürokrat daha havuza alınmış olacak. Milli Eğitim Bakanlığının kurum hafızasının ve birikimli, donanımlı insan kaynağının heba olmaması için tüm bu eski bürokrat arkadaşlarımızın eğitim sisteminin tüm derece ve kademelerinde en efektif şekilde değerlendirilmesi gerekir. Aksi halde bu kadar insana boş yere maaş verilmesi bir yana dersleri boş geçen onbinlerce öğrencimize büyük bir haksızlık yapılmış olur” dedi.

MÜSTEŞAR HARİÇ HERKES HAVUZA ALINDI!

Yeni yasayla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Sayın Yusuf Tekin hariç tüm bakanlık ve taşra bürokratlarının ve ardından birçok okul yöneticisinin dahi görevlerinin sona erdiğini hatırlatan DES Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Topal, şu öneri ve tespitlerde bulundu;

YENİ YASA EĞİTİMDE BİR FIRSAT OLARAK PLANLANABİLİR!

Yeni Milli Eğitim Temel Kanunu ile birlikte yapılan düzenlemelerin ‘tasfiye ve kadrolaşma’ gibi kolaycı ve ideolojik eleştirilere kurban edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Biz bu sürecin eğitim sisteminde ‘reform ve yeniden yapılanmaya’ doğru atılmış önemli bir adım olarak planlanmasını ve alt yasal çalışmaların içinin doğru doldurulması durumunda önemli bir fırsat ve kazanımlara vesile olacağına inanıyoruz.

80 – 90 YILLIK ESKİMİŞ YASALARDAN KURTULDUK!

1930 yılında çıkarılmış 1702 ve 1943 yılında çıkarılmış 4357 sayılı yasaların yürürlükten kaldırılması ‘maaş kesimi, derece ve kademe indirilmesi, meslekten çıkarılma’ gibi cezaların güncellenmesi iyi olmuştur. Çünkü Milli Eğitim Kanunlarının kahir ekseriyetinde kullanılan ifadeler, terim ve isimler dahi eskimiş ve karşılığı kalmamıştı. Yani günümüz ihtiyacına cevap veremiyor, karmaşa ve kao

sa neden oluyor ve sık sık genelgeler çıkarılmasına neden oluyordu.

YENİ YASANIN İÇİNİ DOĞRU DOLDURMAK DAHA ÖNEMLİ

Soruşturma ve disiplin konularında da çok sorun çıkıyordu. Bu nedenle bu yasaların tedavülden kaldırılması iyi oldu. Öğretmenlik mesleğinin özel bir kariyer mesleği olması hasebiyle Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’nın merkez ve taşra teşkilatı personelinin, öğretmen ve yöneticilerin; atanmasını, görev ve sorumlulukları, ödüllendirilmeleri, cezalandırılmaları ve gerekli tüm düzenlemeleri içeren çağdaş, demokratik ve eşitlikçi özel kanun ve yönetmelikleri biran önce çıkararak sürecin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasını sağlamasını bekliyoruz.

HESAP VERİLEBİLİRLİK SAĞLANABİLİR

Aday öğretmenlerin adaylık süresinin sonunda yazılı ve/veya sözlü sınava alınacak olması kaliteli eğitim adına önemsenmelidir. Okul ve kurum yöneticilerinin dört yıllığına valiler tarafından görevlendirilecek olması, çalışma arkadaşlarını kendisinin seçecek olması profesyonel ve hesap verebilen bir yönetim anlayışına geçiş anlamında değerlendirilmelidir.

OKUL MERKEZLİ EĞİTİM GÜÇLENİR

Dershanelerin maddi manevi kayba uğramaması için gerekli önlemlerin alınmasıyla birlikte devlet okullarının cazibe merkezi haline getirilmesi, sınav hazırlık kurslarının devlet okullarında ücretsiz hale getirilmesi devlet okullarındaki öğretmenlerin gelişmesi, saygınlığı ve ek ücret alması perspektifinde değerlendirilmelidir. Bu manada yapılan denetim birimlerinin tek merkezde toplanması daha disiplinli ve amaca yönelik bir denetim mekanizmasının işlemesini de sağlayabilir.

FIRSAT OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ

Ülke menfaatleri doğrultusunda ve öğrenci merkezli bakıldığında ve kanun maddelerinin içinin doğru ve isabetli bir şekilde doldurulması halinde bu yasa eğitim sistemimiz açısından tarihi bir fırsat haline gelebilir. Görevde yükselme, müdürlük ve yarışma sınavlarının nitelikli, çalışkan ve kendini geliştiren öğretmenlerimize eşitlikçi ve demokratik fırsatlar sunmasını da hayati bir unsur olarak görüyorum. Görevde yükselme ve terfilerde demokratik ve eşitlikçi kriterler getirilmesi çok önemlidir.

EŞİTLİK, ADALET VE ŞEFFAFLIK İSTİYORUZ!

Özel okul ve etüt merkezlerine teşvik verilmesi, halk eğitim merkezlerinin dershanelerin görevini yapacak olması ve tüm öğrencilere ücretsiz destek eğitimi verecek olmasını önemsiyoruz. Fakat bir o kadar önemli olan hususta tüm öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının atama, görevde yükselme ve terfilerde eşit, adil, demokratik ve şeffaf ölçütlerle, yönetmeliklerle muhatap olması yani hiç kimsenin hakkının yeninmemesidir.

DES; Milli Eitim Bakanln Eitimci Brokratlar Ynetsin!.doc

ORDU GÖREVİNİ YAP! Bir ülkenin başbakanı ortaya çıkıp PKK görevini yapıyor diyorsa; Muhalefet sessiz kalıyorsa, Medya duymuyor sessiz kalıyorsa, Ordu görevini yap mak zorunda.. Bir ülkede Özel Yetkili Mahkemeler durmadan adam tutukluyorsa; Muhalefet s essiz kalıyorsa, Medya duymuyor sessiz kalıyorsa, Ordu görevini yapmak zorundadır..


On Saturday, March 8, 2014 9:13 PM, Timur Eren <mustafakemal.selanik1881@gmail.com> wrote:

ORDU GÖREVİNİ YAP!

Bir ülkenin başbakanı ortaya çıkıp PKK görevini yapıyor diyorsa;

Muhalefet sessiz kalıyorsa,

Medya duymuyor sessiz kalıyorsa,

Ordu görevini yapmak zorunda..

Bir ülkede Özel Yetkili Mahkemeler durmadan adam tutukluyorsa;

Muhalefet sessiz kalıyorsa,

Medya duymuyor sessiz kalıyorsa,

Ordu görevini yapmak zorundadır..

Bir ülkede askere polise teröriste vur emri verilmiyorsa;

Her gün durmadan asker, polis, sivil şehit oluyorsa,

Muhalefet sessiz kalıyorsa,

Medya duymuyor susuyorsa,

Ordu görevini yapmak zorundadır..

Bir ülkede tüm kurumlar tek kişinin emriyle hareket ediyorsa;

Muhalefet pısmış susuyorsa,

Medya pısmış susuyorsa,

Ordu görevini yapmak zorundadır..

Bir ülkede yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik al başını gidiyorsa;

Muhalefet kayıtsız susuyorsa,

Medya umursamaz susuyorsa,

Ordu görevini yapmak zorundadır..

Nedir ordunun zorunlu görevi:

Ordu grevini yap.doc

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

İstihbarat Dünyası

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 3.060 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: